FİLİSTİN VE İSRAİL BAĞLAMINDA JEOPOLİTİK TESPİTLER
İlyas Süpürgeci
04 Şubat 2025
Osmanlı Devleti’nin bölgedeki hakimiyeti döneminde genel olarak hüküm süren barış ve istikrar, Batılı devletler tarafından Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren tahrip edildikten sonra fiilen başlayan Filistin’in Yahudileştirilmesi süreci ile birlikte; Filistin ve İsrail isimleri dünya gündeminde sürekli yer edinmiştir. Batı tarafından desteklenen Siyonist projenin Filistinlilerin yaşamakta olduğu topraklarda örgütlü silahlı şiddete dayalı olarak uygulanmaya başlamasıyla, “Filistin sorunu” artık net olarak bölgenin sürekli kanayan yarası haline gelmiştir. Yaklaşık yüzyıldır kan ve göz yaşının hiç dinmediği Filistin’de, 7 Ekim 2023 sabahı yaşanan “Aksa Tufanı” baskını nedeniyle, İsrail Siyonist yönetimi tarafından “Demir Kılıçlar” savaşı başlatılmıştır ve Filistin halkına yönelik soykırım ve etnik temizlik uygulanmıştır. Filistin’in merkezinde olduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde yaşananları daha iyi kavrayabilmek için bölge jeopolitik açıdan mercek altına alınarak; bölgenin güç mücadelesindeki önemi, “Filistin Sorunu” olarak adlandırılan sorunun aslında ne olduğu ve “Demir Kılıçlar” savaşının stratejik sonuçları ortaya konulmaya çalışılmış ve bir değerlendirme yapılmıştır.
1.Büyük güçlerin mücadelesinde Büyük Ortadoğu coğrafyasının önemi:
a. Genel: Filistin’in merkezi Kudüs’tür, Filistin coğrafyası Büyük Ortadoğu’nun merkezindedir ve Büyük Ortadoğu Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını ve denizleri birbirine bağlayan merkez bölgedir. Büyük Ortadoğu bölgesi büyük güçlerin üç kıta arasındaki güç aktarımını kontrol eder. Rusya’yı bir yönüyle kuzeye hapseder (Kalpgah bölgesini çevreleyen kenar kuşak), fakat diğer yönüyle güneyden gelecek tehditlere karşı arkasında saklar. Dünya ticaret ve ulaşım yollarını kontrol eder. ABD’nin rakibi büyük ekonomiler için çok önemli olan yeraltı enerji kaynaklarını ve petrol ve gaz taşıyan boru hatlarını barındırır. Küresel Süper Güç olan ABD’ye bölgedeki etkinliği üzerinden, rakiplerinin kendi aralarındaki etkileşimini kontrol etmeye yardımcı olur.
b. Geçmiş yüzyıllarda Londra için Uzak Doğu denilince, sömürge olarak gördüğü daha çok Hindistan ve Çin önem kazanıyordu. Londra’dan bakıldığında Ortadoğu, Yakın Doğuyu Uzak Doğuya bağlayan ve bu iki coğrafyanın arasında kalan bölgedir; fakat geçmişte Avrupalıların “Doğu Sorunu” olarak tanımladıkları Türk ve İslam düşmanlığı ile de yakından ilgili olduğundan jeopolitik bir tanımlamadır. Bölgede petrolün keşfedilmesi ve endüstriyel bir varlık olmasıyla birlikte, “Ortadoğu Petrolleri” deyimiyle aynı zamanda jeoekonomik bir boyut kazanmıştır. Bölge insanlık tarihi boyunca bir inanç merkezi olma ve farklı inançlar (Musevilik, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam) için hac yapılan kutsal yerleri barındırma özelliği ile jeokültür boyutuna da sahiptir.
c.16.Yüzyıl’da, büyük bir denizin ortasında yüzen üç yapraklı bir yonca olarak çizilen dünya haritasında Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarını birleştiren yoncanın merkezinde Kudüs (Jerusalem) yer almaktadır. Akdeniz ile Kızıl Denizi Kudüs bağlamaktadır. Amerika kıtası keşfedildikten sonra çizildiği anlaşılan bu haritada, Amerika’nın bir kısmı haritanın sol alt köşesinde yer almıştır. İngiltere (England) Avrupa yaprağının dışında ve hemen yakınında bir ada olarak gösterilmiştir. Hindistan (India) Asya yaprağının en uç noktasında gösterilmiştir. Haritanın üst kenar ortasına yapışık olarak Danimarka yer alırken; haritada Ruslardan ve Osmanlıdan hiçbir iz olmaması ve hatta İstanbul’a yer verilmemiş olması çok ilginçtir. Harita üzerindeki yazıların Almanca lisanında olması dikkat çekicidir. Bu haritaya göre, Kudüs dünyanın merkezidir. Merkezinde Kudüs olan üç yapraklı yonca haritası bu haliyle elbette jeopolitik bir anlam ifade etmektedir.
ç. Günümüzde “Büyük Ortadoğu” neresidir? Bu sorunun cevabını doğru olarak vermeye yardımcı olan en önemli etkenlerden birincisi; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve sahadaki fiili uygulamalarıdır. İkinci önemli etken ise; büyük güçler (ABD, Çin, Rusya, AB, Birleşik Krallık ve Hindistan)in tamamının küresel güç mücadelesinde odak noktasını teşkil eden coğrafi bölgedeki stratejik faaliyetleridir. Bu etkenleri ve Avrupalı güçlerin tarihsel derinlikteki güç mücadelelerinin yoğunlaştığı coğrafi alanı esas alarak, Büyük Ortadoğu kapsama alanının sınırları dahilindeki bölgeyi şöyle belirtmek mümkündür: Kuzeyde Güney Kafkasya, Karadeniz, Türk Boğazları; batıda Adalar Denizi, Doğu Akdeniz, Libya, Mısır, Kızıl Deniz ve kıyısı olan Afrika ülkeleri; güneyde Somali, Mendep Boğazı, Yemen Denizi ve Umman Denizi; doğuda Pakistan, Afganistan, Hazar Denizi ve Fergana vadisi bağlantısı (ABD Merkez Komutanlığı sorumluluk sahasında olduklarından dolayı Türk Cumhuriyetlerinin tamamı dahil edilebilir). Büyük Ortadoğu, küresel süper güç ABD’nin bakış açısıyla, gerçek anlamda merkez bölgedir ve bu bölgenin büyük bir bölümünden ABD Merkez Komutanlığı sorumludur. İsrail Ordusu (IDF) İbrahimi Anlaşmalar öncesinde ABD Avrupa Komutanlığı’na irtibatlı olduğu halde, İbrahimi Anlaşmalar çerçevesinde Merkez Komutanlığı’na irtibatlandırılmıştır; anlaşmanın ruhu ve kapsamı bakımından bu değişim çok önemlidir.
d. Doğu Akdeniz çanağı, Kıbrıs, Levant (Hint Kapısı) ve Filistin Coğrafyasının Önemi: Büyük Ortadoğu coğrafyasında kilit öneme sahip bu bölge Akdeniz-Hint Okyanusu geçişini kontrol eder; Levant kıyılarındaki limanlar üzerinden Akdeniz’i karadan Uzak Doğuya bağlar; Asya-Afrika ve Afrika-Avrupa geçişini ve bölgedeki enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasını kontrol eder. Kudüs “üç yapraklı yoncanın” merkezi olduğu gibi aynı zamanda Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için bir inanç merkezidir. Filistin sahillerindeki Hayfa, Ashdod, Eilat ve geliştirilmeye muhtaç Gazze limanları stratejik öneme sahiptir ve bu limanlar Çin, Hindistan ve ABD arasında rekabet alanıdır. Doğu Akdeniz çanağındaki on trilyonlarca dolar değerindeki doğal gaz yataklarının paylaşımı ve Avrupa’ya ulaştırılması sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin bir konusudur. Filistin coğrafyası Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan devasa büyüklükteki bir İslam Kuşağı’nın merkezinde yer alır.
2. “Filistin Sorunu” Aslında Nedir?
Birinci Dünya Siyonist Kongresi’ni takip eden yıllardan itibaren günümüze kadar Filistin’de yaşanan ve halen yaşanmakta olan hukuk dışı çok vahim olayların “Filistin Sorunu” olarak tanımlanması; Siyonistlerin bilinçli olarak gerçekleri örtmesine, çarpıtmasına ve dünya kamuoyunu yanıltılmasına hizmet etmektedir. Gerçek sorun Siyonizm’dir ve Siyonist ideallerin insanlık dışı, hukuk dışı ve gayri meşru yöntemlerle Filistin halkına dayatılmasıdır; dünyanın her yerinden Yahudilerin Filistin’e göçü (Aliyah), başkenti Kudüs olan Yahudilere ait bir Yahudi devleti kurmak ve Filistin topraklarını Yahudileştirmektir (kendi toprağını terk etmeyen ve Siyonist işgale direnen Filistin halkını hedef alan etnik temizlik ve soykırım).
3. “Küçük Amerika” ve Küresel Süper Güç ABD Arasındaki Çıkar İlişkisinin Özü Nedir?
a.ABD ile bazı benzerlikleri nedeniyle İsrail’e “Küçük Amerika” diyenler haksız sayılmazlar. Benzer taraflar olarak; dünyada Yahudi nüfusun en çok yaşadığı iki ülke olmaları, her iki ülkenin kurucularının coğrafyada yaşayan yerli halk değil coğrafya dışından göçmen gelen halk olmaları, yerli halka yönelik ırkçı ve ayrımcı bir politika izlemeleri, soykırım ve etnik temizlik yapmış olmaları, vahşi kapitalist ve liberal ekonomi modelini uygulamaları, ortak kültürel değerleri (İslam düşmanlığı ortak paydası) savunmaları, İsrail’deki Yahudiler tıpkı Amerikalılar gibi silahlıdır ve ABD’deki polisin siyahilere yargısız infaz yaptığı gibi Siyonistler de Filistinlilere karşı yargısız infaz uygulamaktadır. ABD’de yaşayan Yahudi halk Kongrede ve Senatoda nüfuslarına oranla kat kat fazla sayıda Yahudi ve/veya Yahudi yanlısı üye ile temsil ediliyor olmaları nedeniyle; İsrail’in çıkarları söz konusu olduğunda ABD yönetimleri adeta bir Siyonist Yahudi devleti gibi davranırlar.
b. Tarafların Motivasyonu, Beklentileri ve Diğerine Sağladıkları: İsrail Büyük Ortadoğu’da Siyonist idealler doğrultusunda meşruiyet kazanmak, güçlü bir merkez ülke ve dünyadaki Yahudilerin tek devleti olarak küresel bir aktör olmak hedefine ulaşmak maksadıyla; Arap ülkeleri ile “İbrahimi Anlaşmalar” imzalayarak ilişkilerini normalleştirmek isterken; ABD’nin siyasi ve askeri alanda sarsılmaz desteğinin karşılığında, ABD’nin Büyük Ortadoğu’daki “garnizon devleti” ve vekil gücü olarak, bölge ülkelerini pasifize etmektir. Dünyada imparatorluk siyaseti izleyen ABD ise; Büyük Ortadoğu’yu “İsrail’in güvenliği” üzerinden kontrol etmek ve kendi rakiplerini veya düşmanlarını bölgeden uzak tutmak maksadıyla, bir nevi vekil gücü olan İsrail’e dokunulmazlık zırhı, “uzun kol vurucu güç” yeteneği ve üstünlüğü yanında uluslararası arenada ve BM kurumlarında siyasi himaye sağlamaktadır.
4. “Aksa Tufanı” Baskını (7 Ekim 2023) Şoku ve “Demir Kılıçlar” Savaşının Stratejik Sonuçları:
a. Nazilerin Yahudi soykırımından sonraki ilk büyük travma olarak, Siyonist rejim ordusunun (IDF) İsrail Yahudi vatandaşlarını “Eretz İsrail”de korumakta aciz kalması; büyük bir korkuya, öfkeye ve intikam alma duygusuna yol açmıştır. Dünyada Yahudilere bir daha saldırmaya hiç kimsenin cüret edememesi için ve kurucu liderlerden biri olan Jabotinski tarafından belirlenen “Demir Duvar” doktrinini hayata geçirmek maksadıyla, Siyonistler “Demir Kılıçlar” savaşını icra etmiştir.
b. ABD’nin İsrail’i destek taahhüdünün sarsılmaz ve partiler üstü olduğu bir kere daha teyit edilmiştir.
c. İran’ın yıllardır inşa ettiği uzaktan kendini savunma kalkanı parçalanmış ve İran kendi ülkesinde saldırıya açık hale gelmiştir.
ç. Ortadoğu’daki güç dengesi değişmiştir.
d. İnsanlığın yüksek değerlerinin savunucusu olduğunu iddia eden ve bunu bir baskı aracı olarak kullanan Batı’nın “medeni” görüntüsü yerle bir olmuş, inandırıcılığını kaybetmiş ve Gazze’nin enkazına gömülmüştür.
e. Siyonist Yahudi rejiminin dünya barışı ve insanlık için ne kadar büyük bir tehdit olduğu, işlediği soykırım suçuyla hafızalara kazınmıştır.
f. Bazı ülkeler hariç genel olarak Batılı devletlerin, ortak çıkarları nedeniyle işgalci, ırkçı ve soykırımcı Siyonist rejimi neredeyse her koşulda desteklediği görülmüştür.
g. Filistin’de “denizden denize iki halk için tek devlet çözümü ve iki devletli çözüm umudu önemli ölçüde tahrip edilmiş ve güven duygusu tamamen yok olmuştur.
ğ. Batı’nın Ortadoğu’da genel olarak kontrolü yeniden sağladığı ve bölgede Batılı devletlerin kendi içindeki etkinlik mücadelesinin başladığı söylenebilir.
h. Suriye Halk Devrimi ile diktatörlüğün ve onu himaye eden güçlerin varlığının sona ermesi neticesinde, Türkiye’nin bölgedeki ağırlığının arttığını söylemek abartılı olmayacaktır.
ı. Siyonist rejimin sözcüleri tarafından Türkiye’nin “bölgedeki en büyük tehdit” olarak gösterilmek istenmesi, Türkiye’ye karşı PKK terör örgütü ve bölgedeki türevlerini destekleyeceklerini ve bölgedeki “azınlık” halkları himaye edeceklerini açıklamış olmaları dikkat çekicidir.
i. Siyonist rejim ordusu Suriye’deki hassasiyeti fırsat bilerek stratejik öneme sahip Golan bölgesindeki işgali genişletmiştir.
j. İsrail’in ABD desteğine olan ihtiyacı perçinlenmiştir.
k. Gücü zayıflayan ve önceliği rejimi korumak olan İran’daki yönetimin, ABD yönetimi ile anlaşmanın yollarını aramak durumuna gelmiş olması dikkat çekicidir.
l. ABD’nin bölgedeki ağırlığının pekişmesi ile; Çin ile Avrupa ülkeleri arasındaki ticaret için Kuzey Kutbu bölgesi alternatif deniz rotası olarak daha önemli hale gelmiştir ve bu bağlamda Rusya’nın önemi artmıştır. Hindistan Ortadoğu’da kazanan tarafta yer almış ve Çin’e karşı avantaj kazanmıştır.
m. ABD’nin bölgedeki ağırlığının pekişmesi ve Trump’ın tekrar ABD başkanlığına dönüşü ile birlikte; İbrahim Anlaşmalarını imzalaması için S. Arabistan Krallığı üzerindeki baskı artmıştır. Benzer şekilde, Filistin Soykırımı ve Etnik Temizliğine ilişkin olarak, dayatmalara boyun eğmeleri için Mısır ve Ürdün yönetimleri ABD baskısına maruz kalmışlardır.
6. Değerlendirme:
Büyük Ortadoğu’da değişen güç dengesinin yeni ABD yönetimine Çin ve Rusya karşısında önemli bir avantaj sağladığını ve bölgede ABD’nin elini güçlendirdiğini söylemek mümkündür. Mevcut durumun ABD yönetimine, dünyanın jeopolitik merkezi olan Büyük Ortadoğu’da ve Filistin coğrafyasında adil ve kalıcı bir barışın tesisi ve bu bölgede sağlanacak barış üzerinden, dünyada yüksek insani değerlere ve hukukun üstünlüğüne dayalı küresel barış, istikrar, iş birliği ve ortak refah odaklı uluslararası bir düzenin tesis edilebileceği umudunun yeniden yeşertilmesinde liderlik etme fırsatını sunduğu çok açıktır. ABD’nin bu fırsatı doğru bir siyaset uygulayarak çok iyi kullanması halinde, ABD küresel liderliğini yeniden tesis etme ve bölge ülkelerinin desteğini büyük ölçüde arkasına alma imkanını elde edebilecektir. Fakat ABD yönetiminin bölge siyasetini sadece Siyonist İsrail’in güvenliğini merkeze alarak yürütmesi halinde, bu tarihi fırsat boşa harcanmış olacaktır ve bölge halklarının ve dünya kamuoyunun zihinlerine; ABD desteği ve himayesiyle Siyonistlerin Filistin halkına yönelik gerçekleştirmiş olduğu dehşet verici soykırım, etnik temizlik ve büyük yıkım manzaraları bir daha silinmemek üzere kazınmış olacaktır. Diaspora Yahudilerinin desteklediği ve Filistin halkına yaklaşık yüzyıldır dayatılan Siyonist proje ile Filistin halkının toprakları ve en temel hakları gasp edilmiş ve varlığını ve onurunu korumak için direnmekten başka çaresi kalmayan Filistin halkına karşı nihayetinde soykırım ve etnik temizlik uygulanmıştır. Sorunun çözümü çok basittir ve ana hatları şunlardır: Filistin halkına ve insanlığa karşı işlenmiş suçların ve soykırımın faillerinin hukuk önünde uluslararası mahkemelerde yargılanması ve mağdurlara tazminat ödenmesi; Yahudilerin işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesi; Filistin halkına ait başkenti Doğu Kudüs olan, toprak bütünlüğüne sahip ve bağımsız Filistin devletinin tam olarak kurulması ve tanınması; İsrail devleti ve Filistin devleti arasında barış ve istikrarın ve güven duygusunun tesis edilmesi gayesiyle fiili garantörlük ve güvenlik mekanizmalarının tesis edilmesi.