
TÜRK DEVLETLER TEŞKİLATININ (TDT) ORTAK TÜRK ALFABESİNİ OLUŞTURMASI JEOPOLİTİK AÇIDAN NE ANLAMA GELİYOR?
Doç. Dr. Güray ALPAR
Sosyal ve Kültürel Antropolog
Türkçe, dünyada yaklaşık 43 ülkede konuşulan bir dil olarak, neredeyse 400 milyona yakın kişi tarafından farklı şekillerde konuşuluyor. Ancak, belirli coğrafyalar dışında herkesin birbirini rahatlıkla anladığı söylenemez. Dil, inanç ve tarih birbirini tamamlayan ayrılmaz bir bütündür. Dil ise şüphesiz bir ulusun kimliğidir. Kimliğini kaybeden uluslar geçmişleri, geçmişlerini kaybedenler ise geleceklerini kaybederler. Diğer taraftan dil, zamanla ekonomik bağlar oluşturmada da kuvvetli bir temeli oluşturur.
Türk Dünyasında dilde ve kültürde ayrılığın değişik sebepleri ortaya konulabilir. Bunların bazıları doğal olmakla birlikte çoğu zaman bilinçli bir ayrıştırma sürecine maruz kalındığı bilinmektedir. “Türkistan” kelimesi, tarih boyunca genel olarak “Türklerin yaşadığı coğrafya” anlamında yaygın olarak kullanılan bir tabir olmuştur. “Türkistan” yerine “Orta Asya” deyiminin kullanılması ise Rusya sponsorluğunda araştırmalar yapan, Alman bilim insanı Alexander Von Humbolt tarafından 1843 yılında, coğrafi açıdan Türk halklarını bölme maksatlı olarak, literatüre sokulmuştur (Alpar, 2024).
Bunun ardından ise en önemli husus dil konusu olmuş ve uzman bir ekip tarafından geliştirilen tekniklerle Türk Dünyası dil yoluyla da birbirinden ayrılmaya çalışılmıştır. Zengezur örneğinde olduğu gibi bu insanların birbiri ile irtibata geçmesi ulaşım yoluyla da engellenerek, kültürel anlayış yanında ekonomik yönden de ayrışma dünyada eşi benzeri görülmemiş bir ilkel düşünce doğrultusunda tamamlanmıştır. Günümüzde dahi ne yazık ki çoğu aynı coğrafyada yaşayanlar tarafından olmak üzere ayrıştırma faaliyetleri bilinçsiz bir şekilde ve kendilerine zarar verse dahi sürdürülmektedir. Bunun manası, bu coğrafyalardaki insanların acı çekmesi, çatışmalar, bölünmeler ve fakirleşmesidir. Asıl sorun art niyetli olarak bu tür doğal oluşumların önüne geçilmesidir ki bunun kötü sonuçlarını son 150 yıldır açıkça görüyoruz.
Diğer taraftan, 150 milyonluk İngiliz Devletler Topluluğu ülkelerinin (Commonwealth of Nations), ortak dil olarak ingilizceyi konuşmalarına ve bunu kültürel ve ekonomik alana taşımalarına kimse itiraz etmemektedir.
Mantıklı bir şekilde düşünüldüğünde, belirli bir coğrafya üzerinde yaşayan insanların, bir araya gelmesinde, geçmişte olduğu gibi ortak bir kültürel ve ekonomik alan oluşturmasında, bir sıkıntı olamaz. Bir araya gelmenin ve yakınlaşmanın bölgede; barışa, istikrara ve refaha hizmet edeceği de söylenebilir.
Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından, 1991 yılında Antalya’da başlatılan çalışmalarla, ortak bir Türk alfabesi oluşturulması kararı alınmış ve uzun süreli bir uğraşı sonucu, 09-11 Eylül 2024 tarihinde Bakü’de, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) kurduğu Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu’nun 34 harften oluşan Ortak Türk Alfabesi önerisi üzerinde uzlaştığını duyurulmuştur (Kusainova, 2024). Önerilen alfabedeki her harf, Türk dillerinde bulunan farklı fonemleri temsil etmektedir.
Türklerin ilk alfabesi olan Göktürk/Köktürk bir başka deyişle Orhun Alfabesi de 38 harften oluşmaktaydı. Halen; Kazakistan ve Özbekistan alfabesi 33, Türkiye ve KKTC alfabesi 29, Azerbaycan 32, Tataristan 35, Bakurdistan 42, Gagauz 31, Tuva 18, Uygur 14, Kırgızistan 36, Türkmenistan 38 harften oluşuyor.
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tataristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilk etapta, ortak alfabeyi kullanma kararı alan ülkeler. Ortak Türk Alfabesi, bir taraftan Türk halkları arasında karşılıklı kültürel anlayış ve işbirliğini teşvik ederken, onların dil mirasını da korumayı amaçlamaktadır. Öncelikle şunu ifade edebiliriz ki, alfabenin 29 harften 34 harfe çıkması, Türk dünyasındaki ortak kelimelerin Anadolu’da yeniden canlanmasını sağlayacaktır.
Çalışmaların daha başlangıç aşamasında olduğu açıktır. Şunu da burada belirtmekte yarar vardır ki bu söylenenler hiç de kolay olmayacak, karşı çıkanlar, engelleyenler, geciktirenler ve direnenler olacaktır. Bu çalışmaların dirayetli, ileriyi gören vizyoner bir akılla geliştirilmesi ve kaderde, kederde ve mutlulukta bir olunacak diğer alanlara yayılması gerekmektedir. Ardından şüphesiz ortak bir tarih anlayışını oluşturma çalışmaları gelecektir. Bunun ekonomik alana yansıyarak bölgesel refaha olan katkısı ise zamanla ortaya çıkacaktır.
Bu vesile ile tarihte tek dil ve ortak alfabe düşüncesini ilk gündeme getirenlerden birisi olarak fikir adamı ve eğitimci Gaspıralı İsmail’i (1851-1914) bir kez daha hatırlatmakta ve saygıyla anmakta fayda var. Gaspıralı, Türkçeye yabancı unsurların girmesini gereksiz görüyor (Akçura, 2014: 87-89), diğer bölgelerdeki Türk halklarına hitap ederken, dilin aslına sadık kalırken o bölgeye ait şive ve üslup kullanıyordu (Kırımlı, 2010: 39-42). Gaspıralı İsmail’in “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” ifadesi ise varmak istenilen noktayı göstermesi açısından değerini her zaman muhafaza ediyor.
Sonuç olarak, ortak alfabe ve bunun oluşturacağı olumlu sonuçlar zaman içinde ortaya daha da fazla çıkmaya başlayacaktır. Bunun bölgesel barış, istikrar ve kardeşliğe dönüşmesi ise aynı şekilde görülecektir. Bölgesel kötü kaderi tersine çevirmenin bir yolu da bu olsa gerek…
Kaynakça:
Akçura, Yusuf. (2015). Türkçülük, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık: İstanbul.
Alpar, Güray. (2024). Güç Merkezlerinin Mücadelesi ve Avrasya’da Büyük Kırılma, TASAM. 9’uncu İstanbul Güvenlik Konferansı (23-24 Kasım 2023), Bildiri Tam Metni: İstanbul. https://tasam.org/tr/Icerik/72578/guc_merkezlerinin_mucadelesi_ve_avrasyada_buyuk_kirilma.
Kırımlı, Hakan. (2010). Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler, Türk Tarih Kurumu: Ankara.
Kussainova, Meiramgul. (2024). Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu, 34 harften oluşan Ortak Türk Alfabesi önerisi üzerinde uzlaştı. www.aa.com.tr/11.09.2024.