Doç. Dr. Güray ALPAR
Tümg. (E)
- Bu anlaşma saldırı amaçlı mıdır ve belirli bir ülke ya da ülkeleri mi hedeflemektedir?
Kollektif savunma, kollektif caydırıcılık ve hedefsiz işbirliği. En yetkili ağızlar tarafından, açık ve net olarak, herhangi bir ülkeyi ve saldırı amacını içermediği net olarak defalarca ifade edilmiştir. Öncelikle yanlış anlaşılmalara meydan verilmemesi açısından şunu başlangıçta ifade etmekte fayda var: Mekke Ortak Savunma Anlaşması; Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında 07 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de imzalanan bir savunma ve güvenlik paktıdır. Saldırı amacı kesinlikle yoktur.
- Anlaşma neyi hedeflemektedir?
Sorunu iyi belirleyelim: Sorun bu bölge insanının bir araya gelmesi değil, gelmemesi ya da gelememesidir. Ya da getirilmemesidir. Dünyada en fazla çatışmalara ve mücadelelerini sahne olan bölgelerde, bunun önüne geçebilmek amacıyla, ülkelerin bir araya gelip savunma örgütlenmeleri oluşturmalarından daha doğal bir şey olamaz. Bu anlaşma da, herhangi bir saldırıya uğrama ihtimallerine karşı ülkelerin bir araya gelmelerinden başka bir şey değildir. İnsanların ve eşyaların her türlü tehlikelerden korunması ve huzur içerisinde yaşaması durumu ve algısı olan güvenlik, dünyanın diğer bölgeleri gibi Ortadoğu insanı için de en önemli ihtiyaçlardan birisidir. Bölge insanı artık suni olarak oluşturulan sorun ve düşmanları bir tarafa bırakıp, kaynaklarını kendi insanının huzuru, güvenliği ve refahı için kullanmak istemektedir.
- Böyle bir anlaşmaya tepki gösterenlerin maksadı nedir ve neden karşı çıkmaktadırlar?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki karşı olanlar azınlıktır ancak sahip oldukları kaynaklar nedeniyle çok gibi durmaktadır. Etkileme güçleri fazladır.
Bölge ve civarında 100 trilyon doları aşan kaynak bulunmaktadır.
Bu kaynaklardan ne yazık ki küçük bir azınlık dışında bölge insanı istifade edememektedir. Bölge insanı; tarihsel, etnik ve inançsal düzeyde birbirine düşürülmeye ve bu suretle bölge kaynaklarına el konulmaya çalışılmaktadır.
Özellikle 19. yüzyıldan beri, dışarıdan bölge yapısına uymayan suni güvenlik sistemleri bölgeye dayatılmaya çalışılmaktadır. Bu sistemlerin bölgeyi ve insanlarını ne hale getirdiği açıkça ortadadır.
Son dönemde bile Akdeniz’de hangi ülkelerin hangi amaçlarla bir araya geldikleri ve “güvenlik” adı altında ortaya atılan, derme çatma ve dayanağı olmayan çözümlerin bölgeyi kaos ortamına sürüklediği görülmektedir. Daha önce de belirttiğimiz şekilde Türkiye, çevresinde savaş ve çatışma istememektedir. Saldırı niyeti de yoktur. Bu nedenle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin, silah satma ve kullanma maksatlı bir takım dış kışkırtma ve sahte düşmanlık söylemleriyle, bölge dışından kuvvetlerle ve silahlarla ülkesini istila ettirmesine ve kaynaklarını israf etmesine gerek yoktur. Türkiye’nin karşısındaki, suyu dahi olmayan binlerce adayı, havaalanları ve uçaklarla ve dahi bir kaç askerle doldurmak da çare değildir. Tek yapmaları gereken, sadece uluslararası anlaşmalara uygun hareket etmeleri ve anlaşmalara göre silahsız olması gereken adaları silahlandırmamalarıdır. O zaman Adalar Denizi’nin zaten bir huzur ve barış denizine dönüştüğü görülecektir.
Bu anlaşmaya, bölgede saldırı ve yıkım niyeti olmayanların karşı olması zaten mümkün değildir. Dikkat edilirse karşı olanlar, “bölgeyi istediği gibi rahatça yakıp yıkma, insanlara ve mallarına zarar verme niyeti olanlar” ve” bu ülkeler kendilerini savunursa rahatça saldıramayız ve yakıp yıkamayız” diyenlerden başkası değildir.
Diğer karşı çıkanların ise bunların yoğun basın, medya ve psikolojik harekatının etkisinde olanlar olduğu söylenebilir.
- Anlaşmayı destekleme yönünden ülkelerin durumu nasıl değerlendirilebilir?
Anlaşma, bölge barışına sağlayacağı katkılar nedeniyle bir çok ülke tarafından memnuniyetle karşılandı. Karışıklık halindeki; Sudan, Somali, Libya gibi ülkeler yanında Suriye ve Irak gibi bölgeler de bundan olumlu olarak etkilenecektir. Bölge insanının anlaşmadan ve sonuçlarından memnun olacağı açıkça ortada.
Ortadoğu ve çevresinde, son dönemde sorumsuzca yapılan saldırılar sonucu, 100 binlerce insanın öldüğü ve yaralandığı, milyonlarca insanın yerinden edildiği ve güvenlik kaygısı yaşadığı bir alana dönüştüğü herkes tarafından görülüyor. Üstelik müdahale edilmediği takdirde savaş ve çatışmalar giderek etrafa yayılıyor ve genişliyor. ABD artık tek başına bu bölgede güvenliği sağlamaktan uzak görülüyor. Saplandığı bataklıktan kurtulamıyor, kurtuluş yolları arıyor. Bölgede istikrarsızlık unsuru olan İsrail vatandaşları bile durumdan rahatsız ve sürekli bir çatışma ortamında giderek tüm dünyada yalnızlaşıyor ve imaj kayıpları yaşıyor. AB, sınır problemleri ve göç ile karşı karşıya. Üstelik enerji sağlanmasındaki güçlük ve fiyat artışları maliyetlerini sonucu, üretim gücünü giderek düşürüyor, köşeye sıkıştırıyor. Bölgedeki mevcut durumun bir süre daha devam etmesi durumunda, varlığının bile sorgulanmaya başlaması söz konusu olacak. Rusya’nın içinde bulunduğu durum, bir var olma mücadelesine dönüşmüş durumda. Tehlike giderek sınır ötesinden ülkenin en ücra köşelerine kadar yayılıyor.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Putin, zaten coğrafi konumu, askeri gücü ve diplomatik ağırlığı nedeniyle Türkiye olmadan Ortadoğu’da kalıcı bir istikrar ve denklem kurmanın mümkün olamayacağını bir çok defa farklı açıklamalarında dile getirdi. Söz konusu Anlaşma, orta ve uzun vadede Avrupa gibi, Rusya için de arzu edilecek sonuçlar yaratacaktır.
- İran’ın anlaşmaya karşı tavrı nasıldır?
İran ABD ve İsrail ile savaş halinde olan bir ülkedir. Türkiye dahil bölge ülkeleri, bölgede savaşa dahil olmayan ülkelere karşı yapmış olduğu saldırılara rağmen, İran’a karşı yapılan saldırılara açıkça tepki göstermiş ve İran’ın yanında yer almıştır ve almaya devam etmektedir. Anlaşma, karşı saldırı olmadığı sürece, herhangi bir ülkeye karşı değildir ve bu açıkça ifade edilmiştir. İran’ın geçmişte bölgede Suriye Esad yönetimi ile işbirliği içerisinde, gerçekleştirdiği bazı kanlı eylemler bölgede istikrarı bozan bir görünüm sergilemiş ve hiç de İran gibi bir ülkeye yakışan bir jeopolitik tavır olmamıştır. İran’ın burada yaptığı yanlışlarla, hem imajını zedelediği hem de büyük maddi kayıplara (30 milyar dolardan fazla) uğradığı bizzat kendi parlamenterleri tarafından dile getirilmiştir. Yeni dönemde İran’da, gerek kendi ülkesi içerisinde gerekse çevresine karşı jeopolitik düşünce anlayışında bazı değişikliklerin olmaması durumunda aynı durumu tekrar tekrar yaşaması ve varlığını tehlikeye atması öngörüsü hiç de yanlış olmayacaktır. Binlerce yıl geriye uzanan derin tarihi ve kadim devlet anlayışı ile İran’ın akil insanlarının bu gerçekleri göreceğine ve çevresiyle geliştireceği olumlu işbirliği ve diplomasi anlayışı sonucu kaynaklarını daha gerçekçi amaçlarla ve insanının refahı için kullanmasının daha uygun olacağına inanmak istiyoruz. Böylesi bir İran, güvenliğini sağlamış bir İran, etrafıyla barışık bir İran, huzurlu bir İran herkesin özellikle de Türkiye’nin isteğidir. Neticede anlaşma İran’a karşı olmadığı gibi, isterse İran’ın da katılabileceği zaten ifade edilmiştir ve İran’ın zaman içerisinde katılımı savunma anlaşmasını daha da güçlendirecektir.
- Bölgedeki diğer ülkelerin katılım durumu nasıl olacaktır?
Savunma maksatlı anlaşmanın Mısır, Katar gibi ülkelerin katılımını açık olacağı ifade edilmiştir. Diğer Körfez ülkeleri de zaman içerisinde katılım sağlayabilir. Bu aynı zamanda bu ülkeler için de daha önceki anlaşmalarına bağlı kalarak ilave ve gerçek anlamda bir güvenlik ortamı sağlamaya yardımcı olacaktır.
- Şu aşamada kaçınılması ve dikkat edilmesi gereken ana hususlar nelerdir?
Daha önce de belirttiğimiz şekilde bu anlaşma yıllarca süren yorucu çalışmalar sonucu oluşmuş, üzerinde emek sarf edilmiş; tarihi, kültürel, askeri, teknolojik, ekonomik düzeyde jeopolitik boyutları olan, saldırı amacı taşımayan ve hiçbir ülkeye karşı oluşturulmamış savunma maksatlı bir oluşum ve birlikteliktir. Bölge güvenliğini bizzat bölge ülkelerinin üslenmesidir. Neden bir araya geliyorlar, bugüne kadar olduğu gibi ayrışsınlar, kendi aralarında savaşsınlar demek kadar mantıksız düşünceler olamaz.
Anlaşma başlangıç aşamasındadır. Hiç bir şey kendiliğinden gerçekleşmez. Hiç bir şey bitmiş değildir. Yapılacak daha çok iş olduğu da kesindir. Sorunlar olacak, karşı çıkanlar olacak hatta engellemek isteyenler olacaktır. Dirayetli olmak, dik durmak, hemen yılmamak lazımdır. Başarı çalışmakla gelecektir. Engeller bir bir azimle aşılacaktır. İttifak, zaman içerisinde tatbikat ve eğitim programlarıyla daha da gelişecek ve geliştirilecektir. İşbirliği alanları da, zamanla teknolojik ve ekonomik işbirliği yoluyla sinerji oluşturacaktır.
Daha başlangıçta; İran ile gerilimin yükselmesi, ülkenin gereksiz çatışmaların içine çekilme ihtimali gibi gerekçeler ileri sürülmeye başlanmıştır. Bütün bunlar düşünülmeden, harekete geçilmesi zaten mümkün değildir. Devlet mekanizması içerisinde her şey enine boyuna ayrıntısıyla tartışılır ve yapılan planlamalar çerçevesinde koordineli olarak harekete geçilir.
Bölgenin huzura ve barışa kavuşmasını istemeyenlerin şimdi “ne yapalım da bu anlaşmayı bozalım” dediği açık ve çalışmalarına çoktan başladılar. Yalanlar ve uydurma haberlerle barışı savaş, savaşı da barış ve huzur gibi gösterecek üretimler ve ikna yöntemleri oluşturuyorlar. Kişiler, kurumlar ve ittifakları kendi çıkarları doğrultusunda, sahte tehlikeler oluşturarak yanıltmaya çalışıyorlar.
Resmi söylemlerin dışında, maksatlı olarak, konuyu şu aşamada başka yerlere çekmek, herhangi bir ülkeye karşıymış gibi lanse etmek, konuyla ilgisi olmadığı halde, gündeme gelmek ve dikkat çekme amaçlı bir anda kışkırtıcı ifadelerle öne çıkmak hiç de doğru olmayacağı gibi bu bir anlamda yapılan çalışmaları daha başlangıç aşamasında sabote etmek amacı taşıyacak ve zaten bu konudaki oluşumu engellemek isteyen saldırgan ve kötü niyetli çevrelere yardımcı olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Sonuç olarak; uzun bir dönemden sonra,bölge ülkeleri kendisi bir köşede oturup, dışarıdan güvenlik sağlatma dışında, inisiyatifi ele almıştır ve Mekke Anlaşması barışı sağlamaya yönelik bir savunma oluşumu olarak, açıkça bölge insanının huzur, güvenlik ve refahına yöneliktir. Bölgenin makus talihini değiştirmek çaba sarf etmeden ve mücadele etmeden olmaz. Ortadoğu bölgesinde, bunca yıllık üçgenin iç açılarını değiştirmek hiç de kolay değil…