DÜNYADAKİ ABD “MEDENİYETİ” HAKİMİYET ÇABALARI VE PETROLÜN HİKAYESİ: VENEZUELA’DAN NEREYE?
İlyas Süpürgeci
07 Ocak 2026
■ Britanya, Fransa, Almanya ve İtalya için Afrika kıtası ve Ortadoğu 1950’li yıllara kadar ne idiyse, ABD için de 1800’lerden başlayarak Güney Amerika o oldu.
■ Özellikle 1970’lerden itibaren Ortadoğu petrolleri genel olarak ABD’nin kurallarına tabi oldu. Güney Amerika ABD’nin oyun sahası (arka bahçesi) olmaya devam etti.
■ İki kutuplu dünyanın sona ermesi ve küreselleşmenin başlamasıyla dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıkan ABD, 1990’lardan itibaren Geniş Ortadoğu’ya tam olarak çöktü. “Özgürleştirme ve demokrasi getirmek” gerekçesiyle ülkeleri işgal etti ve bitmeyen savaşlara sürüklendi. Bitmeyen savaşlarda ABD kan kaybetti, güç kaybetti ve borçlandı.
■ Küreselleşmenin hâkim olduğu dönemin nimetlerinden (malların ve paranın serbest dolaşımı, ticaret, zenginleşme ve yüksek teknolojinin yaygınlaşması) en çok faydalanan Çin oldu. Çin dünyanın en büyük üretim merkezi haline geldi. Devasa büyüklükteki Çin ekonomisinin ihtiyaç duyduğu şeylerin başında doğal olarak petrol, gaz ve değerli madenler geliyordu. Çin ihtiyaç duyduğu bu hammaddeleri dünyanın farklı bölgelerinden tedarik ediyordu; ABD’den, Rusya’dan, Ortadoğu’dan, Afrika’dan ve Güney Amerika ülkelerinden.
■ Çin’in ekonomik güç olarak ABD’yi yakalaması ve ekonomik gücünü zamanla siyasi ve askeri güce tahvil etme çabalarını arttırması ABD’yi kaygılandırıyordu. Nihayetinde ABD tarafından Çin mevcut koşullarda yükselişi önlenemeyen bir rakip olarak görüldü. Diğer taraftan ABD ile Çin arasındaki rekabetten faydalanmak isteyen diğer güçlerin (Rusya, Hindistan, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Japonya, İran, S. Arabistan, İsrail, Türkiye) izlediği politikaların ABD hegemonyasına bir meydan okuma ve umursamama olarak algılandı.
■ Dünyada, Batı medeniyetini İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar Avrupa güçleri temsil ediyordu, fakat Avrupa’yı çökerten bu savaştan sonra Batı’nın bayraktarlığı ABD’ye geçmişti. Bu gelişmeyle birlikte, iki bin yıldır Avrupa’da yerleşik Küresel Yahudi Gücünün merkezi de ABD haline geliyordu. Batı’nın dünyadaki genel hakimiyeti veya üstünlüğü ABD üzerinden hüküm sürerken, dünyanın doğusundan yani Asya’dan yükselen güçler (Çin, Hindistan ve Rusya)in olması ve Batı’ya rakip hale gelmiş olması; Batı’nın iki yakası (ABD ve Avrupa güçleri) arasında çok ilginç bir şekilde, yakınlaşmaya değil sürtüşmeye yol açtı; Batı İttifakı sarsıldı. Batı’nın lideri ve hamisi rolündeki ABD, Batı’nın üstünlüğünü sorgulayan ve meydan okuyan Doğulu güçlere karşı mücadele etmek ve ABD hegemonyasını sürdürmek gayesiyle ortaya koyduğu büyük stratejiye Avrupalı müttefiklerinin duyarsız kalmış olmasını ABD yönetimleri içine sindiremiyordu. Müttefiklerinin ABD’ye neden duyarsız kaldıkları bu yazının konusu değildir, derinlemesine incelenmesi ve küresel Yahudi gücünün her iki yakadaki rolünün araştırılması gerekiyor. Fakat müttefiklerinin duyarsızlığı, ABD’nin Başkan Trump liderliğindeki yönetimini çok radikal kararlar almaya ve politikalar izlemeye yöneltti ve dünya siyaseti yeni bir döneme girdi.
■ ABD yönetimi tarafından, yeni dönemdeki büyük stratejinin temel esası başkan Trump’ın ağzından bütün dünyaya; “Önce Amerika!” ve “Yeniden Büyük Amerika!” olarak duyuruldu. Batı İttifakı’nın Avrupa yakası işte bundan kaygı duyuyordu ve Donald Tump’ın ikinci kez ABD başkanı seçilmesini istemiyordu; fakat engelleyemediler.
Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesi, ABD içindeki güç veya nüfuz mücadelesini Avrupa yakasının kaybetmiş olduğu anlamına geliyordu (her ne kadar bütün bir Avrupa’dan bahsedilemiyor olsa da). Başkan Trump kendisine meydan okuyan Çin’e karşı bir ekonomik savaş başlattı; çünkü Çin sahip olduğu ekonomik gücü kullanarak siyasi ve askeri gücünü sürekli geliştirmektedir. Çin’in ekonomik gücüne darbe vurmanın yolu olarak, ihtiyaç duyduğu dünyanın farklı bölgelerindeki hammadde kaynaklarından mahrum bırakmak veya kontrollü vermek olduğu, anlaşılıyor. Bu maksatla hem dünyadaki kaynakların kontrolünü tekeline almak hem küresel ticaret ve ulaşım yollarını kontrol etmek için daha radikal ve zorlayıcı politikaları yürürlüğe koymuştur. Bu doğrultuda Geniş Ortadoğu’da, Amerika kıtasında ve Kuzey Kutbu bölgesinde önemli etkiler (şantaj, baskı, darbe, güç kullanarak müdahale) ortaya koymaktadır. Trump liderliğindeki ABD yönetimi tüm bunların yanında ABD’de kritik yatırımları teşvik ederek ve ithalat gümrük tarifelerini ABD lehinde düzenleyerek ABD’yi tekrar büyük bir üretim gücüne kavuşturmaya çabalamaktadır ve yüksek teknolojide liderliğini korumak için çok önemli tedbirler almaktadır. ABD askeri gücünü yenilemek ve üstünlüğünü tekrar pekiştirmek için dışarıdan (körfez sermayesi) gerekli kaynak temin etmektedir.
■ Avrupa kıtasında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ve işgaliyle başlayan ve dördüncü yılına giren savaş devam etmektedir. Bu savaş hem Rusya’yı hem bütün Avrupa’yı zayıflatmaktadır ve meşgul etmektedir. Asya-Pasifik bölgesinde ABD ve Çin aslında bir nevi baş başa kalmıştır ve bu dünyanın iki en büyük ekonomi birbirine bağımlıdır; üretim, ticaret ve finans bağlamında bir çeşit ortaktır. ABD Çin’e karşı Tayvan’ı, Japonya’yı, Güney Kore’yi ve Avustralya’yı denizde ve havada etkili bir hale getirmek için desteklemektedir ve üslerini korumaktadır. ABD üç kıtanın merkezi ve bağlayanı konumunda olan, petrol ve doğal gaz zengini olan ve dünyanın en önemli deniz yolunu kontrol eden Geniş Ortadoğu bölgesindeki kontrolünü İsrail merkezli bir bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden sürdürmek için siyasi çabalarını sürdürmektedir.
■ Sonuç olarak; tanıklık etmekte olduğumuz küresel mücadele öncelikle dünyadaki büyük güçler arasındaki mücadeledir. Büyük güçler arasındski mücadelenin geçmişte olduğu gibi kendi aralarında doğrudan savaş şeklinde yaşanması ihtimali neredeyse sıfırdır; çünkü sahip oldukları nükleer cephanelikler bunu engellemektedir. Bu nedenle asıl mücadele ekonomik savaş alanında yaşanmaktadır. Ekonomi alanındaki savaşta rakiplerin ekonomik gücünü sınırlandırmak ve kendi kurallarını rakiplerine dayatmak için dünyanın kritik bölgelerini kontrol altına almak, yüksek teknolojiyi kontrol altına almak, küresel finans piyasasını kontrol etmek ve gümrük tarifelerini kendi lehinde olacak şekilde düzenlemek önem kazanmıştır. ABD yönetimi bu uygulamalarıyla “Küreselleşmeye Son!” demiştir. “ABD yönetimi küreselleşmeden tam olarak vazgeçebilir mi?”, sorusunun cevabı kanaatimce “Hayır’dır. Fakat, küreselleşme olgusu ABD hegemonyasını yeniden tesis edecek şekilde yeniden yorumlanacaktır. Çünkü Batı İttifakı’nın dünyadaki üstünlüğünü sürdürmenin yolu küreselleşmenin yeniden yorumlanmasından geçmektedir. Batı’nın her iki yakasındaki katalizör aktör olan ve dünyadaki servetin aslan payına sahip olan Yahudiler bugün Başkan Trump üzerinden yürüyerek hem ABD’yi hem Batı ittifakını hem de dünya siyasetini yeniden şekillendirmektedir. Amerika küresel servetin ve gücün sahipleri için dünyanın en güvenli kalesi olarak görülür. Kalenin güvenliği her şeyden önce gelir. ABD başkanı Trump, tutkuları ve kişiliği nedeniyle bu misyon için biçilmiş kaftan olarak görülmektedir ve dünya sahnesinde adeta bir tiyatro sergilenmektedir. Her ne kadar tiyatro görünümlü olsa da yaşadıklarımız “savaş ötesi” bir büyük güç mücadelesidir ve her bakımdan küresel ölçekte sarsıcıdır.
İlyas Süpürgeci, 07.01.2026