İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Eylül 21, 2026 19 dk okuma

ANALİZ: GİDENİN GELMEDİĞİ YEMEN’DE ZEYDİLER VE HUSİLER’İN NE İŞİ VAR?

ANALİZ: GİDENİN GELMEDİĞİ YEMEN’DE ZEYDİLER VE HUSİLER’İN NE İŞİ VAR?
Eylül 21, 2026 19 dk okuma

Bir ülkeyi ve halkını nasıl tanırsınız, nasıl öğrenir ve yorum yaparsınız?

Açık kaynak araştırmasında dünyada gündemi oluşturan Husi kabilesinin kaç kişi olduğuna dair net bir bilgi yok ve Zeydiler içinde bahsedilip üstü kapatılıyor. Oysa lider kesim hep Husilerden oluşuyor. Peki buna dair bilgiler kimin elinde…

Farklılıklar kadar benzerlikleri bulabilmek de oldukça önemlidir. Sosyal ve kültürel Antropologlar yanında, başta sosyologlar olmak üzere bazı sosyal bilimciler insanı ve toplumları tanıma konusunda eğitim almışlardır. Ancak dünyada birkaç ülke dışında, bu eğitim almış araştırmacıları aldıkları eğitim alanında kullanmak yerine, çoğu zaman farklı alanlarda istihdam etmeyi tercih ederler ve konuya ihtiyaç duyulan ana kadar çalışmalarına değer vermezler. Oysa halkın içine girip onların kültür kodlarını ortaya çıkaran bu araştırmacıları, uygun şekilde yöneltebilen sistemli devletler, birçok alanda bu bilgileri kullanarak iletişimi ayrıştırma ya da birleştirici yönde daha da kolay hale getirmeyi bir türlü başarırlar.

Yemen’de sürekli din adına mücadele ettiğini iddia eden bir oluşum, bir anda taraf değiştiriyor ve inanılmaz bir şekilde, mücadele ettiğini söylediği ülkelerle anlaşıp, kendisi ile aynı dini inançlara sahip ülkeyi ya da ülkeleri hedef almaya başlıyor…Peki, Yemen’deki Husiler’in, Washington’a Kızıldeniz’de ABD gemilerine saldırmayacakları güvencesini vermesi ne anlama geliyor?

Bu açıdan 400’den fazla kabilenin bulunduğu ve nüfusun yaklaşık %85’i bir kabileye mensup olan Yemen’i iyi bilenler ve ayrıntılı analizini yapmış olanlar kimler? Yine konuya yabancı iseniz, ülkedeki en büyük kabile konfederasyonu olan “Bakil”, arkasından gelen en organize “Haşid” dahası “Madhhaj, Himyar ve Kinda” isimlerinden haberiniz olmadan yorum yapar, tahminde bulunmaya devam edersiniz. Oysa bu ülkede Kabile bağları merkezi otoritenin güçlü olmadığı dağlık ve kırsal alanda adaleti ve dayanışmayı sağlayan temel bir yapıyı oluşturur.

Peki size su bakımından dünyadaki en fakir 10 ülkeden birisi olan Yemen’de, kaynakların yarısına yakınının “kat” isimli bir bitkinin sulanmasında kullanıldığından ve bu bitkinin yapraklarının, ağızda çiğnendiğinden ve uyuşturucu etkisi yaptığından bahsetseler, nasıl yorumlarsınız? Biraz daha açarsak, bu bitkinin kullanımı ülkede ileri safhalara ulaşmış durumda…

Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar (MS375 Kavimler göçü) olan dönemde, Yemen, tarımsal verimliliği ve baharat ticaretinden dolayı, yarımadanın diğer yerlerine nazaran ekonomik yönden daha iyi durumda olduğu için “Mutlu Arabistan” olarak isimlendiriliyordu. İslami dönemde ise kutsal sayılan Kabe’ye göre güneyde (sağ tarafta/yemin) yer aldığı için “Yemen” olarak isimlendirilmeye başlandı. Peki bu mutlu ülke nasıl bugünkü durumuna geldi?

Neden stratejik konumunu, doğal kaynaklarını ve tarihi ve kültürel zenginliğini kendisi için değil de başkaları için kullanmakta ve insanlar acı çekmektedir?

Neden, 1517’den beri tanışık olduğu bölge, Türk Kültüründe bir uzaklık sembolü ve gidenin geri dönmediği yaman bir bölgeyi çağrıştırıyor?   “Kısmet ise gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden?” ne demek?

Hangi sebepten, Arabistan Yarımadasının güneyinde ve Kızıldeniz’i kontrol eden stratejik konumdaki bu ülke iç siyaseti ve dış politikasıyla son dönemde tüm dünyanın gündeminde? Kim bu Zeydiler, kim bu Husiler? İslamiyet’i gerçekten özümsemiş gruplar mı? Yoksa İslamiyet’i kullanarak önce Müslümanların desteğini almak ve ardından İslam’ı bölmeyi mi amaçlıyorlar? Kimin kontrolünde ve kime hizmet ediyorlar? Husiler, gerçekte iddia ettikleri gibi, İsrail ve ABD kuvvetlerine belirgin bir zarar verdi mi? Peki neden Trump, Husilerin kendileri ile irtibata geçtiğini ABD ve İsrail kuvvetlerine zarar vermeyeceklerini ve sadece Suudi Arabistan’a zarar verme amacında olduklarını mutlu bir şekilde kamuoyuna açıklıyor? Bu grupları kim ve hangi amaçla kullanıyor? Peki Husilerin Zeydiler ile bağlantısı ne?

Evet, bildiğimiz kadarıyla Husiler, Zeydi. Ama Zeydilerin hepsi Husi değil. Zaten Zeydiler de Yemen’de çoğunluğu oluşturmuyor. Yemen nüfusunun %93’ü Arap. Zeydiler ve Husiler de… Geri kalanının çoğunluğu Doğu Afrika ve özellikle Somalililer oluşturuyor ve yine geçmişteki ticari ilişkiler dolayısıyla az miktarda Pakistan, Hindistan, Endonezya ve Malezya’dan gelmiş olanlar mevcut.

Dini yapıya geldiğimizde, durum ilginç hale gelmeye başlıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki nüfusun neredeyse tamamı, yaklaşık %99’u Müslüman. Aynı Allah’a ve aynı peygambere inanıyor. Anayasa’ya göre resmi din İslam. İslam’dan başka dine geçiş yapmak ve Müslümanlara göre misyonerlik yasak. Dinden dönen cezalandırılıyor. Herkes aynı dine, aynı inanca ve aynı kitaba inanıyor ama sorun yorumlara girince başlıyor. O halde sorun ne?

Bu noktada bu Müslüman nüfusun yaklaşık %65’inin Şafii inancına mensup Sünni, % 33-35 kadarının ise ana yapı Zeydilik olmak üzere Şii inancını taşıdığı biliniyor ve işte ayrılıklar da bu noktada başlıyor.

Ayırımın temelini anlamak için İslamiyet’in ilk dönemlerine kadar gitmek gerekiyor.

Zeydiler soylarını ve inançlarını Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in torunu İmam Zeyd 699-740)’e dayandırıyorlar. Onlara göre Zeydilik dört sünni mezhepten sonra beşincisi. Düşünce sistemleri Şiilik inancında Sünniliğe en yakın grup. Zeydiyye, Hz. Hasan’ın torunu El-Kasım er-Rassi (Ölümü 860) tarafından kurulmuş ve sonrasında geliştirilmiştir. Zeydiyye mezhebinde iman olabilmenin şartı, Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin’in soyundan gelmek yani Ehl-i Beyt mensubu olmak. Ancak bir kişi alim ve adaletli ise kılıcını çekip, gücüne dayanarak kendisini Zeydi İmamı ilan edebilir. Bu durum zamanla imamlığı güçlü olana ve onun çocuklarına taşımıştır ki mezhebin kendi içindeki büyük mücadelelerin temelini oluşturmuştur. Bu hususun önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Diğer bir önemli husus ise daha da ilginçtir. Zeydiler, ilk devletlerini Yemen’de değil, İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizi güneyinde Taberistan’da, 874-1126 yılları arasında kurmuştur. Peki bu Yemen’e nasıl gelmiştir? Şöyle ki, Nihm kabilesinin davet etmesi sonrası, 897 yılında oradan Yemen’e gelen Hadi ile’l-Hak tarafından Yemen’de Zeydilik düşüncesinin ve Zeydi devletinin temeli atılmıştır. Hz. Muhammed sonrası halifeliğin Hz. Ali’nin hakkı olduğu gerekçesiyle gerçekleştiği isyanların bir sonucu olarak, Zeydilik düşüncesi Kasım b. İbrahim er-Ressi döneminde (860) bir mezhep haline gelmiştir. Zaten Halifeliğin Hz. Ali’nin hakkı olduğunu savunanlar gerek Emeviler gerekse sonrasında Abbasiler ile mücadeleye hep devam etmiştir. Hareketin Yemen dışında başlayıp, sonradan bu ülkeye gelmesi de yine bu doğrultuda dikkate alınması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten Zeydilik hareketinin kurumsallaşması da Yemen’e geldikten sonra olmuştur. Acaba neden?

Sonraki dönemlerde de bu mücadele sürekli devam etmiş daha doğrusu devam etmesi istenilmiştir. Osmanlıların Mısır’ı ele geçirdiği dönemde de Mısır’daki Memluk Devleti ile Yemen’deki Zeydiler arasında şiddetli bir hakimiyet mücadelesi devam etmekteydi. Osmanlılar Mısır’ı ele geçirince Yemen’de, Sana şehrinde bulunan Memluk Emiri hutbeyi Osmanlı padişahı adına okutmuştur. Böylece Osmanlılar, başlangıçta savaşmadan Yemen’i kontrol etmiştir.

Buna rağmen sadece Zeydiler, Osmanlı hakimiyetine ve inançlara yönelik hoşgörüsüne rağmen mücadelelerine devam etmişlerdir. 1568-1571 yıllarında Yemen’e çıkan isyan nedeniyle düzenlenen sefer, Yemen’in ikinci kez ele geçirilmesi olarak değerlendirilebilir. Bu dönemin, Endonezya Ace Halkının Osmanlı’dan ülkelerine karşı yapılan Batılı Emperyalist saldırılar nedeniyle, yardım istediği bir döneme rast gelmesi ve Osmanlı Padişahının yardım gönderme talimatı vermesine rağmen, Yemen’de çıkan isyanların bunu geciktirmesi dikkat çekicidir. Osmanlı kuvvetli bir şekilde müdahale etmese, belki de birçok kritik yeri ele geçiren Zeydiler’in, tüm İslam dünyasını büyük bir tehlikenin içerisine atmaları kuvvetle muhtemeldi. Acaba başka bir Müslüman topluluğa yardım edileceği bir dönemde bunu engelleyici bir isyanın dışarıdan bir yönlendirilmiş olabilme ihtimali var mıydı? Yoksa, olayı sadece bir tesadüf olarak mı görmek gerekir? Zaten Jeopolitik soru, şüphe ve olaylar arasında bağlantı kurabilme yeteneği değil midir?

Peki neden Zeydiler, Osmanlı ile mücadele etmişlerdir?

Konunun 3 ana alanda değerlendirilmesi mümkündür.

Öncelikle konunun esas nedeni dini sebeplerdir. Osmanlı her ne kadar her türlü dini düşünceye karşı hoşgörülü olsa da Sünni bir inanca sahipti ve Zeydiler’e göre İslam halifesi sadece Ehl-Beyt mensubu bir Zeydi İmam olabilirdi. Bu kim olursa olsun mücadele ve isyan anlamına geliyordu. Nitekim 1517 yılından sonra hep öyle de oldu. Zeydilik düşüncesi, temel olarak Hz. Muhammed’in kendisinden sonra herhangi birisini halife tayin etmediğini temelinde şekillenmiş olsa bile…

Diğer bir neden Zeydilerde, mezhep imamı aynı zamanda siyasi otoritenin de başı olmalıdır. Bu konu da kimseye tabi olmamanın bir gerekçesidir ve kendi imamları harici kimsenin kontrolüne dahil olmama tarih boyunca siyasi hareketin en dikkat ettiği ve hiçbir zaman vazgeçmediği konulardan birisi olarak gündeme gelmiştir.

Diğer bir konu ise Yemen bölgesinin kritik bir bölge olması ve sonradan bu bölgeye gelip yerleşen Zeydilerin, azınlık olsalar bile, bu bölgede hâkim güç olarak ekonomik kaynakları ve geçiş güzergahını kendileri kontrol altında tutmak istemeleridir.

Osmanlılar ise Kutsal toprakları tehlikelere karşı korumak ve Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i kontrol ederek, İslam dünyasını sömürgecilere karşı koruma amacıyla Yemen’i kontrol etmek düşüncesindeydi. Osmanlı kuvvetlerinin hazırlıklarını tam yapması ve kontrol harekâtına Zeydilerin kuvvetli olduğu dağlık alandan başlamaması önemliydi ve 1570 yılındaki başarıyı getirmişti. Ancak Zeydiler, bölgenin coğrafi yapısının direnişe uygunluğu, salgın hastalıklar ve merkeze uzaklığından istifade ederek ve yukarıda belirttiğimiz yapıları dolayısıyla isyanlarına devam etmişler ve 1635 yılında Yemen’deki Osmanlı hakimiyetini 19. Yüzyıl ortalarına kadar ortadan kaldırmışlardı. Bu Osmanlı Devleti’nin Doğu’da kaybettiği ilk topraktı. Bundan sora Zeydilerin Yemen’deki kontrolü 1848 yılında Osmanlıların tekrar bölgeye hâkim olmasına kadar iki yüzyıl kadar devam etti. Bu dönemde bölge, etkilerini günümüze taşıyacak şekilde, fazlasıyla emperyal güçlerin etkisine maruz kaldı. 1872 yılından itibaren Yemen tekrar Osmanlı Devleti’ne bağlandı ve merkezden gönderilen valilerce yönetildi. 1904 yılında iktidara gelen İmam Mütevekkil-Aleylah Yahya, Osmanlılara karşı cihat ilan etmesi de şaşırtıcıydı. 1918 yılında Yemen tekrar Zeydilerin kontrolüne girdi ama asıl kontrol eden İngilizlerdi.

  1. yüzyılda Yemen’in Kuzey bölgeleri Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyeti, Güney bölgeleri ise İngilizlerin hakimiyeti altındaydı. İlk Dünya Savaşı sonrası Aden Kolonisinde, İngiliz hakimiyeti devam ederken, Kuzey Yemen’de İmam Yahya liderliğindeki yönetim sürekli olarak topraklarını genişletmek için Suud bölgelerine yönelik faaliyetlerini sürdürmüştür. Yemen, 1962-1970 yılları arasında cumhuriyetçileri destekleyen Mısır ile monarşiyi destekleyen Suudi Arabistan arasındaki güç savaşında bir alan haline gelmiştir. Görüldüğü üzere asıl mücadele aynı dine mensup insanlar ve devletler arasında gerçekleşmiştir.

1967 yılında İngilizlerin çekilmesi sonrası Güney Yemen’de Sosyalist bir yönetim oluşmuştur ve Suudi Arabistan ile Yemen Devletleri arasındaki çatışmalar 1990’lı yıllara kadar devam etmiştir.

1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen birleşmiştir. Bundan sonra, Yemen yönetiminin Irak Harekatındaki tutumu, Suudi Arabistan ile diğer körfez ülkelerinin arasını açmıştır. İşte hatalar da bu noktada başlamıştır. Ardından Suudi Arabistan Yemenli işçileri geri göndermiş, diğer Körfez ülkeleri de Yemen’e gönderdikleri yardımları keserek ekonomik ambargolar uygulamaya başlamıştır. Bu, ülkede ciddi işsizlik ve ağır ekonomik sorunlara neden olmuş, 1991 yılından itibaren halk ayaklanmaları başlamış ve 1994 yılında bunlar genişleyerek bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu durumdan en çok istifade edenler ise yönetime karşı bir hareket başlatan ve yoksulluk ve işsizlik temasını işleyen Husiler olmuştur.

Yine bu coğrafya her nedense bazı emperyalist devletlerin kendi kültürel hakimiyetini yaydığı ve kontrol altına aldığı bir alan olarak öne çıkacaktır. Bu büyük oranda, Zeydi hareketinin temel esaslarının İslamiyet’in ilk döneminde yaşanan mücadelelere bağlı olarak ve sadece o dönemle sınırlı kalan bir anlayışa bağlı kalarak, değişen şartları dikkate almaması olarak görülmektedir. Anlayış kendisi hariç her anlayışı ve yönetimi reddetmek üzerine kuruludur. Bu aşılamadığı için de asla birlik sağlanamıyor. Bu anlayışta gerekirse İslamiyet harici inançlarla da işbirliği yapmak bile var gibi gözüküyor ve bu durum aynı inanca sahip olanlar arasında bile belirgin bir ayırım yaratıyor. Nitekim Osmanlı sonrası ülke istikrar ve refahını kaybetmiş, yabancı Hristiyan devletlerin kontrolüne girmiş, ardından bağımsızlığı kazanmış görülse de kriz ortamlarından bir türlü çıkamayarak günümüzde düştüğü sorunların içinde kaybolmuştur. Sürekli küçülen bir ekonomi, istikrarsız, güvensiz ve güvenlik sorunlarının yaşandığı bir ülke konumundaki Yemen’de nüfusun %80’inden fazlası insani yardıma muhtaç durumda yaşamaktadır. Milyonlarca insan yerlerinden edilmiş durumdadır. Temel ihtiyaç maddelerine ve en önemlisi suya erişmekte güçlük çekmektedir.

Bu noktada analiz etmemiz gereken önemli hususlardan birisi de Husi Hareketinin ne zaman oluşmaya başladığı konusudur.

Husi Hareketi resmi ismiyle Ensarullah, 1992 yılında, diğerlerine göre oldukça küçük olan Husi kabilesi ağırlıklı olarak Yemen’in kuzeyi Sada’da, “Mümin (inançlı) Gençlik” ismiyle kültürel ve dini bir yapılanma olarak ortaya çıkmaya başladı. Zamanlamasının tam da “Soğuk Savaş Dönemi” sonrasına denk gelmesi tesadüfi değildir.

Bu tarihte Hüseyin Bedir el-Husi liderliğinde Zeydi kimliğini canlandırmayı hedefleyen yapı, Zeydiliğin zaten var olan, taraftar ve kitlelerini de içerisine alarak bir anda büyüdü.

Aslında, Hareket, binlerce yıldır Yemen yönetiminde etkili olan ve o dönemde biraz geri plana düşmüş olan, Zeydi Hareketinin ve fikirlerinin tekrar ortaya çıkmasını sağlaması açısından iyi düşünülmüştü. Ancak diğer taraftan, temelde Zeydilik, Sünni harekete en yakın düşünceyi temsil ederken, bir anda soğuk savaş sonrası, Husi Hareketi ile yeniden İran merkezli ve İran Devrimini örnek alan bir düşünce tarzı dini siyasallaştırarak ortaya çıkmıştı ve diğer Müslüman gruplarla öncekine nazaran çok daha ayırımcı bir yapıya evrilmiş gözüküyordu. Bu biraz daha bariz bir ifade ile kendileri hariç kimseyi Müslüman görmeyen ve düşman ilan eden bir yapıya benziyordu. Yani soğuk savaş sonrası İran’ın öne çıktığı ve kendi ekseninde yeni bir oluşumu hazırlamanın temel aşamalarından birisini oluşturma düşüncesi. Nitekim İran’ın ve yetkililerinin sık sık dile getirdiği ve övündüğü, Beyrut, Bağdat, Şam ve Sana gibi çoğunlukta olmasalar da silah gücü ile diğer İslam Ülkeleri başkentlerini kontrol ediyor olma düşüncesi.

Daha önce bahsettiğimiz şekilde Husilerin tamamı Zeydilik içinde yer alırken, Zeydilerin hepsi Husi düşüncesinin taşımıyor ve Zeydilik ülkenin en fazla %35’inin kabul ettiği bir düşünce ve inanç sistemi. Azınlık olduğu halde başka düşünceleri dışlama, kendisi hariç herkesten uzaklaşma ve kontrol bilinçaltı. Zeydilik zaten Şiiliğin küçük bir koludur. 11. yüzyılda Yemen Zeydileri, kendi aralarındaki siyasî çekişmelerin, ayrıca Basra ekolüne ait görüşlerin Yemen’e taşınmasının etkisiyle, yeni bölünmelerle karşı karşıya kalmışlardı. Bundan sonra da farklı yorumlamalardan kaynaklanan ayrılıklar birçok bölünmeyi beraberinde getirdi. Yemen Zeydilerinin diğer Şii gruplarla ayrıştığı onlarca farklı nokta da mevcuttur. Kaldı ki Husilerin de kendileri gibi düşünmeyenler üzerinde büyük bir baskısı söz konusu ve zaman zaman değişmekle birlikte ülkenin şu anda neredeyse %80’i Husilerin kontrolünde. Bu düşünce tarzı değişmediği ya da aklı esas alan toplum liderlerince değiştirilmediği sürece de ayrılıklar, çekişmeler ve kavgalar hiç bitmeyecek ve bölge insanı asla huzur bulamayacaktır. Bir şekilde Yemen toplumu birbirinin hakkına, hukukuna ve inançlarına saygı duyarak bir araya gelmek zorunda.

Yemen toplumunda oldukça güçlü kabilesel ve bölgesel bölünmelerin ve husumetlerin mevcut olduğu gözüküyor. Bu durum ülke için en büyük kırılganlıklardan birisini oluşturuyor. Ana unsurunu savaşçı dağ kabilelerinin, otorite tanımaz tarihsel anavatanı sayılan topraklardan alan Husi savaşçı topluluğu, zaten var olan tarihi dini düşüncenin üstünde, toplumun dokusuna ve temel kurumlarına hükmederken, bir devlet yapısının dışında hareket ediyor, 2014 yılından bu yana kontrol altında tuttuğu bölgelerde çok kuvvetli ve kontrolcü bir askeri milis sistemi ve doktrini ile desteklenen sosyal güvenlik kurumları oluşturuyor, yargı ve eski devlet kurumlarını sıkı denetim altında tutuyor ve ne önemlisi sivil toplumu kontrol edebilmek amacıyla paralel kurumlar oluşturuyor ve sonuçta tüm Yemen halkının geleceğini ve varlığını sağlayacak bir devlet oluşumunu istemiyor. Kadınlara yönelik Zeynebiyyat birimi ile kontrol sağlarken, çocukları askere alarak silahlı gücünü geliştiriyor. Bütün bunları oluşturduğu eğitim sistemi ile destekliyor. Var olan işsizlikten, çaresizlikten, fakirlikten yararlanarak çocukları, başka ülkelerden gelen ve açlıktan kaçan sığınmacı insanları kolayca bünyesine katıyor, bir sosyal güvence yaratarak savaşçı olarak kullanıyor. Bu yapıyı sonsuza dek azınlık olduğu halde muhafaza etmesi oldukça zor gözüküyor. Jeopolitik milli olmalıdır. Bu açıdan toplum liderlerince, Yemen’de başkalarının değil, Yemenlilerin yapısına uygun milli bir düşünce doğrultusunda, herkesi kapsayan bütüncül bir yapının bir an önce oluşturulması gerekli.

. İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından ise hareket sempati ve taraftar toplama amaçlı olarak İsrail ve ABD’yi hedef alan mahdut hedefli dron ve füze saldırıları düzenlemeye başladı ve İslam adına mücadele verdiği algısını oluşturmaya çalıştı. Husilerin, bugüne kadar, kendi kimliklerini ortaya koymak adına bilinen sloganı ve amblemi şu şekildeydi: “Allah en büyüktür, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet olsun, İslam’a zafer.” Ancak 2026 yılı eylül ayında aniden Suudi Arabistan’a, askeri güçlerine, ekonomik ve sivil tesislerine saldırırken, ABD ile anlaşması ve ABD ve İsrail’e saldırmaktan vazgeçmesi bir anda Husilerin gerçek kimlikleri ve gerçek ajandalarının ne olduğu konusunda tüm dünyada bazı soru işaretlerine neden oldu. Acaba dini ve kutsalı koruma algısının ardında başka çıkarlar ve amaçlar mı söz konusu?

Sonuçta, sürekli saldırgan, tehdit eden ve başka ülkelerin çıkarlarına hizmet eden bir yapıyı devam ettirebilmek oldukça zor. Sınırlayıcı etkilerin toplum ve akil insanların bir araya gelmesi ile aşılması e herkesin yararına olacak çözümlerin bulunması her zaman mümkün. Sadece bölge için değil tüm dünyayı etkileyen sorunlara yol açılmaması açısından, düşüncelerin ihtiyaç doğrultusunda birleştirici olarak revize edilmesi ve Yemen’de istikrarı ve gelişmeyi sağlayacak şekilde geliştirilmesi gerekiyor. İşte o zaman Yemen, gidenin güvenlik içinde geri döndüğü, kısmetin açıldığı mutlu bir ülke olma konumuna tekrar ulaşabilecektir.

 

 

PAYLAŞ: