İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Nisan 24, 2026 6 dk okuma

TEHDİTLERİ BİLMEK VE TEDBİRLERİ ZAMANINDA ALMAK

TEHDİTLERİ BİLMEK VE TEDBİRLERİ ZAMANINDA ALMAK
Nisan 24, 2026 6 dk okuma

TEHDİTLERİ BİLMEK VE TEDBİRLERİ ZAMANINDA

Güvenlik Uzmanı, İlyas Süpürgeci

22 Nisan 2026

Türk Milleti tarih boyunca içeriden ve dışarıdan çok çeşitli ihanetlere maruz kalmıştır ve çok ağır bedeller ödemiştir. Özellikle içeriden gelen tehditler oldukça önemlidir. Bu gerçekliğin farkında olmak, nedenlerini araştırmak, korunmak için milletin her bir ferdini şuurlu hale getirmek bir milli güvenlik konusudur.

Bu anlamda Bilge Kağan tarafından 1300 yıl önce söylenilen ve Göktürk Yazıtları ile taşlar üzerine kazınan şu sözlerin asla unutulmaması gerekmektedir: “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?”

Aynı şekilde Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, daha Sakarya Savaşı günlerinde 16 Temmuz 1921 tarihinde, Ankara’da topladığı Maarif Kongresi’nde (Eğitim Kongresi) yaptığı konuşmada, “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” sözü boşuna söylenmediğini her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

Bu gerçeği unuttuğumuz gün yok olacağımızı iyi bilmemiz ve buna göre şu tedbirleri önceden almamız gerekmektedir.

● Dünyada ve ülkemizde barış ortamının sağlanması bizler için hayati önemdedir. Bunun yanında bu milletin fertleri Türk’ün açık ve gizli düşmanlarının kimler olduğunu ve neden Türk’ün düşmanı olduğunu mutlaka iyi bilmelidir.

● Sevenlerimiz çokluğu kadar düşmanların da bulunduğu unutulmamalıdır. Art niyetli unsurların çoğu zaman cephede doğrudan savaşmak yerine kaleyi içeriden fethetmek veya içeriden zayıflatarak saldırmak yolunu tercih ettikleri iyi bilinmelidir.

● Bir milletin içerisine ihanetin sızması, tıpkı insan vücuduna virüsün sızması ve vücudun savunma sistemini çökertmesi gibidir. Milletin içerisine sızdırılan ihanet, o milletin kendini savunma reflekslerini zayıflatabilir ve hatta savunmayı felç edebilir.

● “Bir milletin içerisine ihaneti sızdırmak!” tarihte en çok Türk Milleti’ne karşı gerçekleştirilmiştir. Bu konu bizler için bir milli güvenlik meselesidir.

● “İhanetin Milli Bünyeye Sızdırılması” eylemini düşman hangi masum görünüm(kisve) altında ve hangi yol ve yöntemleri kullanarak gerçekleştirmektedir?

Milletin fertleri, devlet ve ülke olarak ihanetin sızmalarına karşı mevcut zayıflıklarımız nelerdir? Bireylerde ve kurumlarda farkındalık, bilinçlenme, “bünyedeki açık kapıların kapatılması” ve milli bünyeye “koruyucu aşıların” yapılarak sızma girişimlerine karşı dayanıklı hale getirilmesi zorunludur.

● Bir milletin bünyesine “ihanetin sızdırılması” eylemi, yabancı bir devletin ve/veya devlet dışı uluslararası aktörlerin çok sinsi, örtülü ve gizli bir eylemidir; istihbarat örgütlerinin çok derin ve özel bir uzmanlık alanıdır. Kısa vadeli değil, uzun vadeli bir yatırım ve çalışmadır. Milli bünyeye sızmalar gerçekleştikten sonra bünyeye uyumlu ve doğal bir parçası gibi yıllarca sinsi bir şekilde gelişir ve bünyenin hayati bölgelerine yayılır ve felç edici eylem komutunu bekler.

● Ülkemizde, bölgemizde ve dünyanın farklı yerlerinde milletlerin bünyesine “ihaneti sızdırma” girişiminin ne yazık ki çok başarılı ve çeşitli örneklerini daha yakın geçmişte yaşadık, gördük ve öğrendik. Türkiye’deki hain FETÖ projesi ve darbe girişimi yanında Siyonist ittifakın (özellikle Mossad)İ İran’da ve Lübnan’da gerçekleştirdiği sarsıcı suikastlar zinciri, sabotaj saldırıları ve halk ayaklanması denemeleri; Venezuela’da ülkenin siyasi liderinin ABD’ye teslim edilmesi olayı en güncel olanlarıdır.

● Açık kaynaklarda yer alan bilgilerin analizinden ortaya çıkan önemli bir husus şudur: Hedef alınan ülkeye derin sızmalar (ihaneti bünyeye sızdırma) o ülkedeki kendine müzahir ve/veya kendi ırkından azınlık toplumuna mensup uygun bireyler üzerinden ve/veya zaafları olan yetenekli kişileri devşirmek suretiyle gerçekleştirilmektedir. İran’daki “ihanet derin sızması” olayında, o ülkeden insanlar yanında İsrail’e gönül bağı olan Yahudi kökenli İran’lıların da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu maksatla istihbarat örgütleri tarafından seçilen kişiler yaşadıkları topluma çok iyi adapte olabilmekte ve gerçek niyetlerini gizleyecek şekilde gerektiğinde belli bir süre Müslümandan daha Müslüman, Arap’tan daha Arap, Türk’ten daha Türk, İranlıdan daha İranlı, Kürt’ten daha Kürt ve bir Türk’ten daha fazla Atatürkçü ve milliyetçi kisveye bürünebilmektedir. Bu nedenle bir milletin kendi içinden ihanete maruz bırakılmasının çok geniş bir yelpazede ve çok boyutlu olabileceği unutulmamalıdır.

Her bir boyutun hedefleri, uygulanma yöntemi ve kullandığı araçlar farklılık arz eder; fakat hepsi nihai hedef olan içeriden çökertmeyi gerçekleştirmeye hizmet eder; ihanetin arkasındaki aktör ve güç odağı aynıdır.

Bu örgütler ve işbirlikçileri faaliyet gösterdikleri bölge halklarının kültürünü, tarihini, dilini, inancını, değerlerini, zaaflarını, siyasi ve ideolojik yönelimlerini, farklılıklarını, devlet kurumlarını, işleyişini, zaaflarını çok iyi bilmektedir; tarihi derinlikte aynı coğrafyayı paylaşmışlıkları vardır ve istihbarat örgütleri bölge ile ilgili büyük veri tabanına sahiptir.

Ancak bu noktada şunu da açıklıkla belirtmek gerekiyor: Bütün Yahudiler ve/veya Museviler Siyonist değildir ve her Yahudi içinde yaşadığı topluma ve vatandaşı olduğu ülkesine ihanet etmez. Peşin hükümlü veya önyargılı olmak ve ayrımcılık doğru bir şey değildir; her toplumda kıyamete kadar daima iyiler ve kötüler hep var olacaktır. İyiler hep üstün bir akla ve uyanıklığa sahip olmak ve milli bünyeyi ihanetlere karşı güçlü tutmak mecburiyetindedir. Bu maksatla milli irade ve devlet aygıtı gerekli koruyucu sistemleri ve sensörleri geliştirmeli ve işletmelidir.

Sonuç olarak;

TÜRK MİLLETİNİN EVLATLARI KENDİSİNE DÜŞMAN OLAN UNSURLARI MUTLAKA İYİ BİLMELİ VE TEDBİRLİ OLMALIDIR.

Her bir bireyin bu alandaki bilinçlenmesi en kıymetli kazanım olacaktır; Milletin bütün fertlerinin çabasının dahil edilmediği bir güvenlik anlayışı Milli Güvenliği teminat altına alamaz.

İlyas Süpürgeci, 22 Nisan 2026

PAYLAŞ: