İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Ocak 31, 2026 11 dk okuma

SURİYE’DE YPG İLE ANLAŞMA VE GÜVENLİĞİN GARANTİSİ

Suriye 1
Ocak 31, 2026 11 dk okuma

SURİYE’DE YPG İLE ANLAŞMA VE GÜVENLİĞİN GARANTİSİ

Suriye uzun yıllar baskıcı diktatör bir azınlık rejimi olan Esad Rejimlerinin zulmü ve yaşadığı iç savaş sonrası ilk defa imzalanan anlaşma ile barışa ve huzura bu kadar yaklaştı. Peki bu anlaşma ne kadar kalıcı, güvenilir ve Suriye halkının güvenliğini hangi ölçülerde garanti ediyor?

Öncelikle YPG/PKK terör örgütü, DAEŞ’e karşı mücadele ettiği algısını oluşturarak ya da maksatlı olarak oluşturularak büyük bir beklenti içerisine sokulmuştu. Aslında örgüt buna kendisi inanmak istemişti. Örgüt DAEŞ’ karşı gerçekten başarılı mıydı? Bu tartışma konusu. Olayları biraz olsun takip edenler, o dönemde DAEŞ karşısında örgütün fazla bir direnç göstermeden süratle gerilediğini ve yok edilmek üzereyken, ABD ve beraberindeki ülkelerin hava desteği ile son anda kurtarıldığını çok iyi bilirler. Ancak o dönemde bazı devletlerin bölgeye müdahale için birilerine ihtiyaçları vardı ve böylesi bir ortamda başarı bu örgüte mal edilerek gereksiz kahramanlık hikayeleri yaratıldı. Üstelik bir kısmı ülke dışından gelen YPG/PKK unsurlarının sayıları da yetersiz olunca, bunu gizlemek adına ABD tarafından başka bir formül de bulundu ve Fırat Nehrinin doğusundaki Arap aşiretleri ile Türkmenler ve diğer bütün azınlıklar bir araya toplanarak sözde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında bir yapı oluşturuldu. Sonra da bu oluşuma, o zamana kadar ABD bütçesinden sağlanan kaynaklar yanında, Suriye’nin yoğunlukla bu bölgede bulunan enerji ve maden kaynakları da tahsis edildi. Örgüt fazla para almak adına gücünü çok üstünde gösterdi ve yüzbinlerce kişi adına aldığı paralarla gücüne güç kattı. Suriye enerji kaynakları da tahsis edilince örgüt aslında tüm Suriye halkına ait olan kaynaklara beklemediği bir şekilde sahip olmuş oldu. Doğal olarak sağlanan siyasi, ekonomik ve askeri destek dünyanın değişik ülkelerinde medya desteği ile de birleşince örgüt fazlasıyla şımardı ve kendi gücünün ötesinde bir noktaya erişti. Suriye Esad rejimi ile işbirliği ile boşaltılan bu bölgeye sözde hâkim olan ve İran’a bağlı mezhepsel unsurlarla da belli konularda görüş birliği sağlayan örgütün güç zehirlenmesi altında büyük iddiaları taşıması ve etrafına tehditlere varan girişimlerde bulunmasının temel nedeni de buydu.

Gerçekte ise terörist örgütün elinde ABD gücü dışında gerçek bir güç yoktu. 26 milyon nüfusa sahip Suriye’de, dışarıdan gelenler hariç 1.5 milyon gibi bir nüfusa sahip Kürtler, Türkmenlerden bile az ve %5 civarında bir orana sahip. Üstelik bunların bir kısmı da YPG/PKK unsurlarından rahatsız. Suriye’de yaşayan ve yıllarca Esad rejiminden zulüm görüp yok sayılan Kürt halkını terörist unsurlardan kesin olarak ayırt etmek ve onlara insanca yaşam koşullarını sunmak gerekiyor. Suriye Ordusunun giriştiği harekatta da ayrıntılı olarak görüldüğü gibi YPG’nin düzenli ordu eğitimleri de oldukça kötü. Denetim yok ve ellerindeki silahlarla baskı kurduğu bölge halkının çoğu kendilerine saygı duymuyor. 100 kilometrelik bir alandan yaklaşık 2 saatte çekilme ve birkaç günde bile yıllarca hazırlandığı alanı muhafaza edememe konusu yanında ele geçen milyarlarca doların nerelere harcandığı da denetleme dışı ve muhtemelen de araştırılmayacak bile. Trump’ın “onlara hiçbir söz vermedik ama çok para ödedik. DAEŞ’le bizim yaptığımız mücadeleyi kendilerine mal ettiler” sözlerini iyi analiz etmek gerekiyor. Diğer yandan DAEŞ ile etkin bir şekilde havadan ve karadan mücadele eden tek NATO ülkesinin de Türkiye olduğunu burada hatırlatmak gerekiyor.

PYD/PKK terör örgütü bölgede belli amaçlar için kurdurulmuş suni bir örgüttü ve değişen jeopolitik ortamda artık kendisine ihtiyaç duyulmayan bir konuma düşmüştü. Üstelik sürekli olarak DAEŞ’e karşı sadece kendisinin mücadele ettiği propagandasını yapıyor ve hapiste tutulan DAEŞ’lileri ortalığa bırakmakla tehdit ediyordu. Hatta daha da ileri giderek bazılarını serbest bıraktığı da görüldü. Kısaca terör örgütü kendi gücünün dışarıdan geldiğini ve değişen koşulları anlamakta güçlük çekmişti veya bazı üst düzeydeki mensupları bunu diğerlerinden gizlemişti.

Zaten bu yüzden terör örgütüne dış desteğin kesilmesi, terörü kullanarak bir yerlere varmaya çalışanlar üzerinde büyük bir şok etkisi yaratmıştı. En fazla tepki gösterenler ise terör ve karışıklık ortamından en fazla faydalanan kesimdi. Peki kaynaklar olmadan şimdi ne yapacaklar ve eski mutlu günlerini nasıl devam ettireceklerdi? İşte ağırlıklı olarak bunlar destekçilerini harekete geçirmeye, eskiden olduğu gibi bazı ülkelerden ihtiyaç duydukları kolay desteği yeniden sağlamaya çalıştılar, direndiler, yaktırdılar yıktırdılar ancak o şaşalı jeopolitik desteğin artık olmadığını hayal kırıklığı içinde bizzat gördüler. Artık herkesin anlaması lazım ki bölgedeki sorunlar bizzat bu bölge insanının bir araya gelmesi ile akılcı bir şekilde çözülmek zorunda…

Suriye ve çevresindeki bölge kültürel ve tarihsel açıdan birçok çeşitliliği bünyesinde barındırıyor. Böylesi bir bölgede inanç ve kültürel grupların bir arada huzur ve barış ortamında yaşaması da önem kazanıyor ve akılcı çözümler gerektiriyor. En zararlı ve rahatsız eden, kolay çözümler ise başka ülkelerden alınacak geçici desteklerle kısa süreliğine baskın konuma geçme ve avantajlar sağlama isteği geliyor. Bunlar çok tehlikeli ve genelde çözümsüzlük, karışıklık ve acılara neden oluyor. Tarihi, kültürel ve ekonomik geçmişe hâkim bölge gerçeklerini bilen ve etrafı ile barışa dayalı olumlu ilişkiler kurabilen toplum liderlerine ihtiyaç olduğunu sık sık ortaya koymamızın asıl nedeni de tam olarak buna dayanıyor.

Başlangıçta da ifade ettiğimiz üzere uzun süreli sıkıntılı bir dönemden geçen Suriye’nin bir an önce bir araya gelmesi ve kendisini toparlaması gerekiyor. Bu sadece Suriye’nin değil etrafındaki coğrafyaların da güvenliği ve huzuru için gerekli. Ancak bunun için omuzunda bir kaleşinkof tüfeği ve elinde bir patlayıcı düzeneği olan ve çocuk, kadın ve sivil demeden gözünü kırpmadan kullanan terörist unsurlardan ve bu teröristlerin kahramanlaştırılmasından artık kurtulmak gerekiyor. Unutmayalım ki bu anlayışa sahip olmadığımız sürece kalıcı barış ve huzuru hiçbir zaman sağlama imkanına sahip olamayız.

Doğal olarak Suriye’de hükümet güçleri ile SDG arasında varılan anlaşma birçok ülke tarafından ve bölgede yaşayanlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Ülkede yaşayan herkesi kucaklayan, hiçbir inanç ve etnik grubu dışlamayan demokratik bir Suriye herkesin özlemi. Anlaşmadaki birçok konu yanında kültürel özgürlüklerin azınlıklar için tanınması ve yerlerinden edilen insanların dönüşünün sağlanması da güzel bir gelişme gibi gözüküyor ancak istismar edilebilecek ve kötüye kullanılabilecek bazı hususlara dikkat çekmek de gerekiyor.

Öncelikle anlaşmayı SDG adına imzalanan kişi 20 yıl PKK terör örgütü bünyesinde yer almış bir şahış: Mazlum Abdi. YPG’nin Fırat’ın doğusuna çekilme sonrası sürekli olarak Suriye Ordusunun azınlıklara yönelik bir katliam yapılacağı propagandasını yapmaya çalıştı ancak Suriye Ordusu ve yönetimi başlangıçtan beri böyle kışkırtmaların ve oluşumların dikkatle dışında kaldı. Üstelik süreç boyunca karşı tarafı tahrik eden, baskı ve saldırıları gerçekleştiren tarafın YPG olduğu görüldü. Mazlum Abdi’nin “Halkımıza karşı büyük bir katliam tehdidi vardı. Bunun önüne geçmek için elimizden geleni yaptık. Uluslararası güçlerin bu katliamın önünü alacak pozisyonda olmadığını gördük ve halkımızın haklarını korumak için böyle bir anlaşma yaptık.” beyanı ise bu provokatif gerçeği ortaya koyması yanında kendi başarısızlığını da örtmeye yönelik bir itiraf niteliği taşıyor.

Bunun dışında bazı merkezlerde tugaylar esaslı ayrı bir oluşumun yeni anlaşma ile korunmuş olması, bir noktada güvence gibi gözükmesine rağmen, istismar edilebilecek ve zaman zaman garantör gibi lanse edilen devletleri ülkenin içişlerine müdahaleye sevk edebilecek bir husus gibi görülmektedir. Bir ülkede ayrı mekanizmaların olması çoğu zaman yavaşlatıcı ve çatışma ortamlarını oluşturucu niteliğe dönüşme riskini de beraberinde getirir. Ayrı ellerden ve farklı komuta kanalları bölgede olan gruplar yanında, dönecek olanlar üzerinde baskı mekanizması oluşturabilir ve aynı emir komuta altında hareket etmesi gereken askeri unsurları farklı emir komuta kanallarına yöneltebilir. Üstelik bu mekanizma içinde terör ve baskı geçmişi bulunanların olması başlı başına bir riski barındırır. Örneğin daha şimdiden sözde özerk yönetim dış ilişkiler dairesi eş başkanı İlham Ahmed tarafından, YPG içinde yer alan, Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) bir parçası olarak kalacağını açıklanması da bariz bir alışkanlığın devamı izlenimi veriyor.

Yine anlaşma sonrası Mazlum Abdi’nin söylemleri arasında yer alan: “Kazanımlarımız korunacak. Amaçlarımız var, onlara ulaşmak için mücadele devam edecek. Her yerde kararlar yerel meclisler tarafından alınacak. Kürtlerin olduğu kentlerde yönetimler devam edecek. Devrimin kazanımları korunacak. Bazı eksikler var, onlar içinde mücadele edeceğiz. “ ifadeleri de ileride sorun yaratmaya yönelik istismar edilebilecek konular arasında. Tabi ki insanların kültürel haklarının garanti edilmesi ve yerelden yönetim önemli ancak bu ülkenin yapısına ve gelişmesine asla zarar vermemeli ve ayırıma yol açmamalı. Bu nedenle bir an evvel Suriye’de özgür seçimlerin yapılması, baskı olmadan hür irade ile insanların terörist geçmişi olmayan insanları yönetici olarak seçmesi ve ayrılık için kullanılabilecek çekişmelerin birleştirici ve bir arada barış ve huzur içinde yaşamaya dönük söylemlere dönüştürülmesi oldukça önemli gibi gözüküyor.

Sonuç olarak Suriye’de gelişmeler ve bir araya getirici oluşumlar sevindirici. Ancak durumun bir an önce normalleşmesi ve nefret söylemlerinin sona erdirilerek, ülkesel bütünlüğün ve gücün tamamının kalkınma çalışmalarına yönlendirilmesi de gerekiyor. Bu nedenle herkesin mutlu olduğu ve haklarının garanti altına alındığı demokratik bir yönetimin oluşturulması yerine kısa süreli kurnazlığa dayalı çözüm arayışlarının insanları gelecekte de mutsuz edeceğinin akıldan çıkarılmaması gerekiyor.

PAYLAŞ: