İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Mayıs 20, 2026 8 dk okuma

19 MAYIS’IN GÖLGESİNDE: BİR NESLİ OLGUNLAŞTIRAN ASKERLİK KÜLTÜRÜ

19 MAYIS’IN GÖLGESİNDE: BİR NESLİ OLGUNLAŞTIRAN ASKERLİK KÜLTÜRÜ
Mayıs 20, 2026 8 dk okuma

19 MAYIS’IN GÖLGESİNDE: BİR NESLİ OLGUNLAŞTIRAN ASKERLİK KÜLTÜRÜ

Murat KAYA

Tuğgeneral (E)

Askerlik kültürü; birlikte hareket etme, vatan, millet sevgisi, mutlak itaat, hiyerarşi, disiplin ve fedakarlık üzerine kurulu binlerce yıl derinlikten genlere yansıyan, köklü bir toplumsal ve kurumsal yapıdır.

19 Mayıs’ta her yıl gençliği konuşuyor, gençliğe dair umutlarımızı, hedeflerimizi ve hayallerimizi dile getiriyoruz. Ancak belki de artık başka bir soruyu daha sormamız gerekiyor: Biz nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz? Daha da önemlisi bu toplumu bir arada tutan sabrı, tahammülü ve birlikte yaşama kültürünü genç kuşaklara aktarabiliyor muyuz?

Son dönemde ülkemizde şiddet içerikli haberlerin ne kadar sık duyulduğuna hep birlikte şahit oluyoruz. Çevremizde şiddetin her türünü görüyoruz. Sokakta, okulda, işte, pazarda, markette, trafikte, evde… Sürekli kavga eden, öfkesi sürekli tetikte duran bir topluma dönüşmeye başladık. İnsanlar artık en küçük tartışmada birbirine saldırabilecek bir ruh haline sürükleniyor. Bir korna sesi, bir bakış, sosyal medyada yazılan bir cümle bile öfke patlamasına yetiyor.

Eskiden kavgaların bile bir ahlakı, bir sınırı vardı. Düşene vurulmazdı. Kadına el kalkmazdı. Mahalle büyüğü araya girdiğinde kavga biterdi. Zayıf ezilmezdi. İnsanlar öfkelense bile içinde bir vicdan taşırdı. Şimdi ise ne kural kaldı ne sınır… Sadece öfke, şiddet, kin ve çoğu zaman ölüm var. Birbirimize tahammülümüzü kaybettik. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor, aynı masada oturanlar birbirini dinlemiyor. Yan yana maç izleyen, aynı düğünde halay çeken, aynı mahallede büyüyen insanlar; bugün birbirine öfke duyan, birbirini düşman gören bir topluma dönüşüyor.

Siyasetin dili de sertleşti. Farklı fikirlere tahammül edemiyor. Tartışma kültürü yerini hakarete bıraktı. İnsanlar artık fikirleriyle değil, kimlikleriyle yargılanıyor. Samimiyet azaldı, sabır azaldı, nezaket azaldı. “Vakur duruş” dediğimiz o olgunluk hali de giderek kayboldu. Herkes daha sinirli, daha kırgın, daha öfkeli hale geldi.

Elbette bunun ekonomik, sosyolojik, psikolojik birçok sebebi vardır. Hayat şartlarının ağırlaşması, sosyal medyanın insan psikolojisini bozması, şehirleşmenin insanları yalnızlaştırması, aile yapısındaki çözülmeler, sürekli gerilim üreten medya dili… Bunların hepsi ayrı ayrı incelenmesi gereken konular.

Bunları bilimsel olarak değerlendirmek elbette psikologların, sosyologların işidir. Maksadım onların alanına müdahale etmek değil. Ancak yaklaşık 40 yıla yakın askeri üniforma giymiş biri olarak, kendi penceremden küçük bir tespit yapmak istiyorum. Ben bu meseleye bir parça askerlik üzerinden bakıyorum. Çünkü eskiden bu ülkede askerlik sadece bir yükümlülük değildi. Aynı zamanda bir karakter terbiyesi, bir hayat eğitimi, bir olgunlaşma süreciydi. İnsanlar askere çocuk gönderir, olgunlaşmış bir delikanlı olarak geri alırdı. Bu yüzden askerlik toplumun gözünde çok kıymetliydi. Hatta bir dönem askerlik yapmayana kız verilmezdi. Çünkü insanlar bilirdi ki askerlik ocağı; insana sabrı, disiplini, dayanmayı, paylaşmayı ve en önemlisi birlikte yaşamayı öğreten bir mektepti. Bugün ise parayla satın alınamayacak bazı hayat tecrübeleri, maalesef bedeli ödenerek geçilen formalitelere dönüşmeye başladı.

Bu durumun bilimsel ölçümleri, araştırmaları ve sonuçları derinliğine yapılmadı. İnsanlar bununla aslında ne kaybettiklerinin çok farkında değil. Çünkü askerlikte öğrenilen bazı şeylerin gerçek hayatta başka bir karşılığı yoktur. Askerlik ocağı aslında küçük ölçekte bir Türkiye’ydi. Her kesimden insanın aynı kazanda yoğrulduğu bir sistemdi. En zenginin en fakirle aynı koğuşta uyuduğu, profesör oğluyla çobanın aynı sıraya geçtiği bir yerdi. Değişik düşünce ve inançta gencin aynı ranzayı paylaştığı, farklı kültürlerin aynı kaptan yemek yediği, farklı etnik kökenden olsalar bile ülkede yaşayan herkesin aynı siperde nöbet tuttuğu bir ortamdı askerlik. Mühendisin tamirciyle, şehirde büyüyenin köyde büyüyenle aynı türküyü söylediği, aynı acıya güldüğü, aynı hasreti yaşadığı yerdi. Hayatlarında normal şartlarda asla aynı ortamda bulunmayacak insanlar, orada kader arkadaşlığı yapar birbirini tanırdı… Çocuk gelip toplumca adam çıkıldı kabul edilen dönemlerdi.

Birçok insanın ilk kez askerde sakal tıraşı olduğu, ilk kez yatağını topladığı, ilk kez çamaşırını kendi yıkadığı zamanlardı. Varlıklı bir ailede büyümüş bir genç, izmarit toplardı. Hayatında ilk kez şehir gören insanla aynı koğuşta kalırdı. Herkes birbirinin hayat hikâyesini öğrenirdi. Kimin annesi hasta, kimin kardeşi öğrenci, kimin nişanlısı bekliyor… Acılar da mutluluklar da ortak yaşanırdı. Ve bütün bunların içinde insanlar en çok sabrı öğrenirdi. Aslında askerlik dediğimiz şeyin özü biraz da buydu: sabır eğitimi. Sıra beklerken sabır… Nöbetin bitmesini beklerken sabır… Soğukta, sıcakta eğitim yaparken sabır… İçtimada saatlerce ayakta beklerken sabır… Ama hepsinden önemlisi birbirine tahammül etmeyi öğrenmek… Askerlik insana farklı olana rağmen birlikte yaşayabilmeyi öğretirdi. Zenginin fakire, eğitimlinin eğitimsiz olana, Karadenizlinin Trakyalıya, Fenerbahçelinin Galatasaraylıya tahammül etmeyi öğrettiği bir yerdi orası. İnsanlar birbirini dinlemeyi öğrenirdi. Empati kurmayı öğrenirdi. Karşısındakini anlamaya çalışırdı. Çünkü aynı koğuşta yaşamak zorundaydılar. Aynı sofraya oturuyor, aynı nöbeti tutuyor, aynı sıkıntıyı çekiyorlardı.

Bugün toplum olarak en büyük eksiklerimizden biri belki de tam olarak budur: birbirimize tahammül edememek… Eskiden insanlar öfkelerini daha fazla kontrol edebiliyordu. Çünkü hayatın bir döneminde beklemeyi, katlanmayı, sabretmeyi öğreniyorlardı. Şimdi ise herkes çok hızlı öfkeleniyor, çok hızlı kırılıyor, çok hızlı saldırganlaşıyor. İnsanlar artık konuşmadan kavga ediyor, anlamadan yargılıyor. Eskiden bir tartışmanın sonunda yumruklar değil, büyüklerin sözü devreye girerdi. Şimdi en küçük meselede silahlar çekiliyor, bıçaklar konuşuyor. Trafikte yol verme kavgası cinayetle bitiyor. Gençler birbirini sokak ortasında öldürüyor. İnsan hayatı ucuzluyor. Oysa toplum dediğimiz şey biraz da birbirine tahammül edebilme kültürü değil midir? Sonra askerlik süreleri kısalmaya başladı… Önce 15 ay, sonra 12 ay ve nihayetinde 6 ay. Belki farkında olmadan; sabır da tahammül de birbirine duyulan saygı da askerlik süreleriyle birlikte kısalmaya başladı. Bir de bedelli askerlik var ki… Belki de en büyük kaybı yaşayanlar onlar oldu. Çünkü birçok genç, hayatında ilk kez farklı insanlarla aynı kaderi paylaşacağı, sabrı öğreneceği, yokluğu göreceği, kendini tanıyacağı o büyük hayat okulunun çok az istifade edebildi. Belki de bugün en şanssız olanlar; askerliği sadece birkaç fotoğraf ve kısa bir formalite olarak yaşayan nesiller oldu. Bu insanlarla konuştuğunuzda bu eksikliği sadece gözlerine bakarken bile anlamak mümkün.

Bu durumun birçok alanda kişiliğe ve hayata yansıdığı kesin. Ben şahsen askerlik süresinin kısalmasının, askerlik kültürünün zayıflamasının ve bu hayat okulunun eski etkisini kaybetmesinin bugün yaşadığımız toplumsal tahammülsüzlük ve şiddet ortamında etkili sebeplerden biri olduğunu düşünüyorum. Bazı açıkça görülen hususlar dışında diğerleri hakkında bilimsel araştırmalar gerekiyor. Ama yıllarca askeri üniforma giymiş biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Askerlik sadece silah kullanmayı öğretmezdi… İnsana insanla yaşamayı öğretirdi.

Bugün 19 Mayıs… Gençliği konuştuğumuz, gençlere umut yüklediğimiz bir gün. Belki de artık sadece teknolojiyle büyüyen değil; sabrı bilen, farklı olana tahammül edebilen, birlikte yaşamayı öğrenmiş, öfkesini kontrol edebilen bir neslin nasıl yetişeceğini de yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü güçlü toplumlar sadece silahla, ekonomiyle ya da teknolojiyle ayakta kalmaz. Birbirine tahammül edebilen insanlar sayesinde ayakta kalır. Ve belki de bizim kaybetmeye başladığımız en tehlikeli şey de tam olarak budur.

PAYLAŞ: