İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Aralık 13, 2024 6 dk okuma

GFI JEOPOLİTİK ANALİZ: SOMALİ VE ETİYOPYA ARASINDAKİ KRİZİ ÇÖZMEDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ İLE İRAN’IN ZENGEZUR KORİDORİ ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARININ İNCELENMESİ

GFI JEOPOLİTİK ANALİZ: SOMALİ VE ETİYOPYA ARASINDAKİ KRİZİ ÇÖZMEDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ İLE İRAN’IN ZENGEZUR KORİDORİ ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARININ İNCELENMESİ
Aralık 13, 2024 6 dk okuma

GFI JEOPOLİTİK ANALİZ: SOMALİ VE ETİYOPYA ARASINDAKİ KRİZİ ÇÖZMEDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ İLE İRAN’IN ZENGEZUR KORİDORİ ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARININ İNCELENMESİ

Türkiye’nin Somali ve Etiyopya arasındaki “Somaliland” krizini çözmesi, giderek tıkanan ve daha fazla kriz ve çatışmalara neden olan, çarpıtılmış uluslararası sistemin, gerçekte nasıl olması gerektiğinin de işaretlerini vermesi nedeniyle, bundan sonraki döneme ışık tutacak ve örnek olacak nitelikte bir arabuluculuk girişimi olarak tarihteki yerini aldı.

Hemen ardından Türk yetkililer tarafından, Sudan ve BAE arasındaki sorunları çözümü için arabuluculuk teklifi geldi.

Bu dünyanın diğer bölgelerinde de kronik hale gelmiş sorunların çözümü için de bir umut oluşturuyor. Böylece bu sorunlar nedeniyle acılar çeken, hak ettiği refah ve huzur ortamına ulaşamayan insanlar, toplumlar, ülkeler farklı bir konuma ve hak ettiklerine ulaşabilecek. Doğal olarak çözülemez denilen ve çaresizce kabullenilen sorunların, art niyetsiz bir diplomasi ile kolayca çözümü, kurdukları ve kullandıkları düzenin bozulması yönüyle bazı güçleri rahatsız edecek ve çeşitli kurumlarını harekete geçirerek, kurdukları bozuk düzenin en iyisi olduğuna insanları inandırmaya çalışacaklardır. Bunu ilerleyen günlerde maalesef göreceğiz.

Geçtiğimiz yüzyılda dünyaya hâkim olan emperyalist güçler, bir bölgeden çekilirken, mutlaka sınırları ve etnik yapının doğal akışını bozarak, insanları, toplumları ve ülkeleri birbirine düşürmüş; Almanya, Rusya, Türkiye gibi güçlü ülkelerin önü kapatılmış ve daha sonraki müdahaleleri için kendilerine zemin hazırlamışlardı. Çözülebileceği halde bilinçli olarak, “sorun yaratsın” diye bırakılan bu bölgelere birkaç örnek vermek gerekirse; Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir bölgesi ve Türkiye’nin kıyılarının dibindeki Adalar Denizindeki Meis Adası benzeri küçücük adaların, neredeyse 600 km uzaktaki Yunanistan’a verilmesi, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında yer alan Fergana bölgesini sayabiliriz.

Aynı uygulamaların günümüzde de devam ettiğini söyleyebiliriz. 1995 yılında imzalanan ve Eski Yugoslavya’daki savaşı bitirmeyi amaçlayan Dayton Anlaşması bunlardan birisi. Anlaşma dikkatli bir şekilde incelenirse, sanki savaşı bitirmeyi ve insanların huzur içinde yaşayacakları bir ortamı oluşturmayı değil de sorunları daha da artırmayı amaçladığı izlenimi daha başlangıçta anlaşılabiliyor. Boşnakları yok sayan iç içe geçmiş üçlü bir sistem ve kantonlardan oluşan karmaşık bir yapı her haliyle sürekli sıkıntı yaratıyor. Bu oluşum içerisinde Bosna-Hersek Devletinin denize çıkışının sağlanması ise insanı hayretler içinde bırakıyor. Neum şehri ve buradaki 21 kilometrelik kıyı şeridi, sözde ülkenin denize çıkışını sağlamak için bırakılmış ama Avrupa Birliği fonlarıyla, Hırvat topraklarının iki yakasını birbirine bağlamak amacıyla inşa edilen köprü nedeniyle, burası da bambaşka bir sorun haline gelmiş durumda. Zaten sorun çözülsün değil, çözülmesin üzerine bir anlayış söz konusu olunca, sonuca da şaşırmamak gerekiyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Karabağ misyonunun da neredeyse 30 yıl faaliyetlerini sürdürüp de Azerbaycan’a ait olan ve Ermenistan tarafından işgal edilen Karabağ sorununa en ufak bir katkısının olmaması örneği de göz önündeyken, şüphesiz oluşturulan uluslararası sistemin kime ya da kimlere hizmet ettiği de sorgulanır hale geliyor.

“Sorunlar yaratsın” diye suni olarak oluşturulan bu bölgelere Afrika Boynuzu olarak isimlendirilen bölgeyi de dahil edebiliriz. Bu kriz neredeyse savaşa neden olacakken, Türkiye’nin girişimi ile barışçıl bir şekilde çözüme ulaştı. Sorun geçtiğimiz yıl Somali’nin bir parçası olan Somaliland’ın denize çıkışı olmayan Etiyopya ile bir mutabakat zaptı imzalaması ile başlamıştı.

Etiyopya, nüfusun çoğunluğu Hristiyan olmasına rağmen, eskiden beri jeopolitik açıdan Müslümanlara yakın olmuş bir bölge. İnsanları bağımsızlığına düşkün. Sömürge olmayı hiç kabul etmemiş bir halka ve direniş ruhuna sahip. 1. Dünya Savaşında İmparator Haile Selassie, Osmanlı’nın yanında yer aldı ve sömürgeci güçleri ülkesinden sürdü. Sonrasında İtalyan işgaline, uçaklar karşısında mızraklarla mücadele etti. İtalyanları kimyasal silah kullandığı için eleştirdi. Doğal olarak böylesi bir ülke ve halk sömürgeci güçleri rahatsız etti. Onu bir darbe ile görevden aldılar ve sürgüne yolladılar. Elitre’yi, Etiyopya’dan ayırdılar. Zayıflattılar. Denize çıkışlarını kapattılar.

Neredeyse 130 milyona ulaşan nüfusu ve kaynakları ile birçok zenginliğe sahip. Ama 1.112 milyon kilometrelik bu ülkenin denizle irtibatı kesilmiş durumdaydı. İşte Türkiye bu cezalandırmaya karşı arabuluculuk başlattı. Bundan hem Etiyopya hem de Somali istifade edecek. Bölgenin makus talihini yenmenin yolu da bu arabuluculuk faaliyetlerinden geçiyor.

Türkiye bu tür emperyalist oyunlara yıllardır maruz kalmış bir ülke olarak bu konunun önemini en iyi bilen ülkelerden birisi. Kıbrıs ve Adalar Denizindeki oyunlarla Batı’dan, Zengezur Koridoru gibi bölgeler nedeniyle de Doğu’dan kuşatılmaya çalışılmış bir ülke. Doğu’da Sovyetler Birliği ve Rusya yönetimleri döneminde, Ermenistan kullanılarak birtakım projeler yürütülmeye çalışılmıştır. Bu ülkelerin neden böyle davrandığını anlamak kolay. Ancak İran’ın neden komşusu Türkiye’nin Zengezur Koridoru vasıtasıyla Doğusundaki devletlerle irtibat kurmasını ve ekonomik ve kültürel olarak bir araya gelmesini engellemek istediğini anlamak biraz derinlik gerektiriyor.

Bu konuya en iyi açıklamayı ise Hizbullah Eski Genel Sekreteri, İranlı üst düzey yetkililerle yaptığı görüşmelere dayalı olarak Şeyh Subhi Tüfeyli getiriyor. Ona göre İran, Azerbaycan ve Türkiye’nin yanında durmuyor ve Ermenileri destekliyor çünkü, Türklerin bu bölgeyi kullanarak bir araya gelmesini istemiyor.

İran yıllardır kaynaklarını başka ülkelerin yönlendirmesi ve çıkarları için harcıyor ve bugün elinde hiçbir şey yok. İran’ın jeopolitik açıdan çıkarı, komşularını engellemek ve Suriye’de olduğu gibi dışarıdan ülkelerle işbirliği yaparak karıştırmak değil, Türkiye ve komşularıyla kuracağı ekonomik ve kültürel iyi ilişkilerdir. Sorun yaratarak değil, sorunları çözerek saygınlık kazanılır ve büyük devlet olunur.

Yeni dönemde yeni bir jeopolitik anlayış bizleri bekliyor gibi.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar