İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Ağustos 19, 2025 16 dk okuma

DEĞERLENDİRME: YENİ NESİL GERÇEKTEN FARKLI MI?

DEĞERLENDİRME: YENİ NESİL GERÇEKTEN FARKLI MI?
Ağustos 19, 2025 16 dk okuma

YENİ NESİL GERÇEKTEN FARKLI MI?

Doç. Dr. Güray ALPAR

Prof. Dr. Melek ALPAR

Nesiller arası gerçekten büyük bir fark var mı? Nesiller arasında bir sınıflandırma yapılabilir mi? Yoksa bu fark yaş ve tecrübe ve yetenek gibi faktörlere bağlı olarak mı gerçekleşiyor? Hatta daha da ileri gidersek acaba birileri sırf ticari kâr amaçlı ya da toplumsal bir bölünme yaratma adına kuşakları birbirinden ayırmak ve farklılaştırmak mı istiyor?

Tarihçi ve bir kültürel antropolog yanında bir eğitimci akademisyen de olunca ister istemez konuya biraz da farklı yaklaşmak gerekiyor. Jeopolitik Öngörü Enstitüsü olarak zaten bu konuyu sürekli tartışıyor ve anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Nesil veya kuşak farklılığı bir anlamda tecrübe ve yaş farkından mı kaynaklanıyor, böyle bir farklılık gerçekten var mı? Yoksa bazılarının ifade ettiği gibi ticari kazanç sağlamaya dayalı yaratılan suni bir farklılık mı söz konusu?

Kimilerine göre bir kuşak farkı yoktur ve farkın sunulma şekli yanlıştır. Bu belki de ancak bir diyalog eksikliği tanımına girebilir. Zaten bu eksiklik de tarih boyunca hep var olmuş, daha yeterli hayat tecrübesine sahip olmayan gençlerin durumu da bu yüzden sorgulanmıştır. Zaten yaşam tarzı ve gelenekler sürekli değişmekte ve bu değişim şüphesiz toplumun bütün kesimlerini etkilemektedir. Dahası bu değişim ve etkileşim her toplumda farklı özellikler gösterirken, günümüzün küreselleşen ortamında bu daha süratli ve yaygın olabilmektedir. Bir sorun ancak sağlıklı bir şekilde ortaya konulabilirse ona göre teşhis yapılabilir ve çözülebilir. Bu nedenle belki de ilk olarak yapılması gereken, ön yargılardan ziyade, değişimin boyutlarının ve hangi alanlarda yoğunlaştığının sağlıklı ve bilimsel bir şekilde tespit edilmesi olmalıdır. Bu ise ancak disiplinler arası bir çalışma ile mümkün olabilecektir.

Şüphesiz doğuştan gelen yetenekler sonrasında eğitim yoluyla geliştirilebiliyor. Henüz yaşça küçük, hayat için gerekli eğitimleri ve tecrübeleri kazanmamış birisinden tıpkı eğitimli bir yetişkinin davranışlarını mı beklemek gerekiyor? Peki benzer farklılıklar önceki nesillerde yok muydu? Teknolojideki hızlı değişimlere ve bu değişimlere uyum sağlamaya dayalı farklılıkları ortadan kaldırmak mümkün olamaz mı?

Öncelikle” nesil” kelimesinin tarifi ile makalemize başlayalım. Oxford sözlüğüne göre (Oxford Advanced Learners’ Dictionary) nesil (generation), kelimesi “kuşak” olarak açıklanmakta ve aynı yaş grubunda ya da aynı dönem içerisinde yaşayan insanlar bütünü olarak ifade edilmektedir. Bu noktada, bir toplum içerisinde aynı sosyal ve kültürel çevrede, aynı dönem içinde yaşayanlar olarak da tanımlanabilir.

Aynı sosyal çevrede yaşayanların belirli bazı özellikleri paylaşmaları, istisnalar olmakla birlikte normal karşılanabilir. Ancak aynı dönem içinde yaşayan fakat özellikleri farklı nesillerin ya da kuşakların oluşması bazı anlama, kavrama ve uygulama farklılıkları oluşturuyorsa bu hususların tespit edilmesi gerekir. Yaş farklılıklarının fikir farklılıklarına yol açması doğaldır. Bu farklılıkların geçmişte de olduğunu biliyoruz. Örneğin, günümüzden yaklaşık 4700 yıl öncesine ait bir Sümer tabletinde yazılanları incelediğimizde, bir baba ve oğlu arasında yaşananların, bugünkü yaşananlardan pek de farkı olmadığını görmek mümkündür (Kramer, 1959:13-16).

Bu tablette baba, oğluna; eve erken gelmesini, sokaklarda boşu boşuna avare dolaşmamasını öğüt verirken, öğretmenine saygılı davranmasını istiyor, yaşananlardan ders çıkarmamasının kendisini yataklara düşürdüğünden bahsediyor. Tabletin devamı daha da ilginç. “Sana söylediklerimi yapsaydın adam olurdun. Diğer arkadaşların gibi eve her gün arpa getirirdin. Diğer arkadaşların babalarını, her gün arpa, yap ve yüne boğuyorlar. Senin yüzünden gece gündüz azap çekiyorum.”

Şüphesiz aynı sitem ve farklılıklar sonraki nesillerde de devam etmiştir.

M.Ö. 8’inci yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve birçok bilim insanı tarafından ilk ekonomi ve iktisat tarihçisi olarak da kabul edilen Hoseiod’un (Rothbard, 1995:8), “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar.” sözü ile Aristoteles’in atası Hoseiod’tan yüzyıllar sonra, günümüzden de neredeyse 2350 yıl önce, MÖ 335 yılında söylediği “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar. Yetişkinlere karşı saygısızlar. Anne-babalarına karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.” sözlerini hatırladığımızda, gençlere yönelik hep bir eleştirinin olduğunu ve farklılık yüklendiğini görürüz ve günümüzde de bunun aynı şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz.

Ancak bu noktada üzerinde durmamız gereken konu, zamanın ve teknolojinin hızlanması gerçeğinin şimdilerde çok daha fazla hissediliyor olmasıdır. Filozof Kierkegaard: “İleriye doğru yaşar ancak geriye doğru düşünürüz.” der. Geriye doğru düşünürken, yapılacak en büyük hata ise ileriyi bugünün kalıplarına ve verilerine göre şekillendirmektir.

Sözlüklerde göbek, kuşak, soy gibi anlamları bulunan, nesil kavramı aynı yıllarda yaşayanlar, aynı çağın şartları dolayısıyla benzer sıkıntı ve kaderi paylaşmış ve benzer yükümlülükleri taşıyan bireyler olarak tanımlanıyor (TDK Sözlük: 2011). Türk Dil Kurumu Tarih Felsefesi ve Kültür Tarihinde ise “Yeni bir anlayışta ve yeni bir yaşama duygusunda, yeni biçimlerde birleşen ve eskiden belirgin çizgilerle ayrılan topluluk” şeklinde ifade edilmektedir. “Bu anlatılar nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaştı” veya “gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak görevimizdir” gibi cümlelerde de neslin bu anlamı geçerlidir. Nesil ya da kuşak, yaklaşık olarak aynı zamanda doğan ve yaşayan tüm insanları ifade eder ve kendi aralarında genel bir anlayış birliği, diğer zaman çizgileri ile de belirgin farklılıkları ortaya koyar.

Bu kavram ilk defa Alman Sosyolog Mannheim tarafından (Mannheim, 1952:292) “Kuşakların Problemleri” konulu makalede gündeme getirilmiş ve toplumda bir kuşağın varlığından söz edebilmek için şu unsurların oluşması gerektiği ileri sürülmüştür. Bunlar:

  • Kültürel aktarımın olduğu bir sürecin ve tarafların olması,
  • Kültürel sürece yeni katılımların bulunması,
  • Başka kuşak üyelerinin zamanla sınırlı bir biçimde bu kültürel sürece katılımı,
  • Eski katılımcıların zamanla bu süreçten ayrılması,
  • Kültürel mirasın bir bölümünün yeni sürece aktarımı.

Burada üzerinde durulması gereken noktanın kültür aktarımı sürecinin uygun şekilde düzenlenmesi durumunda bu farklılıkların en aza indirilmesinin mümkün olduğudur ki bu da eğitimciler yanında sosyologlar ve antropologlar tarafından planlı bir şekilde sağlanabilir.

Kuşakları sınıflandırmaya tabi tutmak son dönemlerde önem kazanmaya başlamıştır. Kuşakların zamanla birbirlerinden farklılaşan özelliklerinin, onların bir organizasyon içerisinde uyum içerisinde çalışmasına engel olduğu görüldüğünden, kuşak farklılıkları, birbirini anlama ve görüş farklılıkları açısından incelenmekte ve bu anlamda iş süreçlerine yansıtılarak ve alınacak tedbirlerle çalışanların etkinlik ve verimlilikleri artırılmaya çalışılmaktadır.

Ancak üzerinde tam olarak uzlaşıya varılan kesin bir tanım olmamakla ve kültürden kültüre değişmekle birlikte süreç içerisinde yeni tanımların da yapıldığı görülmektedir. Kuşak kavramı iki farklı bakış açısı temelinde oluşmaktadır. Bunlar, ilki, aile ve soy bağını temel alan antropolojik bakış açısı; diğeri ise bir toplumu meydana getiren unsurların ortak bir bellek temelinde deneyimledikleri süreçlere açıklık getiren sosyolojik bakış açısıdır.

Benzer deneyimlerin paylaşılması, benzer zevklerin ve ilgi alanlarının oluşması da kuşak kavramına dahildir. Bu kapsamda Fox tarafından yapılan tanıma göre (Fox, 2011:24), I. Dünya Savaşı sonrası 1925-1945 yılları arasında doğanlar geleneksel değerlere bağlılığa vurgu yapılarak, Sessiz Kuşak, II. Dünya Savaşı sonrası 1946-1964 yılları arası doğanlar, doğum sayısındaki hızlı artışa binaen “Bebek Patlaması” kuşağı, 1965-1980 arası doğanlara X kuşağı, bilgisayarın yaygınlaşmaya başladığı dönemden itibaren başlayarak, internetin hayata girdiği, 1995 yılına kadar doğanlara Y kuşağı ve 1996 yılından sonra doğanlara ise Z kuşağı denilmiştir. Z Kuşağı, farklı çalışmalarda 1995 ve 2010 yılları arasında doğan kişiler olarak genellenmektedir (Kutasi, 2013: 195-202). Z Kuşağı, “Kristal Nesil” ya da “Derin Duygusal” olarak da isimlendirilmektedir.

Ancak yalnızca benzer ve yakın yıllarda doğmak nesilleri tanımlamak için yeterli olmamaktadır. Dikkat edilirse daha önceki kuşaklara ait olmakla beraber teknoloji kullanımı gibi yetenekleri kazanmış ve bu hayatın içine dahil olmuş kişilerin belki de yeni kuşakların özelliklerini daha fazla yansıtırken, sonraki kuşaklara ait olanlardan bazılarının da kişilikleri itibarıyla kendi kuşaklarının özelliklerine sahip olmada oldukça farklı özellikleri barındırdıkları görülebilir.

Örneğin, Y Kuşağı, bilgisayar ile çok erken dönemde tanışmış ve yetişmiş olmasına karşın, Z Kuşağı doğduğu andan itibaren bir bilgisayardan çok daha fazlasına sahip olmuştur. Z neslinin, cep telefonunun yaygınlaşmasına şahit olmanın ötesinde, direk akıllı telefonların ve sosyal medyanın hayatımızın odak noktası olduğu bir dönemde yetiştiğini anlayabilmek mümkündür.

Bu kuşak derin bir evrensel teknoloji anlayışıyla beraber, bunu iş ve yaşama biçimine dönüştürme kabiliyetine sahip. Dell Tecnologies isimli şirket tarafından, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 17 ayrı ülkede 12.000’den fazla Z kuşağından lise ve üniversite öğrencisi ile yapılan anketin sonuçlarına göre; %73’ü kendisini teknolojik okuryazar olarak iyi veya ileri düzeyde olduğunu düşünüyor ve çoğunluğu teknolojiyi kullanarak çalışmak istiyor ve teknoloji alanında yapılan iş tekliflerine sıcak bakıyor.

Ancak bu kuşak çevresindeki insanlarla fazla iletişim kurmayı tercih etmiyor, aşırı sosyal medya bağımlısı ve işi evden yapma bağımlısı. Bu kuşak ilgiye muhtaç ve öğrenme ve kendini geliştirmede rehberlik ihtiyacı var.

Gazi Üniversitesi yabancı diller bölümünde üç sınıfta yaptığımız bir araştırmanın sonuçlarına göre, X neslinde doğanlar bilgisayar kullanma yönünden iyi durumdayken, Z nesil yaş grubuna ait olanlardan bazılarının bilgisayar kullanmadıkları, kullanmakta zorluk çektikleri ve daha ziyade işlemleri telefon üzerinden gerçekleştirme eğiliminde oldukları tespit edilmiştir (Alpar, Melek ve Güray, 2018). Yapılan araştırmada her neslin genel özelliklere sahip olmakla beraber aynı nesil içerisinde farklılıkların da olduğu ortaya çıkmıştır.

Kuşaklar konusunda araştırmalar ve ayrıştırmalar devam etmektedir.

Daha sonraları zaman içerisinde farklı kuşak tanımları da yapılmaya başlanmıştır. Örneğin 2010 yılından sonra doğanlara, Dijital Kuşak veya Alfa Kuşağı isimlendirmesi gibi.

Bazı sınıflandırmalarda 1990 sonrası doğanlara C kuşağı denildiği de görülmüştür.

R Kuşağı ise Hollanda’nın Rotterdam kentindeki çok etnik yapılı kentsel bir toplulukta, genç yetişkinlik dönemine kadar bir grup üzerinde yapılan bir çalışmaya verilen isimdir (Jaddoe, Van Duijin ve Van der Hejden, 2012).

Diğer taraftan T Kuşağı, teknolojiyi iyi bilen, yön veren ancak aynı zamanda çevresine karşı sorumlu ve duyarlı olan özgüveni ve yaratıcılığı yüksel insanları tanımlamak için kullanıldı.

T Kuşağı’nı ise “teknolojiyi en iyi şekilde bilen ve teknolojiye yön veren; çevresine karşı sorumlu ve duyarlı olan, elini taşın altına koymaktan çekinmeyen; gittiği her yerde fark edilen dünya vatandaşları” olarak tanımlıyoruz.

K Kuşağı da kuralları sorgusuz benimseyen, iş dünyasında yer almak ve başarılı olmak için istekli bir gurubu tanımlıyor (Hertz, 2016). 1995-2000 arasında doğan 2000 Amerikalı ve İngiliz arasında yapılan araştırmada, bu kuşağın 5 temel özelliği; endişe, geleneksel kurumlara karşı güvensizlik, cömertlik, yaratıcılık ve yalnızlık olarak belirlendi.

Cambridge Judge Ticaret Üniversitesinden Noreena Herz’e göre bu kuşak yüksek teknoloji ve zenginlik ile sosyal olaylar, adaletsizlik, savaş ve göçlerle şekillenen yeni bir dünyanın sentezi olarak ortaya çıkıyor. Bunlar üretim sürecinde yer almak yerine kendi değer, istek ve beklentilerini rahatça ifade etmeyi tercih ediyor. Ancak yine de büyük umutları olmayan karamsar bir kuşak. Bunlar paraları olsa bile zorunlu olmadıkça harcama yapmıyor, çok uluslu şirketlere güven duymuyor, kendinden önceki kuşaklar gibi marka meraklısı değiller.

İnsanlar ve toplumlar artık kaynaklara ve bilgilere mesafe, zaman ve mekân kısıtlaması olmadan her noktadan erişebilmeye başladı. Sürat önem kazandı. Örneğin son araştırmalara göre Z jenerasyonunun dikkat süresi, yani herhangi bir işe dikkat dağılmadan odaklanabilme süresi, 8 saniye olarak tespit edildi. Halbuki bu bir önceki jenerasyonda 12 saniyeydi.

Farklılıklar maksatlı olarak kötü amaçlı oluşturulmadığı sürece normaldir. Bir toplumda herkesin tıpatıp aynı şekilde özellikler göstermesi zaten beklenemez. Kuşaklar iyi ya da art niyetli çalışmalarla çoğaltılabilir hatta aynı kuşak içinde birçok ayrı özelliğe sahip gruplar oluşturulabilir. Toplum maksatlı olarak da bölünmek istenebilir. Daha da ileri gidilerek gittikçe ufalan ve yalnızlaşan gençler farklı gruplar tarafından bireyselleştirme adı altında farklı etkinliklerin içine çekilerek kendilerinden istifade edilmek istenebilir. Ancak yukarıda açıklığa kavuşturmuş olduğumuz konuların ışığı altında bunların önlenmesi uzman ellerde bilimsel olarak mümkündür. Eğitim zaten insan davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla istendik yönde değişim yaratma süreci olduğuna göre, eğitimle bu değişim kontrolsüz alandan çıkarılıp istenilen doğrultuda kontrollü olarak geliştirilebilir.

Öğrenen ve sürekli kendisini geliştiren bir yapı içerisinde bireyler zaten yaratıcı bir katılım sergilerler ve yaptıklarından organizasyonun bir parçası olarak zevk ve heyecan duyarlar.

Bu noktada yeni nesle ilişkin olarak en çok gündeme gelen ve çoğunlukla amaçsızlık ve çaresizlikten kaynaklanan, atalet içinde olma durumunun dahi avantaja çevrilmesi mümkündür. Çünkü biliyoruz ki hiçbir atalet sonsuza kadar sürmez ve her atalet içinde kendisini aşacak potansiyeli taşır. Kaldı ki yeni neslin özellikleri biraz değişik olsa da bazı konularda bu değişimin daha olumlu yönde olduğunu da söylemek gerekiyor. Yani her şey olumsuz yönde değil.

Zaten kültürel antropoloji kültürel örüntüyü ayrıntılı olarak ortaya koyar ve ana olarak iki alanla ilgilenir;

  • İnsanlar nasıl ve neden birbirine benzer,
  • İnsanlar nasıl ve neden birbirinden ayrılır.

Şüphesiz ayrılıklar üzerine odaklanmak insanları böler ve birbirine düşürürken, benzerlikler üzerindeki çalışmalar toplumu birbirine bağlar ve güçlendirir.

Kısaca hangi tarafı seçeceğimiz bizi ve toplumu şekillendirir ve geleceğimizi belirler.

Kaynakça:

Alpar Melek ve Güray. (2018). Yabancı Dil Öğreniminde Y ve Z Nesil Farklılıklarının Antropolojik Bakış Açısıyla İncelenmesi, Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, İKSAD Publishing Hause.

Fox, A. (2011). Mixing It Up-Multi-generational discord can impede workplace relationships and lower engagement, HR, Magazine-Alexandria, 56(5): 22-27.

Hertz, Noreena. ‘what you need to know about generation K? https://www.businessinsider.com/what-you-need-to-know-about-generation-k-2016-4# (Alıntı Tarihi: 14 Temmuz 2025).

Jaddoe VW, van Duijn CM, Franco OH vd. (2012). The Generation R Çalışması: Tasarım ve Kohort Güncellemesi, Eur J Epidemiol.

Kramer, Noah, Samuel. (1959). History Begins at Sumer, Garden City, N.Y.: Doubleday.

Kutasi, N. (2013): Conquerors of the Cyber Space—the Z generation, Társadalomkutatás, 31(2), 195-202.

Mannheim, Karl. (1952). “The Problem of Generations”, Chapter VII, 276-322. Routledge.

Oxford Advanced Learner’s Dictionary, generation (nesil) maddesi. www.oxfordlearnersdictionaries.com/definition/english/generation?q=Generation (Alıntı Tarihi: 12 Temmuz 2025).

Rothbard, Murray M. (1995). Economic Thought Before Adam Smith: Austrian Perspective on the History of Economic Thought, Vol.1, Cheltenham, UK: Edward Elgar Publishing.

Türk Dil Kurumu. (2011). Türkçe Sözlük, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar