İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Kasım 6, 2025 8 dk okuma

BÜYÜK TÜRMEN DÜŞÜNÜRÜ DÖVLETMEMMET AZADİ

türkmen
Kasım 6, 2025 8 dk okuma

BÜYÜK TÜRKMEN DÜŞÜNÜRÜ DÖVLETMEMMET AZADİ

TÜRKSOY tarafından Türkmenistan Ankara Büyükelçiliği ile birlikte düzenlenen etkinlikte, akademisyen Soner SAĞLAM tarafından hazırlanan AZADİ’nin öğütleri kitabının tanıtım toplantısına katıldığımızda, Türk tarih sürecindeki filozoflardan birisini daha ayrıntılı olarak tanıma fırsatı bulduk. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Filozofların, bilim insanlarının ve sanatçıların bir milletin hayatındaki rolü tartışılmaz. Onlar toplumun nabzını tutar, gelişmeleri takip eder ve ülke gerekleri doğrultusunda yönlendirerek, özellikle zor dönemlerde devleti ve toplumu ayakta tutar. Bu nedenle şair Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944), “Cenge Giderken” isimli şiirinde: “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir” demişti.

Türk Dünyasında da filozof ve şairler, tarih boyunca toplumla birlikte hareket etmiş ve ihtiyaç duyulan alanlarda toplumu yeniden inşa ederek devletin ve devlet düzeninin daimî olarak ayakta kalmasını sağlamışlardır.

Türk düşünce sistemi genel olarak teori ile pratik arasında bir bağlantı kurma eğilimindedir. Realistir ve fikirleri açık ve anlaşılır hale getirerek ona en kolay şeklini verir. Oğuzhan, Tonyukuk, Harezmi, Ahmet Yesevi, Farabi, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Mevlâna, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Ali Şir Nevai, İsmail Gaspıralı ve adını sayamadığımız binlerce fikir ve düşünce insanı yüzyıllar boyu bu toplumla bütünleşmiş ve onlarla birlikte yücelerek onları geleceğe taşımışlardır. Bunlardan bazıları kaleme aldıkları eserlerle Türk fikir dünyasına manevi anlamda öncülük etmişler ve Türk Kültürünü ve Türk Düşünce sisteminin temellerini oluşturmuşlardır.

İşte bunlardan birisi de Türkmenistan coğrafyasında yetişen bir Türk filozofu ve Türkmen edebiyatının ve Türkmen şiirinin en önemli isimlerinden Mahtumkulu’nun babası olan Dövletmemmet Azadi’dir. Kesin olmamakla birlikte 1695-1760 yılları arasında yaşadığı bilinir. Azadi, yaşadığı dönemde Arapça ve Farsça fazlaca tercih edilmesine rağmen Türkçeye önem vermiş, Türkmen kimliğinin inşasında önemli bir rol oynamış, kültürel bir duruş ve milli bir bilinç göstermiştir. İyi bir düşünür aynı zamanda iyi bir hatipti. Hive medreselerinde (üniversite) eğitim almıştı. Ahmet Yesevi gibi o da bulunduğu dönemde yerleşik hayata geçen toplumu için bir uyum felsefesi yaratmayı başarmıştı.

Ona göre devlet insana hizmet için var olmalıydı.

Özellikle Türkmen sosyal hayatını yansıtan “VAGZI AZAT” isimli eserinde Türk toplumunun sosyal yaşamının, ahlaki ve toplumsal değerlerinin neler olması gerektiği üzerinde durmuş, toplumun bir arada huzur içinde yaşayabilmesi için gereken özellikleri ortaya koyarak öğütler vermiştir. Anne ve babadan başlayarak büyüklere saygı, misafirperverlik, yalandan ve iftiradan kaçınma gibi hususlar yanında, toplumsal barış ve huzur için birbirine saygı gösterme, güzel sözler söyleme gibi hususları vurgulamıştır. Dine ilişkin anlatı ve yorumları da toplum yapısına uygundu. Böylece sadece dış saldırılara maruz kalan toplumun kendi içindeki kabilesel çatışma ve kavgaları da azaltacak bir sistemi kolaylaştırıyordu.

Dini bilgileri çok güçlüydü ancak tutucu değildi ve düşüncenin altında yatan temel nedenleri net olarak anlamıştı. Zaten görüşleri toplumla paylaşmak istediklerini ve insana bakışını derinlikli bir biçimde yansıtır.

Kul hakkı yemenin ve gönül kırmanın en büyük günahlardan olduğuna inanıyor ve anlatıyordu. Yunus Emre’nin söylediği: “Bir kez gönül kırdın ise o kıldığın namaz değil” sözünü daha da ilerilere taşıyarak, “Kâbe viran etmekten bin mertebe, bir gönül yıkmaktır.” diyordu.

Çocuk eğitiminde baba yanında annenin de eşit sorumlu olduğu onun savunduğu fikirlerdendir. Vagzı Azat, 18. Yüzyılda Türk toplumunun değerler dünyasını belgeleyen kültürel bir kaynak niteliğindedir. Bu eser hem bir siyasetname hem de bir nasihatnameydi.

Azadi, cahil halkın bir ülke için zararlı olduğunu düşünüyordu ve Türkmenler arasında ilimin esas olmasını istiyordu. İlim olmadan insanın topluma yararlı işler yapmasının çok zor olduğunun bilincindeydi. İbadetin ise sadece insanla yaratıcı arasındaki bağı değil aynı zamanda onun toplumla bağını da güçlendirdiğine inanmıştı. Kişi ibadet yoluyla kendisini ve iç dünyasını olgunlaştırırken, kazandığı meziyetlerle de topluma karşı daha duyarlı bir birey haline gelirdi. Devlet adamları halkına karşı adaletle davranmalı, din adamları ise dini hükümleri kendisinin ve yakınlarının menfaatine kullanmaktan kaçınmalıydı. Aynı şekilde devlet görevlileri de görevlerini hakkıyla yerine getirmeliydi.

Ona göre alimler bildiklerini diğerlerine öğretmeliydi. Bildiklerini paylaşanlar sağlıklı bir toplum düzeninin manevi mimarları haline gelirken, kibirli ve bilgiyi kendine saklayanlar topluma fazla bir fayda sağlamazlardı ve onlardan uzak durulmalıydı. Bilgi sadece bireysel bir meziyet olarak görülmemeli ve topluma hizmet yolunda bir araç olarak kullanılmalıydı.

Azadi’nin düşünceleri milli olduğu kadar aynı zamanda evrenseldi ve adeta günümüzün sınır tanımayan dehşetini yaratan sözde modernlerine karşı bir meydan okuma ve ayakta kalmaydı. Ona göre insan olmak yardımı hak etmek için yeterliydi. Örneğin hangi inanca ve düşünceye sahip olursa olsun zorda kalana yardım edilmeliydi. Çöl şartlarının yaşandığı coğrafyasında ihtiyacı olan su vermemek ve insanı yok saymak en büyük ayıp ve günahtı. Çölde susuz kalana su vermeyi 60 yıllık ibadet ile karşılaştırması ve insan verdiği önem yanında suyun hayati olduğu o dönemde paylaşıma dair ortaya koyduğu değerler fikirlerindeki günümüze yansıyan yüksekliğe işaret etmesi açısından örnek. Yine zenginlerin ihtiyacı olanlarla mallarını paylaşmaları toplumsal huzurun sağlanması ve birliktelik için zorunluydu. Her durumda dayanışma sağlam bir toplum yapısı için gerekliydi.

Yine bir toplumun güçlü bir yapıya sahip olabilmesi için merkezi bir liderlik etrafında birleşmesi gerekiyordu. Yönetici olmayan toplum başsız ve iç ve dış saldırılara açık kalırdı. Herkes başına buyruk hareket eder, ortak kararlar alınamazdı. Şöyle demişti: Yolunu şaşırır yol ehli rehbersiz ola. Dağılır asker ki serdarsız ola. Onun bu konudaki görüşleri bağımsızlık ve birlik ülküsünün entelektüel temellerini oluşturur. O, “Türkmen toplumlar bir ülkü etrafında birleşmelidir” derken, kendisinden önce gelenlerin geleneğini takip etmiş, kendinden sonra gelenlere de önderlik etmiştir. Bu yönüyle de sadece kendi fikirlerini değil, tüm Türklerin ortak fikirlerine tercüman olmuştur.

Azadi’nin fikirler sonraki yüzyıllarda birçok Türk asıllı şair ve düşün insanı tarafından benimsenmiş ve “BİRLİK” düşüncesi uygulama alanına taşınmıştır. Türkmenistan bağımsızlığının felsefi tabanında da nitekim onun fikir ve düşünceleri yatar.

Halkıyla birlikte ve halkının gerçekleriyle yaşayan bu fikir insanı inandığı değerler uğruna mücadele etmiş ve insanları yönlendirmiştir. Öğrendiklerini öğreterek ışık saçmış, ölümüne kadar halkına hizmet etmiştir. Oğlu Mahtumkulu, Atamın isimli şiirinde şöyle diyordu:

Güçlü devletlere gönül vermedi,

Bu cihanın işretini sevmedi,

Eski şaldan başka örtü giymedi,

Ahiret eviydi kastı atamın.

Toplum ve milletler bu şair, fikir insanı ve filozoflarla ayakta kalıyor ve geleceğe uzanıyor. Onları anlamak, anlatmak ve fikirlerinden her seviyede istifade etmek ise bizlere kalıyor…

Kaynakça:

Fikret, Türkmen. (2009). Türkmen Edebi Geleneğinde Yunus Emre, Karacaoğlan, Mahdumkulu Çizgisi, Milli Folklor.

Güzel, Abdurrahman. (1998). Yunus Emre ve Mahdumkulu’da Ortak motifler, Prof. Dr. Dursun Yıldırım Armağanı: Ankara.

Himmet, Biray. (1992). Mahdumkulu Divanı, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, s.1-5.

Sağlam, Soner. (2025). Dövletmemmet Azadi, Vagzı Azat, Azadinin Öğütleri, Türksoy Yayınları, Ankara: Uzman Matbaacılık. s.9-39.

Yunus Emre Divanı, Ankara, DİB Yayınları.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar