İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Temmuz 30, 2026 7 dk okuma

JEOPOLİTİK BAĞLANTI NOKTALARI: UKRAYNA NEDEN HÜRMÜZ’E DAHİL OLMAK İSTEDİ?

JEOPOLİTİK BAĞLANTI NOKTALARI: UKRAYNA NEDEN HÜRMÜZ’E DAHİL OLMAK İSTEDİ?
Temmuz 30, 2026 7 dk okuma

JEOPOLİTİK BAĞLANTI NOKTALARI: UKRAYNA NEDEN HÜRMÜZ’E DAHİL OLMAK İSTEDİ?

Tarihi, kültürü ve ekonomiyi işin içine katmadan jeopolitik değerlendirme yapmak oldukça zor. İşin ucunu Deli Petro’ya kadar uzatmak mümkün…

Rus Çarı I. Petro’nun 1725 yılında yazdığı ve 1738 yılında Petersburg şehrindeki Petrof Sarayının mahzenlerinde bulunan gizli vasiyeti, sadece Anadolu ve boğazlar üzerinden Akdeniz’i ve Avrupa’yı değil; Kafkaslar ve İran üzerinden Basra ve Hindistan’a ulaşmayı kapsıyordu. 1722 yılındaki, İran’a karşı Hazar bölgesinin işgali de bu planın bir parçasıydı.

1696 yılında Karadeniz’e yönelik Azak kalesini ele geçiren Petro, 1722 yılında planının bir parçası olan Hazar bölgesini işgal girişimini de başlatmış ve askeri yardım karşılığında Hazar Denizi’nin batı ve güney kıyılarını İran’dan almıştı. Sonrasında İngiliz ve Ruslar arasında bu alanın kontrolüne ilişkin mücadeleler devam etti. Günümüzde ise İran’ın Zengezur ve Hazar üzerinden Ermenistan ve Sen Petersburg’a uzanan projelerinin bulunduğu ise zaten inkâr edilmiyor.

Tarih yeniden mi tekerrür ediyor? Çatışmalar bu bölgeye yoğunlaştığında, bağlantıları oluşturmak açısından nedense tarihi bir hatırlatma da zorunlu oluyor.

Ukrayna, 603.549 km² yüzölçümü ve 900.000’i aşan askeri gücüyle büyük bir ülke. Rusya’yı zayıflatacak yapısı nedeniyle, son dönemde büyük miktarda askeri ve teknolojik yardımların bu ülkeye aktığı da bir gerçek. Halen savaş halindeki Ukrayna’nın Hazar Denizinde Rusya ve İran’a ait 2 ticari gemiyi vurması ile Hürmüz Boğazı Merkezli mücadele yeni bir aşamaya evrildi.

Saldırı sonrası İran’ın açıklamaları yanında Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin operasyon sonuçlarını açıkça sahiplenmesi, olayı bambaşka boyutlara taşıdı. Nitekim son ABD ziyaretinde, Wall Street Journal’da, “ABD yönetiminde son dönemde Zelensky’ye karşı farklı bir anlayışın gelişmeye başladığı”, değerlendirmesini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. Bu anlamda da Ukrayna’nın Rusya’ya verdiği Şahid kamikaze dronlara karşı sağlanan önleme başarısı ile Rusya içlerine uzanan ve özellikle enerji altyapılarını uzanan etkili dron taarruzları öne çıkıyor. Zaten Ukrayna devlet başkanının istediği de tam olarak bu gibi gözüküyor ve tıpkı, Netanyahu gibi Zelenski de iktidarının uzamasını, savaşın uzaması ile eş anlamlı tutuyor izlenimi veriyor.

İşte tam da bu noktada Hazar Denizindeki saldırı, temmuz ayının başlarında ABD tarafından, İran kuzeydoğusundaki Aktekihan demiryolu köprüsüne yönelik füze saldırıları ile birlikte değerlendirildiğinde daha sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün olacaktır.

Aktekihan köprüsü sıradan bir köprü değildir. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi güzergahındadır ve İran ile Rusya arasında sevkiyatın yapıldığı bir koridorda yer almaktadır. Köprü; İran, Kazakistan, Türkmenistan ve Çin hattını birbirine bağlamakta ve Tahran’dan Çin’in Şian kentine uzanmaktadır. Geçtiğimiz yıl Çin’den bu hat kullanılarak tren seferleri icra edilmiş ve İran’a yönelik yaptırım ve ablukaların başlaması üzerine de tren seferleri artırılmıştı. Yine ablukanın başlaması ile Rusya’dan İran’a sevkiyatlar bu ulaşım hattı üzerinden yapılmaya başlamıştı.

Aynı şekilde Orta Koridor güzergahında bulunan Hazar Denizi, İran ve Rusya işbirliğinin gerçekleştiği bir alan olarak dikkat çekiyor. Bu alanın diğer ülkelerin olduğu kadar özellikle İran-Rusya arasında birçok hayati malzeme alışverişi yanında, insansız hava araç parçalarını içeren askeri malzemeleri de kapsadığı öngörülüyor. Dolayısıyla Ukrayna’nın, kendisinden oldukça uzaktaki bu alana uzun menzilli olarak gerçekleştirdiği savaş alanlarını birleştirmeye yönelik saldırısının, bu tür girişimleri önleme girişimi ile özellikle hem İran hem de Rusya’yı sıkıştırmak, zor durumda bırakmak maksatlarını içerdiği ve en önemlisi “ABD’ne verilen bir destek mesajı” olarak değerlendirilebilir.

Zamanlamasının ise Zelensky’nin ABD ziyareti öncesinde gerçekleşmesi dikkat çekicidir. Bir anlamda Ukrayna, daha doğrusu Zelensky, Rusya’ya karşı sürdürdüğü mücadele ile birlikte, ABD-İsrail hattındaki ikinci bir çatışma ekseni üzerinden kendisini yeniden konumlandırma ve yükü hafifleten bir müttefik konumuna yükselmeyi amaçlamış görülüyor. Böylece sıradan bir askeri faaliyet, Rusya-İran işbirliğini kesmeye yönelen ve ardından diplomatik alana sirayet eden bir araca dönüşüyor.

Burada, Hazar Denizinin, Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası sınırdaş ülkeler arasında uzun yıllar anlaşmazlık konusu olmasını ve 2018 yılındaki Aktau Zirvesinde İran ve Rusya’nın baskın tutumları ile yeni bir statü oluşturulmasını hatırlatmak gerekiyor. Hazar Denizi’nde Kazakistan (2320), Türkmenistan (1200) ve Azerbaycan’ın (955) kıyıları en uzunken, İran (724) ve Rusya’nın (695) kıyıları en az olan ülkeler durumunda. Göl ya da deniz statüsünde olması paylaşım ve kullanma koşullarını değiştiriyor. Mevcut durumda Rusya ve İran bu bölgede ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Bu hat yaptırım altındaki bu ülkelerin ekonomisi için büyük bir destek sağlıyor. Bölge İran içlerine rahatça uzanan ulaşım hatlarını da içeriyor.

Ukrayna’ya böyle bir harekât için istihbarat desteğinin kimin tarafından sağlandığı henüz bilinmemektedir ancak bunun ne derece etkili olacağını, yani İran-Rusya ilişkilerini ne oranda etkileyeceği ve Ukrayna’nın ne ölçüde ABD desteği alabileceğini zaman gösterecektir.

ABD, İsrail’in yönlendirmesi ile her ne kadar duruma hâkim gibi görünse de Orta Doğu bölgesinde bir savaşın içine saplanmış izlenimi vermektedir. Hürmüz çevresinde başlayan ve giderek yayılma eğilimi gösteren savaşın daha ne kadar uzayacağını ve yayılma eğilimi göstereceğini tahmin etmek ise oldukça güç. Diğer taraftan Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Abudi tarafından bu hafta yapılan açıklamada, ülkesinde Ukrayna adına faaliyet yürüten birimlerinden söz edilmesini de yayılma eğilimi açısından dikkate almak gerekmektedir. Kaldı ki Ukrayna bağlantılı bu hücrelerin Irak’tan Körfez ülkelerine yönelik İHA saldırılarını planladıkları iddiası da bulunmaktadır. Buna Çin’in İran’a FN-16 ve QW-12 sırtta taşınabilir hava savunma sistemlerini sattığını içeren iddialar da eklendiğinde, dikkat edilmediği ve önlem alınmadığı takdirde, savaşın etkisinin yayılma emaresi gösterdiği değerlendirmesi yapılabilir.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar