
TRUMP NE İSTİYOR? NE YAPIYOR?
İlyas Süpürgeci, 27.03.2026
ABD rakipleriyle bazen kaybet-kaybet oyunu oynuyor.
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırganlığına karşı, İran Hürmüz Boğazı’nı tıkayarak ve Körfezde kıyısı bulunan ülkelerdeki petrol, gaz ve su arıtma tesislerini hedef alma tehdidinde bulunarak, güç dengesini bir süreliğine sağlamış görünüyor.
İran’ın tehditleri boş değildir. Körfezdeki yıkım elbette küresel ölçekte ekonomiye uzun vadeli zararlar verecektir ve ABD’de bundan etkilenecektir. Fakat “Körfezdeki petrol ve gaz daha çok nereye gidiyor?” sorusu önemlidir.
Cevap:Çin, Japonya, AVRUPA. Amerika’da da petrol fiyatları yükseliyor elbette, fakat Amerika’nın petrol ve gaz derdi yok, gıda derdi yok. Fakat kritik minerallere ihtiyacı var; Ukrayna’dan bunu temin etmek istiyor, eğer Çin sorun çıkarırsa. ABD-RUSYA-İSRAİL ÜÇLÜSÜ veya EKSENİ kritik öneme haiz.
ABD’nin büyük stratejisindeki asıl düşman/rakip ÇİN’dir ve Çin ile AVRUPA’nın işbirliğinin baltalanmasıdır. Ne yazık ki; ABD bedeli ne olursa olsun, Hürmüz boğazını ve Harg adasını güç ile mutlaka kontrol etmekte ve İran’ı diz çöktürmekte kararlı görünüyor. Böylece harbin asıl hedefine ulaşmayı umut ediyor.
Onlara göre uluslararası ekonomik ve siyasi baskı arttıkça ve hava saldırılarından dolayı yıkım arttıkça İran’daki yönetim dönüşecektir.
Trump yönetimi TAMAMLAYICI HAREKAT için hazırlıklarını ve yığınağını sürdürmektedir. Diğer taraftan “günah benden gitti, ben aslında İran ile anlaşmak istemiştim” demek için SİYASİ VE DİPLOMATİK MANEVRA yaparak zaman kazanıyor ve “MEŞRUİYET” ve uluslararası koalisyon zemini oluşturmaya çalışıyor; aynı zamanda İran halkını da etkilemeye çalışıyor.
Bu savaş küresel ölçekteki güç dengelerini değiştirecek ve uluslararası sistemi dönüştürecek etkiler üretme potansiyeline ve niteliğine sahip bir savaştır. Birçok yönüyle dünyanın merkezi olan Geniş Ortadoğu Bölgesinde kilit konuma sahip İran’ın, Siyonist İttifak lehinde “siyasi, güvenlik ve ekonomik boyutlarda küresel denklemin dışına çıkarılması”, saldırganların bu savaştan asıl muradıdır. Bu gerçekleşinceye kadar, ABD-İsrail ikilisi İran’ın istediği saldırmazlık garantisini hiçbir zaman vermeyecek gözüküyor.
Savaşın bedeli hem saldırganlar için hem İran halkı ve komşu ülke halkları için gittikçe ağırlaşmaktadır. Küresel ekonomi üzerindeki zararları ise zaman geçtikçe bütün halklar tarafından çok daha güçlü bir şekilde hissedilecektir.
Bu bir kaybet-kaybet oyunudur; fakat kim daha çok kaybedecek? Geniş Ortadoğu bölgesi üzerindeki mücadeleyi kazanmanın bedeli ağırdır, bu bedeli ödeyen taraf daha az kaybedecek gibi duruyor.
İlyas Süpürgeci, 27.03.2026