DEMOGRAFİK GÜVENLİK
“Algı”, bir şeyi anlama ve bilincine varma olarak tanımlanıyor.
Bu noktada Türkiye’deki demografik yapıda kritik bir eşiğe ulaşmış olduğumuzu anlamak da tehlikelerden uzak korkusuzca yaşamak anlamındaki “güvenlik” kavramı için oldukça önemli bir hale gelmiş durumda. Konunun her noktasında bir güvenlik sorunu haline gelmeye başladığı açıkça ortada. Sorunları kendi anladığımız ve işimize gelen manası dışında ve her türlü siyasi düşüncenin üzerinde milli olarak anlamak, tartışmak ve gerçeğe uygun önlemleri zamanında almamız gerekiyor.
28-30 Nisan 2026 tarihleri arasında Malatya İnönü Üniversitesi tarafından düzenlenen “Demografik Gelecek Zirvesi” isimli çalıştaya davetliydik. Türkiye’nin nüfus yapısı yanında;
- Nüfus politikaları ve Demografik dönüşüm,
- Doğurganlığın çöküşü,
- Sosyal ve kültürel ve ekonomik dönüşüm,
- Yaşlanan nüfus ve muhtemel etkiler,
- Sağlık sektörüne etkileri,
- Demografik dayanıklılık,
- Sosyolojik ve ülke güvenliğine etkileri,
- 7 farklı masada, sorun ve risklerin tespiti,
- Politika önerilerinin oluşturulması
Konularında konunun yetkilileri tarafından konunun ayrıntıları akademik düzeyde ortaya konulmuş ve tartışılarak sorunun esasına ve çözüm önerilerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve bilimsel olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Öncelikle böylesi hayati ve bir ülkenin güvenliği açısından beka seviyesindeki olan bir konunun gündeme getirilmesi dolayısıyla İnönü Üniversitesini kutlamak gerekiyor.
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki birçok gelişmiş ülke nüfus konusundaki benzer sorunları uzun süredir yaşıyor. Özellikle 1850’ler sonrasından bugüne kadar, ekonomik yönden gelişmiş bazı ülkelerde dahi doğum oranlarını artırıcı tedbirler alınmasına ve ilave ekonomik imkanlar sağlanmasına rağmen, kadınların da işgücüne katılımları dolayısıyla sürekli azalan bir düşüş söz konusu. Kültürel değişim ve aile ve anneliğe bakış açısının değişmeye başlaması ise bu oranları daha da düşürüyor. Yani sadece ekonomik imkanları artırmakla bu işin çözülmesi zor gibi gözüküyor ve tüm kesimler için sonuç vermeyebiliyor.
Yine istatistikler, eğitim düzeyi artan bazı kadınlarda doğum oranlarının düştüğünü de gösteriyor.
Ülkemizde cumhuriyet sonrası nüfusun sağlık koşullarının da iyileşmesi ile 1950’lere kadar arttığı görülüyor. Ancak sonrasında 1963 ve 1983 yıllarında çıkarılan mevzuat sonrası keskin düşüşlerin meydana geldiği de bu çalıştayda verilerle tespit ettiğimiz hususlar arasında. Bu noktada özellikle doğurganlık oranının yüksek olduğu kırsal nüfus ile ev hanımlarına yönelik çalışmalara ağırlık verildiği ve en fazla azalmanın bu kesimlerde meydana geldiği de görülmektedir.
Neticede Türkiye’de doğurganlık oranının diğer Avrupa ülkelerine göre 2000’li yıllar sonrası hızla düştüğü açıkça ortaya çıkıyor. Bu oran dünya için 2,1 iken önce 1,8 sonrasında ise 1,4 dolaylarına iniyor. Bu Türkiye açısından birçok alanda olduğu gibi güvenlik alanında da bir tehlike teşkil ediyor. Tedbirlerin derhal uygulanmaya başlaması ve 2036 yılından önce tamamlanması gerekiyor (Fırsat penceresinin kapanacağı tarih olarak ifade ediliyor).
Diğer taraftan Türkiye nüfusunun yaşlanması da söz konusu ve genel nüfusa göre %10’u geçerek artık yaşlı ülkeler arasında sayılıyor. Bu birçok şeyin değişmek zorunda olduğu bir döneme doğru bizi götürüyor (2060’lara doğru %25’lere ulaşma ihtimali var).
En başta sağlık sistemi yeniden gözden geçirilmeli, ekonomik olarak bir yaşlıya bakacak genç nüfus azalıyor. Okula giden çocuk sayısı yönünden şu anda zirvelerdeyiz. Peki boşa çıkacak sınıflar ne olacak? Peki öğretmen ve nitelikli işgücü yetiştirme programları hangi alanlara kaydırılacak? Yaşlı nüfusa göre tesisler, tıbbi ihtiyaçların üretimi? Kronik rahatsızlıklar. Değişen sağlık ihtiyacı. Biliyoruz ki yaşlanan nüfus sistemi zorlar, maliyetleri artırır.
Önleyici sağlık hizmetlerine yönelme ve tedavi odaklı, hastane merkezli reaktif yaklaşımla bakım… Peki mevcut haliyle her türlü sağlık sorununa ücretsiz çözüm bulabilecek bir sistem yaratmak gelecekte de mümkün olabilecek mi?
Sağlam bir aile yapısı ve bunu gerçekçi bir şekilde destekleyen demografik tabanlı bir sistem, ülke güvenliği açısından vazgeçilmez bir beka sorunu. Bu gerçeği öteleyecek ve önemsiz bir hale getirebilecek hiçbir mazeretin kabul edilmesi ise asla mümkün değildir.