
ROBOTLARI YİYEMEYİZ: SAĞLIKLI BİR NESİL VE SAĞLIKLI BİR TOPLUM SAĞLIKLI BESLENME İLE MÜMKÜNDÜR
Doç. Dr. Güray ALPAR
Beslenmek sadece karın doyurmak anlamına gelmez.
Güvenlik, canlıların her türlü tehlikeden uzak kendilerini güvende hissetmeleri durumudur. Bu güvenlik, askeri alanda olduğu kadar, ekonomi, kültür ve gıda güvenliği alanlarına kadar geniş bir çerçevede gerçekleşir ve her biri kendi bünyesinde önem kazanır.
Ülkemiz, gerek iklim değişikleri ve doğal bozulma kaynaklı gerekse de maksatlı olarak dışarıda üretilen ve Türkiye’ye dağıtılan zararlı böcek, balık, haşerat vb. yanında, sağlıksız üretimden ve beslenmeden kaynaklanan tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Örneğin, 2007 yılından sonra görülmeye başlanan ve birkaç yıldır çoğalan ‘Ricania simulans’ adlı kelebek türü böcek, ülkemizin bazı bölgelerinde tarım ürünlerini tehdit etmeye başladı. Vücutları genellikle açık gri renkte olan ve rahatsız edildiklerinde hızla zıplayabilen kelebeklerin özellikle suyunu emdikleri sebze ve yabancı otlardan beslenerek kurumalarına neden olduğu belirlendi. Bu türün saldırdığı bitkiler ölümle karşı karşıya geliyor. Artan popülasyona dikkat çeken uzmanlar, böceğe karşı mücadelenin önemini vurguluyor.
Bunun yanında göller için zararlı olan sazan, özellikle “istilacı” İsrail sazanıdır. Bu tür, su kalitesini düşürüyor, yerli türlerin genetik yapısını bozarak ekosistemi tümüyle altüst ediyor. Bu durum, göllerdeki diğer balık türlerini azaltıyor ve genel ekolojik dengeyi tehlikeye atıyor. Halk arasında “İsrail Sazanı” olarak bilinen Carassius Gibelio türünün, Türkiye’nin en büyük gölleri olan Beyşehir, Eğirdir, İznik, Uluabat ve Manyas’ta yüzde 85’e varan oranlarda hâkim olması dikkat çekiyor.
Endemik bitki türleri, yalnızca belirli bir coğrafi bölgede doğal olarak yetişen ve dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan bitkilerdir. Ülkemize özgü bitki türlerinin kaçakçılığa konu olduğu da uzun süredir bilinmektedir. Bu tür biyolojik ve kimyasal alanda ülkemize ve güvenliğine zarar verecek, laboratuvar üretimi hayvan ve bitkilerin çeşidinin ve sayısının giderek daha da artacağı değerlendirilmektedir.
Bunun yanında ülke içinde üretilen gıda maddelerinden bazılarının da sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmanın önünde ciddi bir tehlike ve engel oluşturduğu açıktır. Sağlıksız beslenerek yetişen bir neslin de gelecekte ihtiyaç duyulan güçlü bir toplum yapısını oluşturmayacağı açıktır.
Halk sağlığı, bireyi sağlıklı ve üretken bir şekilde tutarak toplumsal gelişmeyi sağlamayı hedefler. Ancak günümüzdeki gelişmeler mevcut tarifler ve tedbirlerle tehlikelerin farkına varılmasını ve bertaraf edilmesini imkânsız hale getirmiştir. Konu her türlü düşüncenin üzerinde bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Gelecekte daha hangi tür tehlikelerle karşı karşıya kalacağımız konusu bir uzmanlık alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuyu derinliğine araştıracak, analiz edecek, ilgili kurumlar arasında koordine ederek, gereken tedbirleri öncesinde ve zamanında alabilecek bir birime ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu aynı zamanda geleceğe yönelik sağlıklı bir ortamın ve sağlıklı ve zinde bir toplum oluşturulması için de gereklidir.
Türkiye gibi her zaman hedefte olan bir ülke için, mevcut ve geleceğe yönelik, çevre ve sağlık konusunu içeren bu tür konular için, farklı disiplinlerden oluşan uzman bir kurumsal yapının oluşturulması ve oluşan ve oluşabilecek tehlikelere karşı bu kurul tarafından tüm ülkeyi kapsayacak şekilde koordineli olarak geliştirilen tedbirlerin en üst seviyede dikkate alınarak vakit geçirilmeden uygulamaya geçirilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Sağlıklı bir toplum sağlıklı beslenme olmadan gerçekleşemez. Ancak gıda güvenliği hassa bir dengenin de sağlanması anlamına gelmektedir. Artan nüfusa sağlıklı bir şekilde gıdaların ulaştırılması noktasında ihmal edilmemesi gereken yapılabilecek birçok planlı faaliyet bulunmaktadır ve bu ancak ehil ellerde başarılabilecek bir organizasyondur. Aksi takdirde mevcut kaynakların tam olarak devreye sokulamaması, eldeki kaynakların israfı, gıda güvensizliği, sağlıksız bir nesil ve sağlıksız bir toplum düzeni ile karşılaşmak kaçınılmazdır. Nitekim bazı az gelişmiş ülkelerde yaşayan çocukları boy kısalığı, zayıflığı yanında zihinsel faaliyetlerindeki eksikliklerin tespit edilmiş olması yaşanabilecek tehlikeleri göstermesi bakımında önemlidir.
Halen dünya üzerinde 1 milyara yakın insanın gıdaya erişimi yanında yaklaşık 2.6 milyar insanın sağlıklı bir şekilde beslenemediği resmi olarak açıklanmıştır. Bunların çoğu ise başta kadınlar ve çocuklar ile engelli bireylerdir. İklim değişikliği, su kaynaklarının azalması ve hastalıklar riskleri daha da artırıyor. Konunun ciddiye alınmasına, yenilikçi yaklaşımları teşvik ve titiz bir şekilde koordine edecek yapılanmalara gıda güvenliğinin sağlanması açısından büyük ihtiyaç bulunmaktadır.
Konu ile ilgili düzenlenen etkinliklere katılım, uzmanlarla görüşme ve yapılan incelemeler sonucunda bunun yanında;
- Nüfusun tamamen şehirlerde toplanması yerine kırsalda istihdam edilmesi yönünde teşviklerin artırılması ve bu nüfusun verilecek eğitim ve destekle üretici durumuna getirilmesi,
- Gıda güvenliğini kontrol edecek ve planlanan hususları başarı ile yerine getirebilecek, başarıya odaklanmış yetkin bir alan görevlendirme yapısının oluşturulması,
- Başarının ya da başarısızlığın işin başındaki kişinin arzusuna ve değerlendirmesine göre değil, bilimsel esaslarla ve uzman bir kuruluş tarafından denetlenmesi,
- Yılda 1700 m3’ün altının “su stresi” olarak değerlendirildiği, ülkemizin halen 1300 m3 altında bir seviyede bulunduğu dikkate alındığında, pirinç gibi aşırı suyu gerektiren ekimlerin yerine daha az su gerektiren türlere yönelinmesi,
- Türkiye’de yaklaşık 5 milyon hektar tarıma elverişli arazi, kapsam dışı kullanılıyor ve bizim her santim araziye ihtiyacımız var. Üstelik bu kullanımın bilimsel yöntemlerle Hollanda örneğinde olduğu gibi daha verimli olması da mümkün. Boş arazileri uygun şekilde değerlendirmek zorundayız.
- Sadece üretim değil, üretimin planlanması ve sofralara ulaştıracak sağlıklı bir dağıtım zincirinin oluşturulması gerekiyor.
- İngiltere’de 2. Dünya Savaşı öncesi tarımdan sorumlu yetkililer süt tozu ve et gibi ürünleri stoklayarak savaş esnasında bile onları bedensel ve zihinsel gelişimlerini sağlamışlardır. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı nesiller yetiştirmek zorundayız. En azından ilk öğretimdeki çocuklara günde bir öğün, süt, yoğurt, fındık, meyve ve et gibi gereken sağlıklı gıdaları ücretsiz verecek bir yapılanma oluşturmamız gerekiyor. Bunun için gerekli malzemeler yerelden temin edilmesi durumunda bu yerel tarım yapanlara da bir destek sağlayacaktır.
- Ülkemizde yetişen ürünleri dışarıdan temin etme gibi yanlış bir alışkanlığı terk etmek, gerektiğinde tarım yapan çiftçileri destekleyecek ve ayakta tutacak bir sistem kurulmalıdır.
- Üretim yapmadan destek sağlayarak kaynakların yok edilmesine ve bu konuda yanlış beyanlarla devletin zarara uğratılmasını önleyecek mekanizmalar oluşturulmalıdır.
- Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi en azından temel gıda malzemelerinin fiyatı belirli bir seviyede tutulmalıdır.