ANALİZ: İSRAİL GÜÇLERİ KUNEYTRA’YA GİRERSE NE OLUR?
Derinliği olan bir stratejik analiz yapabilmek için statik resimlerin aldatıcı görüntülerinin tesirinde kalmamak gerekiyor. Üniversite yıllarında strateji hocamız bir gün derste, “göz olanı, akıl ise olacağı görür” demiş ve bunu not almamızı istemişti. Oysa insanlar genelde bilmedikleri konulardan rahatsızlık duyar ve eğer arka planda bir niyetleri yoksa, analiz gerektiren konularla uğraşan insanlardan bir bahane ile kurtulmaya çalışır. Bu nedenle farklı konularla uğraşmak ve araştırma yapmak çoğu zaman, derin bir bilgi birikimi yanında, olaylar arasında bağlantı kurmayı içeren oldukça büyük çabaları gerektirir.
Başlığı okuyunca şimdi “Nereden çıktı bu Kuneytra?” dediğinizi duyar gibiyim. Dünyada bunca değerlendirecek olay varken, siz gidin Suriye’nin güneyinde adı sanı duyulmamış küçücük bir bölgeye tüm gününüzü ayırın ve bir şeyler anlatmaya çalışın! Tıpkı 8 yıl önce “Türkiye’nin Güvenliği Golan’dan Başlar” başlıklı yazımızda olduğu gibi… Siz unutsanız da size unutturulsa da tarih nedense hiç unutmuyor ve yeri geldiğinde karşınıza çıkıp kendisini hatırlatıyor.
Doğrusu, belki ben de farkına varmaz ve okuyunca geçip giderdim ama bu bölgeyi ve gelişmeleri uzun yıllar takip ettiğim için bir anda ilgimi geçti ve bağlantıları tekrar oluşturduğumda basit gibi gözüken konu, bir anda daha da anlamlı hale geliverdi. Şöyle anlatalım…
Haberin başlığı “İsrail askeri güçleri Suriye’nin Kuneytra iline girdi” şeklindeydi ve 6 askeri aracın bu yerleşim yerine girdiğinden bahsediyordu. Zaten İsrail askerlerinin Kuneytra’da olduğunu bildiğimden, başlangıçta haberi garip buldum. Ayrıntılı olarak araştırdığımda ise Suriye Haber Ajansına ait kaynaklarda aynı haberin “Altı askeri araçtan oluşan bir İsrail Gücünün Kuneytra’nın orta kırsalındaki Kodena (Kutna) Barajı çevresine girdiği ve bu esnada bölge üzerinde İsrail insansız hava araçlarının uçuş gerçekleştirdiği” şeklinde yayınlanmış olduğunu görünce durum biraz daha aydınlanmış oldu. İbn Haldun’un Mukaddimesinde belirttiği “Hiçbir olay durup dururken nedensiz gerçekleşmez” gerçeğinden hareketle ve geçmiş olaylarla bir araya getirildiğinde ise zaten birçok konu olduğu gibi sadece şimdisi ile değil aynı zamanda geleceğe yansıması ile ortaya çıkmaya başladı. Anlaşılacağı üzere askerler canları sıkıldığı için “hadi araçlara binip bir tur atıp gelelim” fantezisi yaşamak için yola çıkmamışlardı. Zaten Suriye’nin güneyi aylardır; İsrail’in askeri kontrol noktaları oluşturma, evlere baskınlar düzenleme, aramalar yapma ve gözaltına alma faaliyetlerine konu oluyordu. 10 Haziran 1967 tarihinde İsrail tarafından ele geçirildiğinden beri bir türlü huzur yüzü görmemiş şehir, 1974’de imzalanan anlaşma ile Suriye’ye devri gerekirken, İsrail’in stratejik hedefleri nedeniyle bir türlü bırakılmak istenilmemişti.
Kuneytra, geçiş yolu üzerinde, Golan tepelerindeki bir vadide yer alan, tarih boyunca mola yeri olarak kullanılan bir bölge olarak stratejik önemini hep muhafaza etmişti.
Aslında Suriye’nin tamamı gibi güneyi de tarihsel, bilimsel ve jeopolitik olarak incelemeyi fazlaca hak ediyor. Bu gerçekten haberi dahi olmayanlar ise daha bir süre öncesine kadar “Ne işimiz var oralarda?” sloganı ile ortalarda dolaşırken, muhtemelen hiçbir şeyden haberi olmamalarından değil de bizleri tarihi bağlardan ve jeopolitik gerçeklerimizden uzaklaştırma yönlendirmesinin bilinçli etkisi ile hareket ediyor olabilirler miydi?
Halbuki biraz tarih bilgisi olan bir insan, bırakın İskitleri ve Hun Türklerini, Müslüman Türklerin 7. yüzyıldan beri bu bölgelerde bulunduğunu, Libya’dan başlayarak, Mısır, Filistin ve Suriye üzerinden Anadolu’ya uzanan Tolunoğulları ve sonrasında Suriye Selçuklu Devletini kurduklarını (1078) ve bu dönemde on binlerce ailenin buralara göç ettiğini bilir. Kudüs’ü ele geçirmeye yönelen şiddetli Haçlı Saldırılarını yavaşlatan, durduran ve neticede ortadan kaldırılmasına katkıda bulunan da Anadolu Selçukluları ile birlikte, Suriye, Lübnan ve Filistin’de oluşturulan bu yapıdır. 1243 yılında Moğollara karşı kaybedilen Kösedağ savaşı sonrasında da Anadolu’daki birçok Türk boyu Halep ve çevresine yerleştirilmiştir. Zaten bu Türkler sonraki yüzyıllar boyu kışlarını Halep ve civarında yazlarını ise Sivas ve civarındaki yaylalarda geçirmişlerdir. Sonrasında Memlükler ve Osmanlılarla devam eden bu yapının, 1880’li yıllardan itibaren Kafkaslardan Rus işgal hareketleri sonucu gelen Türk ve Çerkez ailelerin Suriye’ye yerleşmesi ile devam ettiği gerçeğini görmezden gelebilir miyiz? Sonrasında Ruslarla savaş nedeniyle Balkanlardan Kuneytra bölgesine 1877’den itibaren gelen binlerce Çerkez ve Türk asıllı göçmeni ne yapalım? Peki Suriye Milli Marşının bestecisi Türk kökenli Halil Merdan’ı nereye koyacağız?
Hadi burada yeri gelmişken konumuz olan Kuneytra’ya girelim…
Osmanlı döneminde Kuneytra, Filistin’e giden kervan güzergahında bir durak olarak kurulmuş ve ardından yaklaşık 20.000 kişilik bir garnizon kasabasına dönüşmüştür. Zaten bu bölge ve civarında yoğun bir Türk nüfusunun olduğunu biliyoruz. 1873 yılında ise Anadolu’dan özellikle Sivas ilinden bir grup Çerkez Kuneytra’ya yerleşti. Hemen ardından Balkanlardaki Türk-Rus savaşı esnasında 2000 kişilik bir başka Türk-Çerkez grubu daha Golan bölgesine gelerek Kuneytra başta olmak üzere civarına yerleştirildiler. Bu yerleşimler özellikle bölgenin ve hemen gerisindeki Anadolu’nun uzaktan emniyeti ve savunulması maksadına yönelikti.
Kuneytra, Golan tepelerindeki Suriye ordusunun karargâhı durumundaydı. Zaten Türk ve Çerkezler yoğun bir Suriye rejimi kontrolü altında kültürel baskı altında yaşıyordu. 10 Haziran 1967 tarihindeki, Altı Gün Savaşlarının son gününde İsrail Kuvvetleri Kuneytra’ya ilerlerken garip bir şey oldu. Şehir daha direnirken saat 08.45’de Suriye Radyosundan şehrin düştüğü haberleri duyuldu. Halbuki kuvvetler daha direniyordu ama başlayan panik ortamında Şam yolu kaotik bir ortamda moral bozukluğu içinde tam bir hezimete şahit oldu. Yaklaşık 2 saat sonra bir düzeltme haberi yayınlandı ancak İsrail Ordusu kolayca Kuneytra’yı ele geçirdi. İsrail Ordusu kolayca şehre girdiğinde tamamen terk edilmiş boş şehirle birlikte, tamamen terk edilmiş askeri malzemeler, bol miktarda ganimet, iletişim cihazları ve hala çalışan tankları karşılarında bulduklarında oldukça şaşırırken, Suriye ordusu tek bir düşman askeri görmeden araçlara binip kaçmıştı. Böylesi bir ihanet olamazdı! İnsanlar, Dürziler hariç sürgün edildi. Binalar söküldü malzemeler İsrail’li müteahhitlere satıldı.
Daha sonra bu bölgeyi ziyaret eden BM Özel Temsilcisi Gussing ise Kuneytra’da neredeyse her evin yağmalandığından, yıkıldığından, söküldüğünden ve yakıldığından söz ediyordu.
Kuneytra 6 yıl boyunca işgal altında kaldı. Bu dönemde Suriye rejimi kenti birkaç defa havadan bombaladı ve karadan topçu ateşine maruz bıraktı. 31 Mayıs 1974’te ABD arabulucu rolü ile imzalanan anlaşmanın ardından şehir Suriye kontrolüne geri verildi. Teslim alınma anında görgü tanıkları şehrin tamamen yıkılmış ve harp halde teslim edildiğini söylüyordu. Birkaç duvarda ise şöyle bir yazı vardı: Bir tur daha olacak…
BM’in şehirdeki yıkımı araştırmak için oluşturduğu komisyon, şehrin İsrail güçlerinin çekilmesinden önce kasıtlı olarak yok edildiği, yaklaşık 4 bin binanın ve mevcut altyapının tamamen hasara uğradığının ve 500 milyon Suriye Lirası zarar bulunduğu raporunu veriyordu.
Sonrasında ise yine garip bir şekilde Suriye Rejimi bu bölge sakinlerinin geri dönüşüne izin vermedi. Burada bölgeden sürgün edilen sakinlerin arasında büyük oranda Türk ve Çerkez asıllıların bulunduğunun rolü büyük olsa gerek. Bundan sonrasında günümüze ulaşan süreçte de bölgedeki özellikle Osmanlı dönemine ait tarihi yapıların bir plan dahilinde ortadan kaldırıldığını da hatırlatalım.
Suriye’nin başkenti Şam, Hatay/Cilvegözü Sınır Kapısının sadece 180 km güneyindedir. 50 km güneyde ise Golan Tepeleri bulunur. Buradan çıplak gözle Şam görülebilir.
Golan ilk bakışta küçük ve önemsiz bir bölge gibi görülür ama gören bir göz için Doğu Akdeniz’in en stratejik bölgelerinden birisi olduğu hemen anlaşılır. Güneyinde Yermük Nehri, Batısında Celile Denizi vardır. Yine doğusunda zengin akarsu yataklarına sahip Rakka Vadisi bulunmaktadır. Zengin yeraltı kaynakları da bulunur. İsrail’in yıllardır bu bölge ve civarını kontrol altına almak istemesinin arkasındaki temel neden de budur.
Golan Tepelerinin güneyinde yer alan Yermük, aynı zamanda tarihi önemi olan bir bölgedir. Doğu Roma İmparatorluğunun asıl çöküşü ve Anadolu topraklarını kaybetmeye başlamaları, Hz. Muhammed’in vefatından sadece üç yıl sonra, 635 yılında bu bölgede gerçekleşen Yermük Savaşı ile olmuştur. Halid Bin Velid komutasında kazanılan bu savaş sonrası, İslam Orduları kaçanları 800 km kuzeydeki Malatya şehri yakınlarına kadar direnme olmaksızın takip etmişlerdir. Böylesi engelsiz stratejik bir bölgeden söz ediyoruz.
Golan Tepeleri ve civarı 1974 yılından beri İsrail ile Suriye kontrolündeki bölgeleri ayıran bir tampon bölge niteliğinde ve İsrail 1967 yılında işgal ettiği bu bölgeleri 1981 yılında uluslararası anlaşmalara aykırı bir şekilde ilhak ettiğini açıkladı, ardından Nusayri ve Dürziler hariç 100 binden fazla insan bölgeden uzaklaştırıldı. Böylece İsrail bölgede kendine karşı olabilecek nüfus yapısını bölgeden uzaklaştırırken, aşama aşama kendisine müzahir bir yapıyı oluşturmayı hedefliyor. BM Güvenlik Konseyinin, ilhakı “geçersiz” ve “hukuksuz” olarak nitelendiren 497 sayılı kararı mevcut.
Buraları kontrol altına alma nedeni ise şüphesiz bölgenin İsrail için stratejik bir üstünlük ve avantaj sağlaması. Hem İsrail’e hem de Suriye’ye hâkim bir bölge. Bu bölge Hayfa Limanı ve Kudüs için emniyet sağlıyor ve muhtemel tehdidi uzaktan karşılıyor. Şüphesiz bölge kuzeye yönelik harekât açısından da İsrail’e avantaj sağlıyor. İsrail bu suretle harp sistemleri ve radarlarını daha avantajlı konumda tutuyor, erken uyarı imkanına sahip oluyor. 1973 yılındaki savaşlarda Suriye rejiminin 1000’den fazla tankla gerçekleştirdiği taarruzlarını, İsrail hazırladığı savunma mevzileri ile 150 civarındaki tankla durdurmayı başardı. Bu İsrail ihtiyat kuvvetlerinin gelmesi için zaman kazandırdı ve durdurulan tanklar İsrail hava kuvvetleri için kolay bir hedef haline geldi.
Kuneytra, sadece Şam’a giden yolun değil, sonrasında Anadolu içlerine gidişin de anahtar bölgesi. İsrail açıkça buradaki faaliyetleri ile sadece Suriye’yi değil, gelecek için Türkiye’yi de hedefliyor izlenimi veriyor. Bilindiği gibi İsrail’de ulusal güvenlik stratejilerini belirlemek üzere, savunma istihbarat ve ekonomi uzmanlarından oluşan “Nagel Komitesi” adı altında bir danışma organı mevcut. Bu komisyon, hükümetin savunma politikaları ve bütçe planlamalarına yön veriyor ve mevcut ve gelecekteki güvenlik tehditlerine yönelik orta ve uzun vadeli raporlar hazırlıyor. İsrail hükümeti, bölgedeki tehditler arasında yalnızca Suriye’yi değil, Türkiye’yi de bir risk unsuru olarak değerlendiriyor. Nagel Komitesi, İsrail hükümetine sunduğu raporda, Türkiye’yi İran kadar büyük bir tehdit olarak belirtiyor. Savunma bütçesinin gelecek 5 yıl için yıllık 4 milyardan fazla artırılmasını, hava savunma kapasitesinin artırılması ve Ürdün sınırı boyunca savunma bariyerlerinin oluşturulmasının yanında uzun menzilli uçuş kabiliyetlerinin artırılması için yeni F-15 savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları ve İHA’ların alınmasını tavsiye ediyor.
Kuneyra bölgesi, Dera ve Süveyda şehirlerini de kontrol ediyor. İsrail Savunma Kuvvetleri’ne bağlı güçler, Dera, Süveyda ve Kuneytra başta olmak üzere Suriye’nin güneyindeki birçok bölgede askeri olarak varlığını gösteriyor. Süveyda bölgesindeki Dürzileri kışkırtarak kendisi kontrolünde ayrı bir yönetim oluşturma hedefi zaten açıkça ortada. Burada belli bir noktaya geldiklerini düşünüyorlar. Dera kentinin ise daha önce bir dönem, Esad rejiminin Rusya’nın da desteğini alarak, İran ile birlikte bazı İran destekli grupların merkezi haline geldiği, muhaliflerin bölgeden uzaklaştırıldığı ve Irak ve Suriye üzerinden İran-Lübnan bağlantısını sağlama yönündeki önemi ve gerçekleşen faaliyetler zaten İsrail tarafından da gayet iyi biliniyor. Yine İsrail’in Kuneytra’da İran destekli Lübnanlı grupların üs düzey yöneticilerine yönelik suikastlar gerçekleştirdiği ve yapılan toplantıların kayıtlarının sosyal medyaya İsrail tarafından sızdırıldığı da bilinen bir gerçek.
Esad rejiminin düşmesi ile birlikte boşluğu değerlendirmek isteyen İsrail, Şeyh (Hermon) Dağı ve Suriye’nin Kuneytra kentindeki diğer stratejik önemdeki kritik bölgeleri işgal etmeye başladı. Bölgede tıpkı daha önce Filistin’de olduğu gibi toprak satın alımı faaliyetleri de göze çarpıyor. İsrail Savunma Bakanı Katz ise sosyal medyada, “51 yıl sonra Hermon Dağı’nın tamamının yeniden İsrail kontrolünde olmasını heyecan verici tarihi bir an” olarak açıklamasını da hatırda tutmak gerekiyor.
İsrail ordusu, Kuneytra’nın kuzeyindeki “Kızıl Tepeler” bölgesine arazi düzenlemesi maksadı ile Merkava tankları ve buldozerlerle girdi. Kuneytra kırsalındaki Baas ve Şamdaniye El-Şarkiyye bölgelerine ilerleyen İsrail ordusu, devlet dairelerindeki çalışanları denetim gerekçesiyle tahliye ediyor, kontrol noktaları oluşturarak aramalar gerçekleştiriyor. İsrail’in işgal ettiği bölgelerde denetim noktalarının sayısını giderek artırdığı da dikkat çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), İsrail’in Suriye’nin güneyindeki işgalini kınadı ve İsrail güçlerini savaş suçları işlemekle itham etti. Raporda, “Evlerin ve tarım arazilerinin tahrip edilmesi ile arazi ve suya erişimin kısıtlanması, koruma altındaki kişilerin haklarını ihlal etmekte; hukuka aykırı toplu cezalandırma ve geçim kaynaklarından mahrum bırakma anlamına gelebilmektedir.” denilmektedir.
Şimdi ise haberin asıl konusunu işin içine katarak analizi tamamlayalım.
Bölgede su ihtiyacı stratejik önemde. Tahminler İsrail’in su ihtiyacının yüzde 40’ından fazlasını Golan bölgesi ve civarından karşıladığına işaret ediyor. Şüphesiz İsrail’in Kuneytra ve Dera’daki su kaynaklarına yönelik operasyonları, buralardaki kalıcı olma ve gelecek için bunları genişletme niyetine dayanıyor. Bölge ve civarı için su kaynakları hayati önemde. Kuneytra ve civarındaki ekilebilir alanların yarıdan fazlası baraj sularına muhtaç. Bölge iklim değişikliği nedeniyle su sıkıntısı çekiyor. Al-Hajjah Barajı tamamen kurumuş durumda. İsrail bölgede önemli bir su kaynağı olan ve içme ve sulama maksatlı suyu depolayıp gerektiğinde Kuneytra ve Dera bölgesindeki diğer barajları besleyen Mantara Barajının kontrolünü ele geçirmiş durumda ve bölgede El-Radif’deki önemsiz birkaç su kaynağı dışında yüzey suyu yok gibi. İsrail askerleri baraj bölgesinden görünüşte çekilmiş gibi gözüküyor ancak baraj gövdesine giden geçiş yolunu toprak bariyerlerle girilemeyecek şekilde doldurmuş ve civara uyarı levhası yerleştirerek iki km yakını sivil erişimine kapatmış durumda. Girenlerin keskin nişancıların hedefi olması muhtemel. İsrail ayrıca bölgede derin kuyular açıyor ve yer altı sularının yapısını değiştiriyor. Bölge sakinleri çiftçilik ve hayvancılıkla geçimini sağlıyor ve kısıtlamalar nedeniyle bu uğraşılarını gerçekleştiremediklerinden ve ayrıca baskınlar, el konulma, yıkılma ve keyfi gözaltılar nedeniyle zorunlu bölge terkine yönlendirilme durumu söz konusu olduğundan zor durumda.
Lübnan bölgesinde de benzer sorunlar var ve çatışmalar su altyapısına büyük darbe vurmuş durumda. Dünya Bankasının geçtiğimiz yıl yaptığı bir çalışmaya göre, Lübnan’daki su altyapısı büyük zarar görmüş durumda ve su dağıtım depolarının üçte ikisi, su pompalarının ise yarısından fazlası tahrip edilmiş gözüküyor. Uluslararası Af Örgütü de dahil olmak üzere küresel insan hakları örgütleri, İsrail’in işgal altındaki topraklarında suyu bir silah olarak kullanmaya yönelik benzer girişimleri konusunda yıllardır uyarıda bulunuyor.
Bazı olaylar bir yanılgı ya da bilmeme sonucu önemsiz gibi görülebilir. Bildiği halde gaflete düşerek umursamazlık ise geri dönülemez bir hatadır. Jeopolitik öneme haiz bölgeler ve bu bölgelerde yaşayanlar daima güçlü olmak zorundadır. Bilmek, araştırmak, bir araya getirerek anlamlandırmak ve gerektirdiği şekilde hazır olmak zorundayız.