Irak’la İlişkilerde ‘Zorlanan’ Normalleşme Çabaları
Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 12 Eylül 2024
Irak’la ilişkilerde son aylarda büyük bir hareketlilik var. Mart 2024 ayında Irak Başbakanı Sudani Ankara ziyaretini yaparken Dışişleri Bakanı Fidan ve MİT Başkanı Kalın’ın genişletilmiş Irak ziyareti sonrasında, aradan geçen 13 yılın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Nisan 2024 ayı içerisinde Bağdat ziyaretini gerçekleştirdi. Irak Başbakanı Ağustos 2024 ortalarında Irak Dışişleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Bakanı Fuad Hüseyin kalabalık bir heyetle Ankara’da idi. Irak’la ilişkileri daha ileriye taşımak için bir çaba var. Ancak çıkılan yol papatyalarla değil engellerle dolu. Bu yazıda Irak’la ilişkilerde normalleşme çalışmaları ve bu çalışmaların önündeki engeller ele alındı.
Irak-Türkiye Arasında Mevcut Sorunların Kaynakları
Türkiye’nin karadan sınırdaş olduğu Suriye, Irak ve İran gibi üç İslam ülkesiyle ekonomik ve siyasi ilişkileri bir türlü rayına oturtulamıyor. Kuşkusuz ki bu konuda sadece Türkiye’nin değil, karşı tarafların da yaklaşımlarında farklı düşünceler ve “güven eksikliği” gibi hususlar da var.
Bir zamanlar Osmanlı Devleti’ne ait Irak toprakları I. Dünya Harbi’nde İngiltere’ye karşı açılan bir cephe idi. Osmanlı Devleti kaybetti ancak, Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada Musul (ve Kerkük) henüz işgal altında değildi. İstiklal Harbi’nde nasıl ki Dörtyol, Kozan, Osmaniye, Maraş, Antep ve Urfa’da yerel halkın milli mücadelesi gerçekleştiyse, benzer mücadele Hatay ve Musul bölgesinde de yapılmıştı. 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalanırken, Musul Meselesi’nin İngiltere ve Türkiye arasında kısa bir sürede çözülmesi için şerh konmuştu. Ancak bu süre uzadı ve 1925’te İngiltere’nin teşvikiyle çıkartılan Şeyh Sait İsyanı üzerine taraflar 1926’da Ankara Antlaşması’nı imzaladılar.
5 Haziran 1926’da Türkiye ve Irak Manda Yönetimi arasında imzalanan Ankara Antlaşması’nın en çarpıcı maddeleri şöyle idi:
- Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mâni olmayı karşılıklı olarak taahhüt ederler.
- Madde 7: 11. maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.
- Madde 8: 11. maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir.
Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mâni olmaya gayret edeceklerdir.
- Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına iltica ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.
- Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’tan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km derinliğinde bulunan mıntıkadır.
- Madde 12: Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir.
Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, aslında Irak sınırının 75 km derinliğine kadar olan bölgede, Türkiye’yi rahatsız edebilecek eşkıya vs. varsa, Irak bunları yakalayarak Türkiye’ye teslim etmesi gerekiyor. Ancak bu husus Saddam Hüseyin’in Baas rejimi döneminde gündeme getirildiğinde, bunu gerçekleştiremeyen Irak, Türkiye’nin bunu yapmasına izin verince, TSK da sık sık Irak’ın kuzeyinde harekât yapmaya başladı.
Irak’la daha sonra pek fazla sorun yaşanmadı. Ancak İsrail’in Türkiye tarafından tanınması, Arap ülkelerinde tepki ile karşılandı. Türkiye bu tepkileri azaltmak ve yeni müttefikler bulabilmek için Irak’la yakınlaşmaya çalıştı. ABD ve İngiltere’nin aktif katılımlarıyla Bağdat Paktı’nı imzalandı. II. Dünya Harbi sonrası İngiltere bölgedeki hakimiyetini yitirirken bu boşluğu ABD ve Sovyetler doldurmaya başladılar.
1958’de kanlı bir darbeyle Krallık devrilip, Cumhuriyet ilan edildi. General Abdülkerim Kasım cumhurbaşkanı oldu. Irak bu darbenin ardından Bağdat Paktı’ndan çekildi. Özellikle komünizm ve etnik milliyetçiliğin hızla yayıldığı bu dönemde Irak, Sovyetler Birliği’yle yakınlaştı. Irak’taki bu değişiklik Ortadoğu’daki tüm dengeleri alt üst etti. Irak’taki bu darbeden etkilenen Suriye’de de benzer bir darbe yaşandı. Ortadoğu’nun tamamen Sovyet Rusya’nın hakimiyetine girmemesi için ABD ve İngiltere harekete geçti. Kasım 1963’te Baas Partisi mensupları ve ordudaki milliyetçiler darbe girişiminde bulundularsa da General Abdülselim Arif ülkenin yeni lider oldu ve ülke genelinde komünist avı başlatıldı. Buna rağmen 17 Kasım 1968’de Baas Partisi bir darbe ile iktidarı ele geçirdi. General Hasan el Bekir Cumhurbaşkanı oldu. Temmuz 1979’da Hasan El Bekir’i deviren Saddam Hüseyin cumhurbaşkanı oldu.
II. Dünya Savaşı’nı takiben başlayıp 1980’li yıllarda Sovyetlerin çözülme süreciyle de devam eden Soğuk Savaş bölgede de etkili oldu. Soğuk savaş sonrası tek kutuplu bir dünyaya doğru etkinlik haritası tekrar çizilmeye başlanması, Ortadoğu’ya da yansıdı. Ortadoğu’yu etkileyen bir diğer gelişme 1979 İran İslam Devrimi’ydi. Bu gelişme ile ABD İran’dan tamamen uzaklaştırılırken 1980-1987 arasında Irak’ın saldırısıyla İran-Irak savaşı başladı. Savaş sonrası Türkiye’nin arabuluculuğunda esir takası vb işler gerçekleştirildi. Bu arada Türkiye’nin güney sınırlarında o dönemde “Yeni İpek Yolu” olarak adlandırılan Irak-Türkiye ticaret trafiği gelişti.
Ancak 1990’da Irak’ın Kuveyt’e girmesi üzerine ABD ve müttefikleri 1991 yazında Irak’a askeri harekât başlattı. Türkiye bu harekât sebebiyle akamete uğrayan “İpek Yolu” yüzünden ekonomik kayıplar yaşadığı gibi, daha sonra ABD ve İngiltere’nin 32-36’ncıenlemler arasında “Huzur Harekâtı” icra etmesiyle de iç istikrarına yönelik tehlike ile karşılaştı. Zira PKK terör örgütü bu dönemde Irak’ın kuzeyinde olabildiğince yuvalanmaya başlamıştı. Türkiye, Saddam liderliğindeki Irak’a 1926 tarihli Ankara Antlaşmasını hatırlatarak, PKK konusunda gereğini yapmasını isteyince Irak da bunu yapamadığını, Türkiye’nin yapabileceğini ima etti. Bundan sonra da TSK, sık sık Irak’ın kuzeyinde terör yuvalarına baskınlar yaptı.
Türkiye özellikle 1997-1998 yıllarında terörle mücadelesini kesintisiz sürdürdü. PKK’ya destek veren ülkelerde teröre maddi destek veren yerleri teker teker gösterdi. Bazı ülkeleri (Suriye gibi) tehdit edince elebaşı Öcalan Suriye’yi terk etti. Şubat 1999’da yakalanıp Türkiye’ye teslim edildikten sonra da terör giderek etkisizleşmişti.
ABD’nin Irak İşgali Sonrası Irak’ta Sıkıntılar: Küllerinden Yeniden Doğan PKK Terörü
PKK, küllerinden yeniden doğdu. Kerkük’te Türkler siyasi ağırlıklarını kaybederken, Kürtler kazanan taraf oldu. Irak Kürtleri, zayıf Irak Merkezi Hükümetleri sebebiyle adeta “Devlet” gibi gelişip, itibar kazandı. ABD, Irak’a bölgeye iyice yerleşti. Irak’taki Şii iktidarlar sebebiyle İran da kazanan taraf oldu. Irak’ta önce ABD’ye karşı başlayan ve zamanla el-Kaide’den de destek bulan direniş hareketi, daha sonra IŞİD ve benzeri el-Kaide türevi radikal terör örgütlerinin bölge ülkelerine büyük bir tehdit haline dönüşmesine sebebiyet verdi. Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) büyük hasarlar aldı. İslam Dünyası parçalandı, İsrail çok daha rahat hareket etmeye başladı. 2014’ten itibaren Irak kuzeyinde yeşeren IŞİD tehdidinden en büyük zararı Irak Türkleri (Türkmenler) gördüler.
Irak’ın kuzeyinde yuvalanan PKK terörü, Suriye’de ABD’nin “Suriye Demokratik Güçleri” çakma adıyla desteklediği ve %75-80’inini PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG arasındaki eleman ve silah koordinasyonu da hız kazandı. Türkiye’nin 2019 yılından itibaren Irak sınırının iç kısmında dışında başlattığı “Pençe-Kilit” operasyonları hız kesmeden devam etti. Bu arada Irak’ta ise son seçimlerin ardından başbakan olan Sudani, ülkesini kalkındırmak maksadıyla önce komşularla ilişkilerini düzeltme yolunu seçince, Türkiye-Irak ilişkilerinin normalleşmesi için de yeni bir umut ışığı doğdu.
Irak’tan Türkiye ile Yakınlaşma Çabalarını Gerektiren Gelişmeler
Son yıllarda özellikle Ortadoğu-Hazar bölgesinde yollar ve ticaret koridorlarıyla ilgili projelerin enflasyonu yaşanıyor. Henüz Rusya’nın “tehdit” olarak gösterilmediği milenyumun ilk yıllarında Paris-Berlin-Varşova-Moskova mihveri çok konuşulurdu. O dönemde bu mihveri sevmeyenler arasında İngiltere-ABD ikilisi başta geliyordu. Ancak bu mihverin Avrupalı üç ayağı (Fransa, Almanya ve Polonya) Rusya ile düşman edilince gündemden düştü.
Küresel ölçekte Çin’in “Bir Kuşak-Bir Yol” projesi bu koridorların en popüler olanıdır. Milyarlarca dolar tutarındaki bu proje bir taraftan Çin’den Asya içlerine ve oradan Rusya ile İran üzerinden Avrupa’ya uzanırken, diğer taraftan Deniz yoluyla Afrika’ya da uzanarak birkaç kol halinde Çin’i yeni pazarlara ulaştırmayı hedeflemektedir.
2023 yıl Eylül ayında Hindistan-Ortadoğu-Avrupa “Ticaret Koridoru” projesi duyulduğunda büyük bir sükse yaptı. “Hazar Geçişli Koridor” epeydir duyulsa da gerçekleşemedi. Ancak 2020 sonbaharında İkinci Karabağ savaşının ardından Ermenistan’ın güney sınırlarında Türkiye-Azerbaycan-Türkistan arasında “Zengezur Koridoru” sıkça konuşulmaya başlandı. Aynı bölgede Rusya’nın Baltık Denizi-Moskova-Azerbaycan-İran-Hint Okyanusu’nu birleştiren “Güney Koridoru” da var. Hatta Gürcistan’ın, AB fonlarından da yararlanarak İran-Ermenistan-Gürcistan-Karadeniz-Avrupa şeklinde “Kuzey Koridoru” projesi var. Son olarak da Basra-Körfezi-Irak-Türkiye arasında düşünülen “Kalkınma Yolu” projesi var.
Kalkınma Yolu Projesinin ‘Stratejik’ Önemi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 22 Nisan 2024 tarihli Irak ziyareti yaklaştığında bazı yorumcular “Kalkınma Yolu”nu Türk Boğazları, Cebeli Tarık Boğazı, hatta Süveyş Kanalı’ndan bile önemliymiş gibi bir resim çizdiler. Keza Erdoğan’ın Irak ziyaretine “Tarihi Ziyaret” yakıştırması da yapıldı. Türkiye için önemli bir ülke olan Irak’a ziyaretle terör sorununa ortak çözüm yanında, ikili ticareti arttıracak önemli gelişmeler yaşanması beklenmektedir. Ama Irak, tarihi ziyareti hak edecek kadar da değildir. Salgın halini alan abartmaların ve gerçek dışı yorumların millete, devlete ve yöneticilere yarardan çok zarar verileceği unutulmamalıdır.
Bu ifadelerden “Kalkınma Yolu”nun yararsız olduğu da anlaşılmamalıdır. Ancak etkisinin özellikle medyada abartıldığı kadar büyük olmadığı söylenebilir. Yolun stratejik önemi Süveyş Kanalı ile karşılaştırılacak olsa, tek roro ile 18 bin konteynerin taşındığı dikkate alınırsa yanına bile yaklaşamaz.
Dünya ticaretinin %85’ten fazlasının denizyolu ile gerçekleştiği hatırlandığında bu karayolu projesinin projenin geçtiği ülkeler açısından önemli olsa da “stratejik önemde” olduğu iddiası abartılıdır. Buna karşılık hizmete girmesi halinde Irak ve Kürt Bölgesel Yönetimi açısından stratejik özellik taşıyacağı muhakkaktır.
Bu yolun Doğu-Batı arasındaki ulaşımda zaman tasarrufu sağlayacağına gelince, acil malzemeler zaten uçakla gönderilmektedir. Basra Körfezi’nin kıyıdaşlarından Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri; Körfez’i Suudi Arabistan-Ürdün-İsrail güzergahıyla Doğu Akdeniz’e ulaştıracak koridorları inşa ederek rekabeti kızıştıracaklardır. Hatta İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki yıkımları bile bu sebeple olabilir.
Irak’ın kalkınmasına paha biçilmez değeler katabilecek bu proje; Türkiye’nin, Irak’ın iç bölgelerine ulaşımda ve Körfez Ülkeleriyle ticaretinde çok yararlı olacaktır. Türkiye açısından bakıldığında, Suriye üzerinden de benzer kanalların açılmasına ihtiyaç vardır.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne de ciddi katkılar sağlayabilecek bu projeden Irak Türklerinin (Türkmenler) çıkarlarının neler olabileceği sorusuna Irak Türklerinden değerli bir bilim insanının cevabı şöyledir: “Musul’dan geçmesi planlanan Kalkınma Yolu projesi Telafer’den geçerse yararlı olacaktır. Böylece; (a) Çok ihmal edilen Telafer kendiliğinden kalkınmaya başlayabilecektir. (b) Türkiye’de bulunan 150 bin Telaferli Türk tekrar Irak’a döneceklerdir. (c) Türkiye Sincar’a daha çok yakınlaşmış olacak ve böylece PKK/PYD terör örgütü daha yakından kontrol edilebilecektir. (ç) Türkiye, Türkmen ve Sünni Arap bölgesine doğrudan nüfuz etme imkânı bulabilecektir.”
Projenin mali kaynaklarının Katar ve BAE olacağı beklenmektedir. Muhtemeldir ki belirli bir süre yolun Irak’taki kısmının işletmesi bu ülke firmalarına ait olacaktır.
Sonuç
Kalkınma Yolu, Irak Türklerine getireceği yararla birlikte planlanırsa, PKK terörünü etkisizleştirmeye de yardımcı olabilir. Bu işbirliği sayesinde “Sınır aşan sular” sorunu da hakkaniyet esasına göre çözülebilir. İşbirliği sadece Türkiye-Irak arasında olmayıp, Katar ve BAE’yi de kapsadığından bölgesel işbirliğinin genişleyerek gelişmesinin de yolu açılabilir.
Projenin gerçekleşmesi için çeşitli engeller de ortaya çıkabilir. 1923 Ağustos ayında ABD askerlerinin ülkeyi terk etmesi için Irak hükümeti görüşmeleri başlatmış olsa da ABD hala ayak sürümektedir. Öte yandan Irak’taki Şii hükümetler üzerinde İran etkisi de alabildiğine mevcut olup, projeye İran’ın olumsuz etkileri de yüklenebilir.