İSRAİL’İN ORTA VE UZUN VADEDE TÜRKİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE YÖNELİK BİR TEHDİDİ SÖZ KONUSU MU?
Geçtiğimiz aylarda, İsrail’in; Lübnan, Suriye ve İran’da belirlediği hedeflere saldırısı sonrası, Türkiye’ye yönelik bir tehdit olması durumu da gündeme gelmiş ve tartışmalara neden olmuştu.
Bu tehdit durumu ise derhal, yüzeysel olarak ve özellikle jeopolitik ve disiplinler arası değerlendirme yetisine sahip olmayanlar tarafından yorumlanarak, bazıları tarafından maksatlı ve bilerek ya da yine bazılarınca bilgi eksikliğine dayalı üstünkörü reddedilmişti.
Bu görüşü savunanlara göre Türkiye; nüfusu, coğrafyası ve kaynakları yönünden İsrail’in tehdit yaratamayacağı bir konuma sahiptir ve böyle bir düşüncenin ciddi biçimde ortaya atılması tamamen mantıksızdır. Hatta bu tehdit durumuna örnek olarak gösterilen, Netanyahu’ya ait sözler de bazı kaynaklar tarafından şiddetle reddedilmiştir (Malumatfuruşorg: 30 Eylül 2024). Oysa İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Ortadoğu’da ayrılıkçı bir oluşumu destekleme konusunda başka söylemleri de vardır (BBC Türkçe, 30 Haziran 2014).
Böylesi bir ortamda mantıklı olan, analizlerin, duygusal ve ideolojik yaklaşımların etkisinden uzaklaşarak, İsrail üst düzey yönetimi tarafından, son dönemde giderek daha fazla gündeme getirilen ve giderek ayrıntılara giden açıklamalarının neyi ifade ettiğinin veya edebileceğinin, sağduyuya dayalı, profesyonel, bilimsel ve gerçekçi bir biçimde yapılmasıydı.
Tehdit kavramı; hayata, bilgiye, her türlü faaliyete, mülkiyete, çevreye zarar verme potansiyeline sahip olan veya olabilecek her türlü olay, varlık veya eylem olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla tehdit durumunun, günümüz ortamında artık sık sık kullanılmaya başlanılan, asimetrik veya hibrid tehditleri göz ardı edip, sadece bir coğrafya parçasına ve askeri güce hapsedilmesi ve bu dar alana dayandırılarak açıklanmasının yetersiz ve eksik kaldığını kabul etmek gerekir. Tehdit; siber ortam dahil söz konusu olabilir ve casusluk, sabotaj, sızma, toplumsal hareketleri yönetme, ayrılıkçı grupları yönetme gibi akla gelebilecek birçok alanı kapsayabilir.
Bu kapsamda, İsrail’in bölgeye yönelik faaliyetlerini anlamlandırma açısından, 1957 yılında, zamanın İsrail Başbakanı Ben-Gruion ile İsrail’in ABD büyükelçisi arasında geçen ve arşivlerde yer alan, “Biz bu bölgede bir Kürt Devleti kurmak istiyoruz ama Türkler bu planımızı fark ettiler.” sözünü bir kez daha hatırlamakta fayda var. Yine İsrail’in daha önceki siyaset uygulamaları göz önüne alındığında, İsrail’in kuruluş felsefesine uygun olarak, sadece kendi ülkesi ile değil, yakın ve uzak çevresi ve bu bölgelerde kendisine yönelik gerçekleşen veya gerçekleşmese bile gerçekleşme ihtimali bulunan tüm olasılıklarla ciddi bir şekilde ilgilendiği söylenebilir.
Son olarak, İsrail’in yeni Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın “Biz bu bölgede bir azınlığız ve doğal olarak bizim gibi azınlık olan Kürtlerle iletişim kurmamız ve ilişkileri güçlendirmemiz gerekiyor.” sözlerini de bölgede halen meydana gelen ve bundan sonra yaşanabilecek olayları daha iyi değerlendirmek açısından ciddiye almalı. Bu sözler İsrail’in, 1967 Savaşları sonrası ilişki kurduğu, Amerikan Yahudi Komitesinin ise Güney Sudan’ın bağımsızlık ve devlet inşası çabalarını desteklediği göz önüne alındığında daha bir anlam kazanıyor (Bkz. AJC: 2011). Her ne kadar bölünme sonrası, o dönemde Afrika kıtasında üst üste muazzam bir büyüme oranını yakalayan, Güney Sudan ve Sudan, fakirliğe mahkûm olsa da İsrail’in bölünme ve ayrıştırma konusunda büyük bir tecrübeye sahip oluşunu akılda tutmak gerekiyor. Sonuçta bazıları için önemli olan önemli olan belli bir grubun çeşitli vaatlerle harekete geçirilip kullanılması.
Dünyada herkes kendi dinini inançlarını ve kültürünü yaşama hakkına sahiptir. Bunun gerçekleşmesi için de barış ortamına ihtiyaç vardır. Ortadoğu alanının zaten, dış müdahale olmadığı sürece kendisine fazlasıyla yetecek kaynakları da var. Sorunun, çeşitli oyunlar ve birbirine karşı kullanma manevralarıyla, bu kaynaklardan bölge halkının istifade ettirilmek istenmemesinde oluştuğunu bilmeyen yok.
Şimdi biz, İsrail’in yeni Dışişleri Bakanının bu açıklamasını nasıl yorumlayalım?
İsrail yönetiminin bölgedeki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek insanları birbirine düşürme gibi bir stratejisi mevcut mudur? Bu stratejide Türkiye hangi konumdadır?
Kürt halkı ile onların adına kurdurulan sözde örgütlerin, herhangi bir bağlarının olmadığını zaten biliyoruz. Saar’ın bu açıklaması sonrası bölgede kurdurulan örgütlerle İsrail’in bir bağlantısı olduğu kabul edilmiş mi oluyor? Eğer bu örgütler İsrail Dışişleri Bakanının sözlerine güvenip, bölge barışına, insanların huzuruna kasteden bir eylem gerçekleştirirse (Zaten bölgeden dış destekli bazı basın temsilcileri, daha öncekilerde olduğu gibi bu çağrının bölge halkına mutluluk getireceğine inanıp yayınlarına başladı bile. Diğer taraftan temsil ettiğini iddia ettiği halkın değil, kendisini kurduranların talimatıyla hareket eden örgüt liderleri ise muhtemelen bunu bir emir olarak değerlendirip, bölgeyi kan gölüne çevirmek için en kısa zamanda harekete geçmeye çalışacaktır) bunun sorumlusu kim olacak?
İsrail ve özellikle siyonist politikaları ile ilgili birçok şey söylenebilir. Yahudi, Musevi ve siyonizmin aynı şeyler olmadığı da açık. Netanyahu yönetiminin kendi ülkesinde dahi yeterli bir desteğinin olmadığını, zaten biz biliyoruz. Türkiye’ye ve çevresine karşı bir karıştırma ve birbirine düşürme ve bölgeyi acılar içinde bırakma politikalarının doğru olmadığını ise herkes biliyor. ABD Başkanı olarak seçilen Trump’ın yeni döneminde de Netanyahu’yu ve politikaları destekleyip desteklemeyeceği hala şüpheli. Trump’ın daha önceki beyanları, uygulamaları düşünüldüğünde, Ortadoğu bölgesinde yaşanan savaşların ve çatışmaların yeni dönemde de tamamen sona ereceği konusunda pek de olumlu düşünemiyoruz.
Ölü senin değilse, helvası tatlı gelir diye bir söz vardır. Nasıl olsa acı çeken ve zarar gören senden değilse Ortadoğu’nun karışması ve birbirini kırması konusunda bazıları konuşmakta bir zarar görmüyor, olup biteni dışarıdan keyifle seyrediyor. En önemli konu ise eğer bu bölgelerde yaşıyorsanız, her şeye hazır ve hazırlıklı olmak gerekiyor.
Kaynakça:
- AJC. (30 July 2011).
İsrail-Güney Sudan Diplomatik İlişkilerini Alkışladı,
https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/06/140629_netanyahu_kurdistan_cagri. Alıntılanma tarihi: 13 Kasım 2024).
- Malumatfurus.org. (30 Eylül 2024).
(https://www.malumatfurus.org/author/malumatfurus/ (Alıntılanma tarihi: 13 Kasım 2024).
- BBC, Türkçe. ( 30 Haziran 2024).
https://web.archive.org/web/20141006075411/http://www.ajc.org/site/apps/nlnet/content2.aspx?c=ijITI2PHKoG&b=2818295&ct=11071683¬oc=1 (Alıntılanma tarihi: 13 Kasım 2024).