ÖNGÖRÜYE DAYALI RİSK ANALİZİ VE ÇOK KATMANLI KAOS YÖNETİM MODELİ
Tehlike, gerçekleşme olasılığı bulunan istenilmeyen kötü durumdur. Güvenlik ise kişilerin tehlikeden uzak olma durumu ve algısıdır. Değerlere yönelik herhangi bir tehlikenin olmaması ve güven içinde olma hali (Brauch, 2012: 168) olan güvenlik bir anlamda risk ve belirsizlikleri de içinde barındırır (Buzan, 1983:124). Diğer taraftan sizin “güvenliği sağladım” demeniz yanında, güvenliğin sağlandığı ve güvende hissetme yönünde bir algı oluşturulması bazı durumlarda daha da önem kazanır.
Geçtiğimiz yüzyılda güvenlik genel olarak askeri tehditler göz önünde bulundurularak açıklanırken, sonrasında; çevre, iklim, göç, örgütlü suçlar, şiddet eylemleri, kaçakçılık ve organize suçlar gibi yeni alanların dahil olmasıyla, aşama aşama anlam genişlemesine uğramış ve çok katmanlı hale gelmiştir. Aynı olayın, askeri niteliğinin yanında, göç, sağlık gibi konulardan başlayarak, organize suçlar gibi alanlara da neden olması zaten bu çok katmanlılığı beraberinde getirmektedir.
Diğer taraftan, Hiçbir toplumda güvenliğin tam olarak sağlandığından bahsedilemez. Beklenenin dışında birtakım olayların gerçekleşmesi ihtimali her zaman vardır. Düzensizlik, karışıklık ve tahmin edilemezlik ise” kaos” anlamına gelir. Bir sistem bakımından kaos, dış nedenlerin yarattığı etkilere açık, istikrarsız, kontrol edilemeyen ve öngörülemeyen bir koşulu işaret eder (Gleick, 1995:356- 358). Karmaşık sistemlerin özelliği, aynı anda hem düzenli alt sistemlerin bulunduğu hem de çok sayıda kaotik değişkenlerin bir arada olduğu genel bir düzenin varlığıdır. Bu haliyle kaos, içinde açıklanabilir birçok dinamiği barındırır. Bir sigaradan çıkan dumanın, havada oluşturduğu şekillerin, tamamen düzensiz ve bağımsız rastlantıların sonucu olduğu düşünülebilir ancak iyi bir fizikçi bunun dinamiğinin ortamdaki birçok parametre ile oluştuğunu izah edebilir. Benzer şekilde toplumsal olayları iyi bir sosyolog ya da antropolog, uluslararası olayları ise aynı şekilde derinliği olan bir jeopolitik uzman anlamlandırabilecektir.
Kaos teorisi başlangıç koşullarına hassas bağımlılığı temel alır ve küçük etkilerin uzun vadede büyük değişimlere yol açabileceğini vurgular. Bu teori, doğrusal olmayan sistemlerde öngörülemezliği açıklanması bakımından önemlidir.
Kaotik etkilere karşı tedbir geliştirmek ve fırsata dönüştürmek de mümkündür ve bunun için hızlı ve doğru bir bilgi akışına imkân veren bir yapı başlangıçtan itibaren gereklidir.
Diğer taraftan teoriye göre düzen düzensizliği yaratır. Düzensizliğin içinde de bir düzen vardır ve düzen düzensizlikten doğar. Yeni düzende uzlaşma çok kısa sürede kendisini gösterir ve ulaşılan yeni düzen de kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla öngörülemez bir yöne doğru evrilir. Kendini yeniden yaratan yapıların temelinde kuvvetli bir şekilde kaostan yeni bir düzen çıkacağı düşüncesi bulunur.
Entropi ise bir sistemin zaman içinde bozulmaya ve düzensizliğe yönelme halini ifade eder (Verma, 2005:95). Buna göre tüm sistemler sürekli bir entropiye yönelim halindedir. Bu yönelime bir süreliğine direnmek mümkündür ancak eninde sonunda bu gerçekleşir. Yasa şu şekilde yorumlanabilir.
“Birinci yasa: Kazanamazsın.
“İkinci yasa: Berabere kalamazsın.
“Üçüncü yasa: Oyunu terk edemezsin.
Peki neden sabit ve değişmeyecek bir gelecek beklentisi içerisindeyiz?
Çünkü etrafımızdaki olaylar bir düzen içinde gerçekleşiyor ve öyle devam edeceğini düşünüyoruz. Her şey istediğimiz gibi gitmediğinde ise belirsizliği tamamen giderecek ya da etkisini azaltacak bazı yöntemlere ihtiyaç duyuyoruz.
Geçmiş olaylar kaotik davranışın bir sonucu olduğundan, bu olayların dizilimlerini yeniden inşa etmek geleceği inşa etmek kadar zor olacaktır. Geleceği inşa etmek, sadece güç değil karmaşıktır ve üzerinde “eğerler” ve “keşkeler” üzerine düşünülecek alan ve katmanlar çoktur. Oysa çoğu kez olayları anlamlandırmada karmaşık belirleyici etmenleri analız etmek veya daha karmaşık olan belirleyici etmenler ağını anlamaya çalışmak yerine, bulunulan en yakın ya da kendi düşünce kalıbımıza göre olaya doğrudan yol açtığını düşündüğümüz neden üzerine yüzeysel bir yorum yapıp geçilir. Ancak günümüzün çok katmanlı kaos ortamında, karmaşık sistemlerin davranışlarının sadece davranışın en yakın sebebine bakarak anlaşılamayacağını, aynı zamanda sistemi de bütünüyle anlamamız gerektiği ortadadır.
Örneğin; Ukrayna ve Rusya arasındaki çatışmalar daha başlangıçta önlenebilir miydi? Hangi onlarca ihtimal bir araya geldi ve bu mümkün oldu?
Bunun yanında Kaos teorisi, olayların akışındaki en küçük değişikliğin bile geleceğe yönelik olaylarda büyük farklılıklara yol açacağını ortaya koyar. Gerçekten de sınırları daha derinliğine düşündüğümüzde, bu sınırların oldukça yapay oldukları ortaya çıkar. Sistemleri bileşenlerine ayırmaya eğilimli olsak da hem mikro hem de makro seviyede, bileşenlerin, birbiriyle doğrudan ilişkili olmadıkları yönünde yeterince neden bulabiliriz. Makro seviyede, Einstein “zaman” kavramının kendisinin, insanın referans çerçevesine bağlı olduğunu göstermişti. O zaman belki, makro seviyedeki fenomenlerin de aynı zamanda bir bütün olarak birbirlerine bağlı olduklarına inanmamız gerekiyor.
Geleceğin ucu açık. Karmaşık sistemler, başlangıç koşullarının yanında daha karmaşık sistemlerle iletişimlere karşı duyarlıdırlar ve gelecek kendisini izah ederken, tüm bu etkileşimlerin etkisi altında, belirli bir planı olmadan olayların birbirine olan bağlantı kurması ile gerçekleşir. Bu nedenle değişkenlerden birisinin dahi kararlılığı ya da ısrarı sonucu değiştirebilir ve olması gereken şey olacak şeye dönüşebilir. Diğer taraftan bir alt sistem için, genel sistem içinde hiç önemli görülmeyen bir değişken bir anda çok önemli bir değere sahip olabilir. Bu bakımdan farklı değişkenlerin sürekli olarak bir arada analiz edilmesi zorunludur. Burada önemli olan bu bağlantıları oluşturabilecek çok yönlü bir beyin yapısına sahip olabilmektir.
Risk ve tehlike: Bir zarara uğrama tehlikesi, zarar görme ihtimali, bir olayın gerçekleşme olasılığı ve ondan etkilenme durumudur. Bu anlamda tehlike ve risk kavramları aynı olmamakla birlikte ilişkilidir. Tehlike zararı olacak konuları ifade ederken, risk bu tehlikelerin olma ihtimalini ortaya koyar. Riskin tanımı içinde gelecek ve belirsizlik vardır (Sevil, 2001). Belirsizlik, riskin oluşma olasılığının bir ölçüsüdür. Belirsizlik arttıkça riskin oluşma olasılığı artar.
Strateji, farkı yaratmaktır. Risk ve tehlike ise amaca ulaşmayı engelleyen konular olarak, yönetici ve liderlerin geleceğe yönelik karar vermelerinde etkilidir ve yeterli bilgiye sahip olmamaları risk içerir. Bu nedenle de zaman içinde değişen şart ve koşullara göre bilgi altyapılarını yenilemeleri (Gök: 2006) ve yönetim politikalarını ve strateji planlarını riskleri dikkate alacak veya asgari seviyede tutacak şekilde hazırlamaları gerekir (Ererdi, 1992).
Bununla birlikte risk ve tehlikeleri önlemede öngörü de gereklidir. Sokrates, her gözlem yapanın filozof olamayacağını söyler. Ona göre insan; çoğu zaman görünür dünyada bilgi ile bilgisizlik arasına takılır kalır. Çiçero ise kendisine Roma’nın neden yıkıldığı sorulduğunda “Çok konuştuk ama bilgisizdik!” demiştir.
Geniş bir çerçevede ve bilgiye dayalı olarak birden fazla gelecek senaryosu ve vizyonu oluşturma amaçlı “ÖNGÖRÜ” kavramının, herhangi bir bilgiye dayanmayan bakış açıları ve sınırlı bilgi ve geneli içermeyecek örnekleme dayalı tahminlerden farklı bir anlam taşıdığı da açıktır.
Bu açıdan öngörü, tahmin ve kehanet arasındaki farkı kısaca şu şekilde ortaya koyabiliriz:
ÖNGÖRÜ: (FORESIGHT): Geneli içeren, derin bilgi altyapısına dayalı alternatifler sunar.
SINIRLI VERİYE DAYALI TAHMİN: Geneli içermeyen az sayıda ve yetersiz bilgiye dayalı tahmindir.
SUBJEKTİF TAHMİN: Olayları sadece kendi bakış açısı ve ideolojisine göre tahmin etmeye dayalıdır.
KEHANET: Metodoloji ve altyapı olmadan bilimsel olmayan rastgele tahmindir.
Bütün bunları dikkate aldığımızda güvenliği sağlamadaki ana esasları şu şekilde ortaya koyabiliriz:
- Öncelik güvenlik olaylarının meydana gelmesine engel olmak olmalıdır.
- Güvenlik tedbirleri, çok yönlü ve derinlik oluşturacak şekilde planlanmalıdır.
- Başlangıçta hedefler ve başarı kriterleri net bir şekilde ortaya konulmalıdır.
- Alınacak tedbirler, gerçek risklere karşı tedbirleri içermelidir.
- Tedbirler alınırken, hangi tedbir alınırsa alınsın “tedbirlerin en zayıf noktasındaki kadar etkili olacağı” unutulmamalıdır.
- Tedbirlerin, görünen tedbirler yanında görülmeyen tedbirleri de içermesine ve kendimiz açısından sürpriz bir etki yaratmamasına dikkat edilmelidir.
- Tedbirler derinlikte planlanmalıdır.
- Her güvenlik tedbiri ikinci bir güvenlik tedbiri ile yedeklenmelidir.
- Tedbirlerin hukuka uygun ve ekonomik olması göz önünde bulundurulmalıdır.
- Hedef, olayın meydana gelmesi için cazip olmaktan çıkarılmalıdır.
- Potansiyel tehdit unsuru koruma hedefinden uzak tutulmalıdır.
- Tedbirler fırsatları ortadan kaldırmalıdır.
- Gerektiğinde yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği yapılmalıdır.
- Eğitim ve tatbikatlar yapılmalı ve planlar buna göre düzeltilmelidir.
- Planlar gerçek durumları karşılamalı, tüm hususlar esas görevi başarmaya hizmet etmelidir.
- Tehditlerin mümkün olduğu kadar önceden tespiti ve analizi önemlidir.
Tehlikenin öngörüsü kadar, ortaya çıkma durumunun daha başlangıçtan tespiti önemlidir. Bu noktada sorulacak ilk soru şu olmalıdır: “Ne tür bir tehditle karşı karşıyayız?”
Bu aşamada güvenlik görevinin yerine getirilmesi için içeriden ve dışarıdan kaynaklanan güçlü ve zayıf yönler kadar, fırsat ve tehditlerin de ortaya çıkarıldığı stratejik bir teknik olan SWOT (Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats) analizinin yapılması da birçok konuya açıklık getirecektir. Özellikle zayıf taraflar ve tehditler aynı zamanda kuvvetin oluşturulması ve ne tür bir eğitim ve teçhizat ihtiyacı olduğunu da ortaya çıkaracaktır.
Her olayın niteliğine uygun bir “Risk Yönetimi” uygulanmalıdır.
Risk yönetiminde; risklerin belirlenmesi ile muhtemel olaylara göre senaryoların belirlenmesi, risk yönetim planının yapılması, güvenlik operasyonlarının planlanması ve başlangıçta asgari güvenlik tedbirlerinin alınması önemli aşamalardır. Bu noktada gerçek risk derecesini alınan tedbirler belirleyecektir.
Muhtemel etki tespit edildikten sonra bundan alınan tedbirler çıkarılırsa geriye gerçek risk ortaya çıkar.
Bu aşamada koruma hedefine yönelik tehdit ve risklerin muhtemel etkilerinin, görev tanımları çerçevesinde en uygun fayda/maliyet oranı sağlayan tedbirlerle yönetilmesi de önemlidir.
Her tarafta güçlü olunamıyorsa öncelikli alanlar belirlenmelidir.
Aynı şekilde tehdidin karşılanmasına yönelik Risk değerlendirmesi ve yönetimi için “Pareto Analizi” denilen bir çalışmanın yapılmasında da fayda vardır. Pareto Analizi; bir soruna neden olan faktörlerin sıralanmasından sonra, en fazla soruna yol açanların giderilmesi ile kısa zamanda sonuca varılmasını içeren bir yöntemdir. Örneğin; bir salgının yayılmasında en fazla, insanların birbirleri ile teması etkili oluyorsa; bütün gayretler öncelikle buna yöneltilmeli, aynı şekilde kişiler arası temas en fazla hangi alanda ise bu konu içerisinde de öncelik bu duruma verilmelidir.
Hedefler cazip olmaktan çıkarılmalıdır.
Fırsatlar, potansiyel tehdit unsurunun istismar edebileceği güvenlik açıklarıdır. Fırsat teorisine göre suç veya eylemin gerçekleşmemesi için koruma hedefi cazip bir hedef olmaktan çıkarılmalı, tehdit ve risklerden uzak tutulmalıdır. Bu nedenle hedefin cazibe derecesini artıran hususlar dikkatle analiz edilmelidir. Bu konulardaki eğitim, aktif farkındalık ve ortak akıl hedefin korunmasında esas unsur olacaktır. Eğer güvenliği sağlayan unsur yaptığı değerlendirme ve aldığı tedbirler sonucu hedefi cazip olmaktan çıkarır veya suçlu için uygun fırsat oluşmasını önlerse, doğal olarak güvenliğe yönelik bir riskin gerçekleşme olasılığı da düşecektir. İsrail’in İran’a saldırılarında üst düzey yöneticilere yönelik saldırılarında, İran tarafından bu hususun açık bir biçimde ihlal edildiği görülmüştür.
Güvenlik sağlamada esas unsur insandır.
Güvenlik, insanı esas almadan sadece güç kullanarak sağlanamaz. Bundan sonra güvenlik konusunun da uygulamada sadece dış düşmanı esas alan bir yaklaşımdan; gıda, sağlık, çevre gibi alanları da içerecek şekilde daha geniş bir alana yayılmış bir anlamda ele alınması gerekiyor. İnsanlığın geleceği için tüm dünyanın işbirliği de artık zorunlu.
Geciken, çaresiz acele kriz tedbirleri yerine, planlamaların önceden yapılması ve kriz anında uygulamaya konulması önem taşıyor. Her konunun uzmanının yer aldığı disiplinler arası uzmanlık kurulları geçerli olmalı ve alınacak tedbirlere bunlar karar vermelidir. Bunun dışında, sorunları daha kaynağından tespit edecek sistemlerin oluşturulması da gerekiyor.
Risk Yönetim Süreci:
Risk yönetimi bilimsel bir süreç olup her ne kadar sezgisel ve tecrübi faktörler yardımcı olsa da tamamen buna dayalı bir çalışmanın da hatalı sonuçlar vereceği bilinmelidir. Risk yönetiminin başarıya ulaşması için ne tür risklerle karşılaşılabileceğinin gerçeğe yakın olarak belirlenmesi ve bunların ne oranda gerçekleşebileceği ve hangi zararlara açabileceğinin ortaya konulması ve nasıl bir tepki ve hal tarzı uygulanarak bu risklerin etkisinin azaltılabileceği ve potansiyel fırsatların ortaya konulması suretiyle gerektiğinde her riskin bir fırsata dönüşümüne katkı sağlanmalıdır.
Bu noktada yapılabilecekleri 3 ana noktada toplayabiliriz.
Risk planlama ve Önceliklendirme (Riskler nelerdir-En fazla gerçekleşme ihtimali bulunanlar öncelik sırasına göre hangileridir). Bilgi eksikliği var mıdır? Bu eksikliği nasıl giderebiliriz?
Risk Analizi (İhtimal (Yüksek, Orta- Düşük) – Etki (Yıkıcı, Büyük, Orta, Küçük, Önemsiz –Zaman (Kısa, Orta, Uzun))
Hal tarzı geliştirme (Kaçınma, Üslenme, Etkisini azaltma, Bölüşme) Neler yapılabilir.
Risk Azaltma Stratejileri
Riskin etkisini en aza indirmek veya kabul edilebilir düzeye taşıma durumudur. Şu aşamalardan oluşur.
- Riske neden olacak temel kriterleri ortaya koyma
- Oluşma olasılığı ve sonuca etkisini en aza indirgeme
- Önlem planlarını ortaya koyma
- Risk azaltma faaliyetlerini planlama ve uygulama
- Riski fırsata dönüştürme stratejilerini ortaya koyma
Sonuç olarak, her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, derinliği olan bir bilgi altyapısı ve metodoloji kullanarak çoklu kaos ortamında bile olaylar öngörülebilir ve uygun yöntemlerle engellenmesi veya en azından etkisinin azaltılması mümkün olabilir.
Kaynakça:
Buzan, B. (1983). People, States and Fear, Brighton: Wheatsbeaf Books.
Brauch, H. (2012). Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü, M. Aydın, H. Brauch, M. Çelikpala, U. Spring, & N. Polat, Uluslararası İlişkilerde Çatışmadan Güvenliğe (Z. Arkan, Çev., s. 167-198). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Gleick, J. (1995). “Kaos Yeni bir bilim teorisi”, Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları.
Gök Y, (2006). Türkiye Voleybol Birinci Liginde Yer Alan Spor Kulüplerinin Risk Yönetimi Açısından Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara: Sağlık Bilimleri Enstitüsü.
Sevili G. (2001). Finansal Risk Yönetimi Çerçevesinde Piyasa Volatilitesinin ve Portföy Var Hesaplamaları, Eskişehir: A.Ü. Yayınları.
Verma, S. (2005). Bilimsel İlkelerin Küçük Kitabı Ankara: TUBİTAK Popiler Bilim Kitaplığı no.723.
Ererdi, H.C. (1992). Risk Yönetimi, Risk Yönetimi El Kitabı, 2-11.