KURALSIZLIK DA BİR KURALDIR: YPG, NATO, DAVOS VE ABD ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİ BELGESİ
Olayları birbirine bağlamayı ve anlamlı hale getirmeyi seviyoruz.
Kuralsızlık da bir kural olabilir mi? Ezberler üzerinden giderseniz olayları anlamlandırmakta zorluk çekersiniz.
Kanada Başbakanı Mark Carney eski dünya düzeninin artık “geri gelmeyeceğini” söylerken, belki de “yeni düzeni” en iyi anlayan kişiydi. Oysa Fransa Cumhurbaşkanı Macron olayı daha anlayamamış ve sanki yıllardır Fransa her şeyi kuralına uygun yapıyormuş gibi “kuralsız bir dünyaya gidiş” gibi bir değerlendirme yapmıştı. Makron’un anlayamadığı aslında kuralsızlığın kendisinin de bu dünyada bir kural olduğuydu ve kuralsızlık dediği şeylerin, doğru ya da yanlış, bizzat planlı bir şekilde yapılıyor olabileceğiydi. Buradan hareketle aşırılıkları normalleştirme ile tanınan Netflix’in kurucularından Reed Hastings’in Erin Meyer ile birlikte yazdığı “KURALSIZLIK KURALDIR” isimli (Hasting Reed&Meyer Erin. (2023). Kuralsızlık Kuraldır, Çev. Murat Karlıdağ, Doğan Yayınları Yayıncılık ve Yapımcılık Ticaret A.Ş.: İstanbul) kitabını hatırlatmak gerekiyor.
ABD Başkanın Trump, Davos toplantısında ABD’nin NATO’dan hiçbir zaman bir şey almadığını ancak masraflarının tamamını karşıladığını söyledi. Zaten geçtiğimiz yılın sonlarına doğru yayınladığı ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde de Avrupa Medeniyetinin ciddi bir çöküşle karşı karşıya olduğundan ve artık Rusya’nın ABD için bir tehdit oluşturmadığından bahsetmişti. Uzun süredir “Avrupa lider yetiştiremiyor” diyorduk. Tekrar edersek, zaten Rusya’nın ABD için bir tehdit olmaktan uzaklaşması, Avrupa’nın ucuza enerji aldıkları Rusya’ya karşı savaşı ve onun zayıflamasına katkıda bulunmaları gerçeği ile daha iyi anlaşılacaktır. Gerçeği yazanları bazen dinlemez ve geçip gidebilirsiniz ama söylenen gerçekse, eninde sonunda dönüp özür dilemek zorunda kalırsınız.
Güvenlik Strateji Belgeleri laf olsun diye oluşturulmaz ve sanırız birçokları bu belgeyi öylesine okumuş gibi gözüküyor. Bazıları kuralsızlık olarak nitelendirse de bu belge en azından bir süre rastgele oluşturulmuş bir belge gibi gözükmüyor ve içerisinde geleceğe dair kuvvetli emareleri barındırıyor.
Avrupa, II. Dünya Savaşı sonrası ABD yardımı ile ayağa kalkmış ve askeri harcamalarını ABD üzerine yıkarak, bu alana aktarması gereken kaynakları ekonomik alanda kullanmış ve ABD giderek borçlanırken, bugüne kadar onun kesesinden refah içerisinde güzel bir dönem geçirmişti. ABD’nin dış borcu Trump’ın ikinci kez iktidara geldiği dönemde 34 trilyon doların üzerinde ve Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine göre önümüzdeki on yıl içinde ABD’nin dış borcu 50 trilyon dolara ulaşabilir. Bu muazzam bir miktar. ABD’nin en fazla borçlu olduğu ülkeler: Japonya (1.1 Trilyon dolar) ve Çin (759 milyar dolar). Ardından İngiltere (723 Milyar dolar), Lüksemburg (424 milyar dolar), İngiltere’ye bağlı Cayman Adaları (419 milyar dolar), Fransa (382 milyar dolar), İngiliz Milletler Topluluğu üyesi Kanada (379 milyar dolar), Belçika (375 milyar dolar), İrlanda (336 milyar dolar) ve İsviçre (289 milyar dolar) geliyor. Bu arada ABD’nin Almanya’ya da 100 milyar dolara yakın bir borcu var. Trump bu hesapları görünce içi gidiyor. Avrupa’ya öylediği net: Savunma harcamalarınızı artırın ve artık her şeyi bizden beklemeyin. Bu rakamsal tablolar aslında birçok şeyi ve yakın ve orta geleceği ortaya koyuyor. Tabi değerlendirmesini bilene…
Diğer bir tespitimiz ise soğuk savaş dönemi sonrasında ABD’nin Orta Doğu bataklığına gömülmek istenmesi gerçeğidir. Bazıları kendi çıkarları için ABD’nin bu bölgede kalmasını istiyor ve kendilerince korkular ve tehditler yaratıyor. Trump 2019 yılında Irak’a durumu yerinde görmek için geldiğinde, uçağının ışıklarının güvenlik maksadıyla söndürülmesine çok şaşırarak, “Ortadoğu’da son 20 yılda 7 trilyon dolar harcadık ancak inerken ışıklarımızı kapatmak zorundayız. Bu çok kötü.” demek zorunda kalmış ve “indiğimiz Enbar El Esed hava üssünü inşa ederken bile 3 milyar dolar harcamışız. Bu bölgede harcadığımız para bölgeye olumlu sonuçlar vermiyor. Başka ülkelere yardım yapmadan önce kendi altyapımızı yenilemek zorundayız.” açıklamasını yapmıştı. Ancak Trump’a rağmen ABD bölgeden ayrılamadı çünkü trilyon dolarlar bazılarının hoşuna gidiyordu ve ABD’nin borçlanması umurlarında değildi.
Günümüzde bu trilyon dolarlara başka trilyon dolarlar eklenmeye devam ediyor. YPG/PKK ABD’nin bölgede kalmasını istiyor, Fransa’da istiyor hele İsrail hiç gitsin istemiyor. Öbür yandan YPG/PKK eski yöneticisi Ahmet Osman, “Örgüt ABD’yi dolandırdı, sayıları abarttı, aldığı silahları başka örgütlere sattı, alınan fazla paralarda ABD’lilerin de payı vardı” iddialarında bulunuyor. Tespit oldukça zor. Soran yok, denetim yok. Nasıl olsa DAEŞ tehdidi var ve ABD hava desteği olmasa neredeyse yok olacak sözde YPG dünyayı DAEŞ tehdidinden kurtarmış. Sonra da güç zehirlenmesi altında “ABD giderse hapishanelerdeki DAEŞ’lileri salarız” tehdidi. ABD bazıları için gerçekten güzel bir gelir kapısı gibi ve Trump’ın alanda gerçekten gördüğü de bu… Hal böyleyken, ABD’nin artık Avrupa ülkeleri için Ortadoğu’da operasyonlarını beklemek ve ABD’yi yanına alarak onun bütçesinden bölgeyi karıştırma ve keyifli bir şekilde halaylar çekme manzaraları şimdilik azalacak gibi. Terörden çare beklemek ve terörü arkasına alarak sadece bir takım azınlıkların çıkarlarını gerçekleştirmek bir çare olmuyor. Sosyal medya algılarıyla da pek bir yere varılmıyor ve bir toplumun tamamı temsil edilmiyor. Bizce en iyisi bölgede terörü bitirip herkesin huzur içinde yaşayabileceği demokratik bir ortamı geliştirmek ve kültürlerin çatışmasız bir ortamda bir araya gelebileceği ve gücü kalkınmaya ve refaha aktarabilecek ortamları bir arada samimi bir şekilde oluşturmak gibi gözüküyor.
Yeni Güvenlik Stratejisi gayet açık. ABD’nin uydurma tehditler yerine doğrudan karşı karşıya olduğu tehlikelere odaklanan gerçekçi bir stratejik yaklaşımı oluşturmayı hedefliyor.
Washington’ın uzun zamandır Amerikalıların “somut çıkarlarını” ihmal ettiği belirtilen raporda, çok fazla tehdit oluşturmadığı sürece uzak alanlar yerine yakın çevresine odaklanmak isteği açıkça göze çarpıyor. Kısaca: Ütopik idealizm yerine sert gerçekçilik. ABD anavatanının ve Batı Yarımküre’nin güvenliğini öncelikleme.
Artık bundan sonra ABD müttefiklerine daha sınırlı ve daha az bir destek sunacak ve savunmada onların da katkılarını bekleyecek. Başka alanlar ve dünyanın her yanına odaklanma yerine kendi yakın çevresine odaklanmak ve ekonomisini toparlamak istiyor. Kanada, Meksika, Venezuela, Kolombiya ve Grönland gibi bölgelere yönelik beyanları da bunun bariz işaretlerini taşıyor.
Her zaman ifade etmek gerekiyor ki her operasyonun bir faraziyesi vardır. Faraziye çökmezse plan da gerçekleşir. Bazıları buna kuralsızlık dese de eğer çok önemli bir şey ortaya konulmazsa ve faraziye çökmezse, dünyanın geleceği de bir süre böyle şekillenecek gibi. Bazılarının alıştığı düzen değişecek ama Carney’in sözlerine de atıf yaparsak: Anlaşıldığı manada eski dünya düzeni en azından bir süre geri gelmeyecek gözüküyor.