İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Ocak 13, 2026 9 dk okuma

SORUMLULUK: TAHMİN, ÖNSEZİ VE ÖNGÖRÜ

Öngörü makale Resim4
Ocak 13, 2026 9 dk okuma

SORUMLULUK: TAHMİN, ÖNSEZİ VE ÖNGÖRÜ

Eğer hiçbir sorumluluğumuz yoksa ve olmuş bir olay hakkında yüzlerce yorum yapıldıktan sonra konuşuyorsak şüphesiz, söyleyecek çok sözümüz vardır. Tahminimiz doğru çıkmaz veya farklı yönde gerçekleşirse, “ben öyle tahmin ediyordum” diyerek işin içinden çıkar ve oradan sessizce uzaklaşırız. Bu yüzden zaten, söylediği onca şey arasından gerçekleşen konularda “ben demiştim” sözleri çok duyulurken, gerçekleşmeyen konular gündeme dahi getirilmez. Zaten sorun da buralardan kaynaklanır.

Sorumluluğumuz yoksa istediğimiz gibi konuşabiliriz. Böyle bir ortamda geçtiğimiz yıla ait basit bir yatırım aracı hakkında bile saatlerce bir uzman edasıyla tahminde bulunabilirsiniz. Oysa aynı kişiden, önümüzdeki döneme ait belirli bir miktar parasını, tahmin ve önseziye dayalı olarak kar getireceğini tahmin ettiği bir alana yatırmasını isteseniz, belirli bir bedeli olacağından daha ihtiyatlı olma zorunda hissedecek muhtemelen de yatırım yapmaktan kaçınacaktır.

Sorumluluk her şeyi değiştirir. Belli düzeylere ulaşmış kişilerin bir konu hakkında karar verirken iyice düşünmesi ve olayın bütün yönlerini ortaya koyması da zaten bu yüzdendir. Sorumluluk bir kimsenin kendi davranış ve sözlerinin sonuçlarını üstlenmesi, mesuliyet alabilmesi ve yaptığı işin sonuçlarına katlanarak gerektiğinde hesap verebilmesidir. Hesap vermek konuyu tamamen değişik alanlara taşır.

Böylesi bir girişten sonra sanırız tahmin, önsezi ve öngörü gibi kavramlar daha iyi anlaşılacaktır.

Tahmin ya da eş anlamıyla kehanet, bilinmeyen bir şey hakkında rastgele ya da çok az bir bilgi ile çıkarım yaparak sonuca ulaşmaya çalışma durumudur.

Önsezi ise ortada hiçbir emare ya da belirti yokken, olayları hissetme halidir.

Bütün bunların ötesinde öngörü ise derin bir bilgi altyapısını ve bunlar arasında bağlantıları oluşturabilecek şekilde sentez, analiz ve değerlendirme yeteneklerine ihtiyaç duyar. Seçenekler çoğaldıkça ve süreç ileriye doğru taşındıkça öngörü yapmak da zorlaşır. Bu anlamda bir olay olduktan sonra eldeki bilgilerle geriye doğru yorumlar az bir bilgi altyapısı ile yapılabilir veya şimdiye ait az ya da çok yorumlanmış bilgilerle geçmişte yapılanlar eleştirilebilir ancak sorumluluk gerektiren olaylara ilişkin yorumların oldukça az olduğu görülür.

Buradan hareketle dilerseniz hep birlikte çevremizde gerçekleşen bazı olaylara bilimsel metodolojiye dayalı yorumlar getirmeye çalışalım.

Sorumluluk duymamız gereken konulardan birisi de uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanıdır. Oysa sorumluluk alanından uzaklaşmış bir “medya” hele hele “sosyal medya” alanının kontrolsüz ortamında, böylesi önemli bir saha bomboş olarak karşımızda görünür. Görünür diyoruz ama gerçekte kullanmasını bilenler, yabancı istihbarat örgütleri ve hatta çoğunlukla kötü niyetli olanlar için bu alanlar, bedava sosyal çalışmalar ve tecrübe kazanmak için tam bir oyun sahasıdır. Bu kontrolsüz alanda tarihi, coğrafyayı, sosyolojiyi ve birçok alanı, özgürlük adı altında istediğiniz gibi yeniden yazar, yapılandırır, oynar ve sunarsınız. Hedef kitlenin düşünmesine ve zahmet edip araştırmasına hiç ihtiyaç yoktur zaten siz onlara kendi istediğiniz düzeyde istenilenleri hazır şekilde verirsiniz. Kitle zahmetsizce oturduğu yerden gönderdiğiniz paylaşımları kendi fikriymiş gibi hızla yayar ve siz keyifle seyredersiniz. Dikkat edin kitle o kadar sahiplenir ki sizin bile bir süre sonra kendi söylediklerinize inanma ihtimaliniz ortaya çıkabilir. Hele faaliyetlerin sürdüğü bu alandaki etki kitlesi yeterli eğitimden yoksunsa, bilgi altyapıları yetersizse ve hele hele istediği bir hayatı yaşayacak imkanlara sahip değilse demeyin keyfinize… Kontrol olmadığında değişik düşünce yapısına sahip grupların birbirine zıt gönderilerini bile aynı kaynaktan oluşturmak bile mümkün. Zaten tam da öyle oluyor…

Uluslararası alana geldiğimizde, her ne kadar İran’ın kendi jeopolitiğinin aksine politikalarla, neredeyse 50 yıldır kaynaklarını halkının yararına kullanmaması gerçeğine rağmen, İran’da, ABD tarafından uygulanan ambargoların da bu ülkenin ekonomik sıkıntılarında büyük payı olduğu muhakkak. İran’a geçtiğimiz yılın ortalarında düzenlenen hava saldırıları sonrası parasının önemli ölçüde değer kaybettiği ve ekonomik sıkıntıların arttığı da bir gerçek. ABD yönetiminin buna rağmen sadece İran’a değil onunla ekonomik ilişki içerisindeki ülkelere de bugünden itibaren vergiler koyduğu da malum. Peki İran’daki ekonomik sıkıntılarda bu ülkelerin hiç mi payı yok? İran’daki gösterileri kışkırtanlar kimler? Bir önceki noktadan hareketle düşünmeye gerek yok çünkü özgürlük ve mutluluk ABD tarafından İran’daki göstericilere zaten vaat ediliyor. Buna inananlarda var.

Peki düşünürsek ne olur?

Düşünürsek, Arap Baharı diye özgürlük ve mutluluk dedikten sonra 15 yıldır yakılıp yıkılan Ortadoğu ülkeleri aklımıza gelir. Ölen çocuklar, kadınlar ve sivilleri görürüz. Gerçek jeopolitik durumla karşı karşıya geliriz. Sorunlara kendi toplumumuz için çözümler bulmamız gerektiğini anlarız. Gerçeklere dışarıdan yönlendirmelerle değil kendi ortak aklımızla ulaşırız. Kendi içimizde birbirimizi var sayarak demokratik çözümlerle ulaşmamızın kalıcı barış ve refahı sağlayabileceği sonucuna ulaşırız.

Trump’ın, Venezuela halkının zengin olmaması dolayısıyla geceleri uyumadığından ve vicdan azabından değil, bu ülkenin kaynaklarına el koymak için bu ülkeye müdahale etmiş olabileceği ihtimalini hatırlarız. Aynı şey diğer bölgeler için de geçerli.

Aslında düşündüğümüzde ve aklımızı kullandığımızda daha bir çok şeyi hatırlarız da düşünmemize bir imkân verseler…

Sadece İran mı?

Ne zaman bir ülke kendi jeopolitik çıkarı için “azınlıkları kullanacağız” dedi, birileri ve birtakım sözde önceden ele geçirilmiş azınlık liderleri harekete geçti. Ortadoğu yeniden karıştı. Hep aynı oyun: “Korkuları ve arzuları harekete geçirme”.

Oysa Ortadoğu bölgesi birçok etnik ve inanç gruplarına binlerce yıldır ev sahipliği yapıyor. Bu grupları bir arada ve güven içinde tutmak önemli. Zaten tarih bize göstermiştir ki bu bölgede etrafındaki etnik gruplarla barışçıl ilişkiler geliştirmeyi başaran toplumlar huzuru yakalamışlardır. Oysa dışarıdan yönlendirmelerle ilk fırsatta kendilerine sunulan iştah kabartıcı ve jeopolitik yeteneklerinin dışındaki hedeflere kanan gruplar sürekli sıkıntılar yaşamışlardır. Bölünmüş, parçalara ayrılmış, olmayan tarihi ve coğrafyası abartı bir şekilde ortaya konularak belirli dış hedefler için oluşturulmuş suni küçük ülkeler hep yönetilir, çevresi ile kan davası oluşturulur, kontrol edilir ve büyük ülkeden istenilenler alınınca da bir köşede terk edilir. Bu gruplar için fazlaca bir kaynak da ayırmaya da gerek yoktur. Kısacası kışkırtan için çok az maliyetlidir. Dikkat edilirse tavizler zaten hedef ülkenin kaynakları üzerinedir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ama yine de bazılarının bu durum hoşuna gider. Hoşuna gidenler ise genelde kendini başka devletin çıkarları için adamış ve beslenmiş küçük bir elit gruptur.

Bu noktadan hareketle acaba şöyle bir öngörü yapabilir miyiz?

Ortadoğu bölgesi bugüne kadar emperyal güçler tarafından kullanılmış ve bu bölgeye ait 100 trilyon doları aşan kaynak bu ülkelerin insanlarının mutluluğu ve refahı için kullanılmamıştır.

Bu amaçla bölge insanının dini ve etnik sebeplerle birbirine düşürülmesi ve benzerliklerden daha fazla farklılıkların ortaya konulması söz konusu olmuştur.

Dışarıdan müdahalelerin bu bölgeye ve insanına hiçbir fayda getirmediği ortadadır.

Bölgede asıl sorun bir araya gelememe, ayrılma ve parçalanmalardır. Korku ve gücünün ötesinde tarihi ve coğrafi istekler yaratılması bu sorunu daha da büyütmektedir.

Kıt kaynaklarla refahın sağlanmasının zor olduğu bir dünyada; bir araya gelme, gücü çatışmalardan ziyade demokratik bir ortamda bir arada gelişme için kullanma en doğru hareket tarzı olacaktır.

“Az olsun benim olsun” zihniyetinin bir sonuç getirmediği ve eninde sonunda çöktüğü bilinmektedir. Önemli olan kişinin kendisini sistemin bir parçası olarak hissetme algısıdır. Zaten bu anlayışa sahip bir toplumda bireyler güçlerini bir arada kalkınma, barış ve refah için kullanır ve sistemsel çıktı yükselmesinden eşit şekilde pay alır. Bu durumun, içinde bulunduğu sistemi dış müdahale oyunlarına gelip parçalayarak, bölerek ve yıkarak gerçekleşmesi hiçbir zaman mümkün değildir.

İç bünyenin sağlamlığı çok önemlidir. Bütün bunlar için ise başka ülkelerin jeopolitik çıkarları için hareket edip kendi insanının geleceğini yok eden değil, aklıyla hareket eden, öngörüye sahip filozof sivil toplum liderlerine ihtiyaç vardır.

Biz öngörümüzü ortaya koyduk. Peki sizin düşünceniz nedir?

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar

Değerlendirme ve Analizler
DEĞİŞEN GÜVENLİK MİMARİSİ VE NATO
Değerlendirme ve Analizler
ZAFERLER AYI VE HARBİN JEOPOLİTİĞİ