İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Şubat 9, 2025 9 dk okuma

ANALİZ: EĞİTİMDE NASIL BİR YÖNTEM GELİŞTİRİLMELİDİR?

ANALİZ: EĞİTİMDE NASIL BİR YÖNTEM GELİŞTİRİLMELİDİR?
Şubat 9, 2025 9 dk okuma

ANALİZ: EĞİTİMDE NASIL BİR YÖNTEM GELİŞTİRİLMELİDİR?

Doç. Dr. Güray ALPAR

Sosyal ve Kültürel Antropolog

Eğitim, belli kural ve yöntemleri olan objektif bir bilimdir.

Eğitim, bireyin davranışında bir etkinlik sonucu oluşan ve yaşam boyu devam eden, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak, istendik yönde değişim, meydana getirme sürecidir (Ertürk, 1993; Özden, 2002).

Eğitimci bir aileden gelen ve bütün hayatı eğitim faaliyetleri ile ilgili konularla geçen ve halen bu konuda çalışmalar yürüten birisi olarak, bu konu ile ilgili birkaç şey söylemek ve fikirlerimi ortaya koyma hakkım olduğunu düşünüyorum.

Aslında tarihi süreçte eğitimin ne olduğuna ilişkin birçok tarif bulabiliriz. Kant, eğitimi insanın yaratışında bulunan kabiliyetlerin ortaya çıkarılarak geliştirilmesi olarak tanımlarken, J.J. Rousseau, çocukları yetiştirmek ve insan yapmak olarak açıklar. Spencer’e göre ise eğitim tam bir yaşama hazırlık sürecidir. Danzel ise ferdin bedeni, zihni ve ahlaki kabiliyetlerini birbiri ile uyumlu bir şekilde geliştirilmesi olarak tarifini yapar (Çelikkaya, 1991: 73).

Eğitimi, ferdin içinde bulunduğu toplumda pratik değeri olan kabiliyet, yöneliş ve ihtiyaç duyulan davranış formlarını elde etme süreçlerinin toplamı olarak da tanımlayabiliriz. Her şeyden önce etkileşim halindeki kuvvetlerin bir ürünüdür (Başaran, 1984:14).

Acaba ülkemizdeki eğitim sürecinde, etkileşim halindeki kuvvetleri uyumlu bir şekilde bir araya getirebiliyor muyuz? Getiremiyorsak bu sürecin hangi bölümünde bir uyumsuzluk var? Eğitim bir bilim olduğuna göre bunun gereklerini yerine getirebilecek bir yapılanmayı nasıl oluşturabiliriz? Büyük bir ülkede eğitimde fark yaratmak uzun bir süreci gerektirdiğine göre nerede ne kadar vakit kaybettik ve bu arayı ne kadar sürede kapatmamız mümkün olabilir?

Bu açıdan OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher’in, Eko Türk’ten Feyza Gümüşlüoğlu ile yapmış olduğu ve Türk öğrenciler hakkındaki görüşlerini içeren söyleşi videosu (https://www.youtube.com/watch?v=43VcZM2yhrA)görüşmelerini defalarca izledim ve eğitim ile ilgili makalelerden konu ile ilgili olanları da yeniden inceleyerek bunlardan bir sonuç çıkarmaya çalıştım. Bu aslında halen enstitümüzde sürdürmüş olduğumuz ve birçok değişik ülkeden gelen öğrencilerin katıldığı programlarımızdaki gözlemlerimizle de benzerlikler içermesi açısından önemliydi.

Bu noktada Eğitim Direktörünün tecrübelerine ve gözlemlerine dayalı olarak, Türk öğrencilerin müfredattaki konuları bildikleri ve bunu tekrar edebildikleri ancak öğrendiklerini belirgin bir alanda kullanma, uygulama ve anlamlandırma konularında zayıf oldukları ifadesini kullanması önemliydi.

Bir konuyu öğrenirseniz, ancak bunu neden öğrendiğinizi, niçin öğrendiğinizi anlayamamış ve nerelerde kullanabileceğiniz konusunda yetersiz kalıyorsanız bu bir sıkıntıdır. Olaylar arasında sebep sonuç ilişkisi kurulamıyorsa, bu da başka bir anlamsızlığı ifade edecektir.

Strateji ve jeopolitik gibi bilimlerde bu son derece önemlidir. Örneğin, ABD Başkanı Trump’ın göçmenleri Meksika sınırından geri göndermesini bir haber olarak duyup, bunu tekrar edebilirsiniz. Bu bir veridir. Kanada’yı kendi ülkesine bağlamak istemesi, Grönland ve Panama konusundaki istekleri de sadece birer veridir. Veri değerlendirilmemiştir, hamdır. Birden çok veri bir araya getirilirse bu enformasyon olur. Bunlar artık bir anlam ifade etmiyor. Zaten elinde telefon olan sorarak öğreniyor. Bir de karşı tarafı yanlışa yöneltmek amacıyla maksatlı ve eksik olan ortaya atılan verilerin olduğunu göz önüne alırsak çoğu zaman ortaya sonradan farkına varabileceğimiz vahim bir sonuç çıkıyor. Ancak bu konuları derin bir bilgi birikimi ile;

  • ABD bir devlet olarak, Avrasya’nın kendi içerisindeki mücadelelerinden yararlanarak, ortaya çıkmıştı (Roberts, 1997: 407).
  • Güç mücadeleleri esnasında hem kendi gücünü geliştirmeyi, çevresini düzenlemeyi hem de Avrupalı devletlerin birbirini ile mücadelesiyle yıpranmalarını hedefliyordu (President Monroe’s Seventy Annual Message to Congress, The Monroe Doctrine, December 2, 1823).
  • Başkan Polk (11. ABD Başkanı, 1795-1849), “Teksas’ın güçlü bir devletin egemenliğine girmesi durumunda bunun Amerikan güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturacağını”, bu nedenle ABD’ye bağlanması gerektiğini söylüyordu. 1824 yılında Meksika’ya ait Teksas eyaletine göçmenleri göndererek, önce bağımsız ilan ettirdi, sonra 1844 yılında ise kendi topraklarına kattı.
  • Panama, Kolombiya’nın bir eyaletiydi. Kolombiya, ABD isteklerini reddedince, 1903 yılında Amerika’nın kışkırtması ile Panama’da ayaklanmalar çıktı ve Panama bağımsızlığını ilan etti gibi konuyla ilgili diğer bilgilerle birleştirip ve bir sonuca gidebilirseniz bu bilgi, analiz ve sentez safhasına ulaşır ve bir anlam ifade eder (Alpar, Güray. (04 Şubat 2025) https://geopoliticalforesight.com.tr/trump-usulu-gundem-belirleme-ve-kontrol-yontemi/). Derinlik değişirse, doğal olarak yüzey de değişiyor.

Günümüzde içerik bilgisi hızla değişim gösteriyor. Bu nedenle ezberden ziyade, bir disiplinin altında yatan mantığı ve bilim insanı gibi düşünme metodolojisini iyi kavramak gerekiyor. Ancak bunların çoğu yerde pek geçerli olmadığını ve genel beklentinin bir derse katılıp sadece veriler üzerinde yoğunlaşılmaya çalışıldığı gözlemleniyor. Bu nedenle öğreticiler de sadece dersi anlatıp gitmek üzerine odaklanıyor. Yani performans değil, bir anlamda mesleki itibar ön plana çıkıyor.

Bu noktada, Vietnam örneğinde verilen ve bir okuldaki müdür yardımcısının yükselip müdür olma isteğine, daha zayıf öğrencilerin bulunduğu bir okula atanarak burada kendini gösterdikten sonra yükselmesi örneği, ülkemizde pek rastladığımız bir uygulama değil. Bu nedenle de Finlandiya’da uygulanan eğitim sisteminin de oldukça uzun bir geçmiş sonucunda büyük çabalarla oluşturulmuş olması nedeniyle model olarak gösterilmeyişine şahit olmak da bizi şaşırtmıyor. Eğitim basit bir konu değil ve bunu basite alanlarla, üstünkörü yöntemlere yönelmenin de hiçbir zaman sonuç vermeyeceği ve daha da vakit kaybettireceği açıkça ortada. Zaten esas sorun da bu: Belirgin bir davranış değişikliği yaratamayan yüzeysel sistem uygulamaları.

Genel bir kural olarak öğretimin kalitesi, çoğu zaman öğretmen kalitesinin üstüne çıkamıyor. Peki öğretmen kalitesini nasıl yükselteceğiz? Entelektüel açıdan daha üst seviyedeki kişilerin öğretmen olmalarının teşvik edilmesi, proje ve araştırma temelli uygulamaların teşvik edilmesi yapılacaklardan sadece birkaçı. Öğretmen, öğrencilerin hayatına dokunan ve fark yaratan bir rol model haline nasıl dönüştürülebilir? Saygınlığını bu dokunuştan ve bilgisinden alan bir öğretmen nasıl yetiştirilebilir?

Peki müfredat ne olacak? Neleri ve nasıl öğreteceğiz? Eğitim bir fark yaratacak mı? Hayatta kullanabileceği ve ona üstünlük sağlayan becerileri nasıl kazandıracağız? Gerçek hayata uyum sağlayıcı neler öğreteceğiz? Düşünce sistemini ezberlemeden nasıl içselleştireceğiz ve geliştireceğiz? Davranış değişikliği olacak mı? Öğretmenin yeteneği ve yaratıcılığı yanında öğrenciyi de işin içine katacak mıyız? Onun hayallerini, başarmak istediklerini ne ölçüde dinleyeceğiz? Yoksa eğitim yukarıdan emredilen ve aşağıda bir rutin haline gelmiş sıradan, sıkıcı bir uygulama olarak mı kalacak?

Araçların da bugünden yarına hızla değiştiği bir dünyada, teknolojiyi nasıl kullanacağız? Dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı, çevre okuryazarlığı, finansal okuryazarlık gibi konuları ne yapacağız?

Esas başarı daha az şeyi daha derinlemesine ve gerçek hayatla uyumlaştıracak ve pratikte kullanabilecek şekilde derinlemesine bilimsel bir şekilde öğretmektir. Bu strateji ve jeopolitik alanda olduğu gibi tarih alanında da geçerlidir. Örneğin tarihi sadece belli günleri ezbere sayma değil, bir medeniyeti oluşturma derinliğiyle, kültürü ve ilerlemeyi sağlayan mantığı ile öğretme merak uyandırarak ve içselleştirerek öğretme bir bilimdir. Bu içselleştirme sağlanabilirse eğitilen zaten karşılaştığı her durumda bunu kendi kendine uygulama şansını da bulacaktır.

Kısacası eğitim geleceği inşa edecek bir bilim dalı olarak bilimsel bir incelemeyi ve ihtiyaç duyduğu ciddiyeti fazlasıyla hak ediyor. Konuya vakıf olanların yanında değişik bilim dallarında düşün insanlarının da bir araya gelmesi, geneli kapsayıcı derin bir anlayışla planların oluşturulması ve hep birlikte uygulanması da gerekiyor. Eğitime gerekli önemi vermeyen toplumlar ise bugün olduğu gibi gelecekte de başkalarının belirlediği kurallar altında yaşamaya devam edecek gözüküyor.

Kaynakça:

Altunçekiç, Alper. (2021). Uzaktan Eğitim: Öğrenci, Öğretmen, Teknoloji, Kurum ve Pedagoji, Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 22(1), 417- 443.

Alpar, Güray. (04 Şubat 2025).https://geopoliticalforesight.com.tr/trump-usulu-gundem-belirleme-ve-kontrol-yontemi/.

Başaran, İbrahim Ethem. (1984). Eğitime Giriş, Gal Yayınevi: Ankara.

Çelikkaya, Hasan. (1991). Eğitimin Anlamları ve Farklı Açılardan Görünüşü, M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Dergisi, Yıl: 1991, Sayı:3.s.73-85.

Ertürk, Selahattin. (1993). Eğitimde program geliştirme, Meteksan Yayınları: Ankara.

https://www.youtube.com/watch?v=43VcZM2yhrA.

Kissinger, Henry. (2006). Diplomasi, Çev. İbrahim H. Kurt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları: İstanbul.

Özden, Yüksel. (2002). Eğitimde yeni değerler, Pegem Akademi Yayıncılık: Ankara.

President Monroe’s Seventy Annual Message to Congress, The Monroe Doctrine, December 2, 1823.

Roberts, J. M. (1996). Avrupa Tarihi, Çev. Fethi Aytuna, İnkılap Yayınları: İstanbul.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar

Değerlendirme ve Analizler
15 TEMMUZ: GASSALIN ELİNDE MEYYİT OLMAK