İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Ağustos 15, 2025 22 dk okuma

ALASKA JEOPOLİTİĞİ: TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİNN YAPILACAĞI ALASKA OSMANLI YÜZÜNDEN Mİ SATILDI?

ALASKA JEOPOLİTİĞİ: TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİNN YAPILACAĞI ALASKA OSMANLI YÜZÜNDEN Mİ SATILDI?
Ağustos 15, 2025 22 dk okuma

ALASKA JEOPOLİTİĞİ: TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİNİN YAPILACAĞI ALASKA OSMANLI YÜZÜNDEN Mİ SATILDI?

Doç. Dr. Güray ALPAR

Emekli Tümgeneral

ABD Başkanı Trump Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşme yeri olarak Alaska’nın belirlenmesiyle, bugüne kadar kıyıda köşede kalmış bu soğuk mekân birden dünyanın gündemine girdi. Her iki lider daha önce 3 kez görüştü ancak ilk defa ABD topraklarında görüşecekler.

Alaska, alan bakımından ABD’nin en büyük eyaleti. Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde ve bir devlet olsaydı dünyadaki 7. büyük alana sahip devlet olurdu. Büyük kaynaklara sahip bir bölge. Bugün dünyada bilinen doğal gaz rezervlerinin %30’unun, petrol rezervlerinin ise %15’inin bu bölgede bulunduğu tahmin ediliyor (ABD Enerji Enformasyon İdaresine (EIA) göre). Üstelik dünya ısınıyor, buzullar eriyor ve bu bölge ve Bering Boğazı ulaştırma hatları nedeniyle, Arktik Okyanusu üzerinde, geleceğin jeopolitik mücadelelerinin yaşanacağı öngörülen son derece stratejik bir konumda bulunuyor.

Jeopolitik konusuna ilgi duyanlar için Alaska’nın seçilmesi rastgele değil ve bakış açısına göre tarihteki Filistin ve ardından Kırım Savaşı dahil birçok stratejik mesaja dayandırılabilir. Konuyla ilgili ortaya birçok iddia atıldı. Trump gerçekten burasını seçerken üzerinde çok düşünülmüş müdür bilmiyoruz ama derinliğine incelendiğinde, onlarca konu gündeme gelebilir. Madem herkes bunun altındaki mesajları arıyor o zaman biz de her ne mesaj varsa tam olarak ortaya çıksın istedik…

Sanılanın aksine ABD ve Rusya sınırdaş ve üstelik birbirine çok yakın. Aralarında sadece Bering Boğazı var.

Bering Boğazı Asya ve Amerika kıtalarının birbirine en yakın oldukları nokta (Nijman, 2020). İsmini 1728 yılında buradan geçen Rus asıllı Danimarkalı kâşif Vitus Bering’ten alan boğaz ortalama 90 km genişliğinde ve 30-50 metre derinliğinde. Boğazın genişliği yaklaşık 90 km ancak, ABD ve Rusya’nın boğazda sahip oldukları Diomeda adaları nedeniyle her iki ülke birbirine bundan daha da yakın: 3.8 km (Fransa ve İngiltere arasındaki Manş Denizi üzerindeki Dover (Calais) Boğazının en dar yeri 32 km).

Aralarında sadece 3 km fark olmasına rağmen şunu da belirtmek gerekir ki bu iki ada arasında kış aylarında 21, yaz aylarında ise 20 saatlik zaman farkı var. Bu nedenle Rusya’nın bir askeri üssünün bulunduğu Büyük Diomeda adasına “tomorrow island”, ABD’nin Küçük Diomeda adasına ise “yesterday island” ismi veriliyor. Bunun anlamı Putin ve Trump arasında toplantı olurken ABD ve Rusya arasında neredeyse 1 günlük bir zaman farkı olacak… Yani, 15 Ağustos 2025’te gerçekleşecek Putin-Trump zirvesi sırasında, sınırın hemen yanındaki yanındaki Rusya’da takvimler, 16 Ağustos 2025’i gösterecek.

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına ilişkin merakla beklenen görüşmelerini, Alaska’nın başkenti Anchorage’daki uzak bir ordu üssünde gerçekleştirecek. Askeri üs olması ilginç. Muhtemel güvenlik açısından diyelim şimdilik…

Zaten Putin’in uçağı Alaska’ya indiğinde Rusya’nın bu bölgedeki eski varlığına dair izlerle karşılaşacak, Baranof Adası’nın kıyılarından eyaletin en büyük şehri Anchorage’a kadar, Rus Ortodoks kiliseleri kendine özgü kubbeleri ve mimarisi kendisindeki Rus varlığını fazlasıyla hissettiriyor.

Bu arada Rusya’da Putin’in 1867’de Alaska’yı ABD’ye satmasının meşruiyetini reddettiği yönündeki spekülasyonlar yeniden gündeme geliyor.

Geçtiğimiz yıl Rus devlet televizyonundan Olga Skabeyeva, ABD topraklarından “bizim Alaska’mız” diye söz etmiş, Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev isesosyal medya hesabından alaycı bir dille, ABD ile bu bölge yüzünden savaşa girebileceklerini ima etmişti.

Rusya Devlet Duması’nın Başkanı Vyaçeslav Volodin, Temmuz 2022’de “ABD, topraklarının bir parçası olan Alaska’yı asla unutmamalı. Yurt dışındaki kaynaklarımızı yönetmeye çalıştıklarında, öncelikle bizim de onlardan alabileceğimiz bir şey olduğunu unutmasınlar.” ifadelerini kullanmıştı. Şimdi ise Rusya’da bazı sosyal medya kullanıcıları, 2022’de Rusya Yüksek Mahkemesi’nin aldığı bir kararla Alaska’nın 1867’de ABD’ye satışını geçersiz kıldığını söylerken, diğer kullanıcılar ise 1867 Alaska satışını yasa dışı ilan ettiği iddia edilen 2024 tarihli bir kararnameye atıfta bulunuyorlar. Bu kararname hakikatle mevcut. Kararname 18 Ocak 2024 tarihli ve Rusya’nın denizaşırı tarihi varlıklarının araştırılması, tescili ve yasal olarak korunması için fon tahsis ediyor. Uzmanlar ise Kremlin’in bu kararnameyi sadece Alaska’da değil eski Rus topraklarında da tarihi anlaşmazlıkları yeniden açmak için hazırladığı yorumunu yapıyor.

Toplantının yapılacağı Alasya, Rusya’ya en yakın Amerikan toprağı olduğu için ve eskiden Rusya’ya ait bir bölge olduğu için her iki ülke arasında bir köprü mesajını veriyor. Her iki lider de Avrupa hava sahasına girmeden buraya ulaşabilecekler. Ancak asıl neden, Putin hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararı var ve ABD bu mahkemenin verdiği kararları tanımayan bir ülke.

Neden Alaska sorusunun cevabını vermek için analizi biraz daha genişletmek gerekiyor.

Rusya ile Alaska arasındaki Bering Boğazının açılmasının 15.000 yıl önce son buzul çağının sonunda gerçekleştiği ve insanların Bering Boğazı’nın açılmasından önce Sibirya ile Alaska’yı birleştiren yerden Amerika kıtasına geçtikleri biliniyor. DNA araştırmaları da bunu doğruluyor.

1550’li yıllardan sonra Rusya göçebelerin aleyhine olmak üzere doğuya doğru yayılmaya başladı. Her ne kadar Türkistan coğrafyasını 19. yüzyıl ortalarına kadar tam olarak ele geçirememelerine rağmen, Sibirya’nın uç kısımlarına, hatta Alaska’ya kadar gittiler. Başlangıçta doğuya gidişin ana sebebi kürk teminiydi. 15. yüzyılın başında önemli miktarda kürk elde edilirken, aşırı avlanma sebebiyle artık bunlar yeterince bulunamamaya başlamıştı ve 16. yüzyılın başında Uralların doğusunda kürk hayvanı nesli neredeyse tükenmişti. 1580’lerden başlayarak kürk tüccarları, haydutlar ve kanun kaçaklarından oluşan gruplar Uralları geçip yayıldılar ve 1647 yılında Ruslar daha Karadeniz’e ulaşmamışken, Pasifik sahillerinde yer alan Ohotsk şehrine ve 1652 yılında ise Baykal Gölü yakınlarındaki Yakutsk’a ulaşmışlardı.

Sibirya’daki kabilelerden, zorla kürk haracı ve yerleşimcilere satmak üzere kadın köleler aldılar. Rusya’da kölelik 1825 yılında kaldırılana kadar devam etti. Ruslar ilerlemeye devam ederken, Amur Nehri civarında Çinlilerle karşı karşıya geldiler ve bu kabilelere davrandıkları gibi davranamayacaklarını ilk kez anladılar. Aynı zamanda Türkistan coğrafyasındaki Müslüman devletler karşısında da başarılı olamadılar.

18. yüzyılda neredeyse tüm Türkistan coğrafyasındaki devletler Rus tüccarlarını kovdular. Ruslar köle ihraç ediyorlardı ve kendi dinlerinden Ortodoks olmayan köleleri dahi Orta Asya’ya satıyorlardı. Bu nedenle kuzeye yöneldiler. 1707 yılında Bering Boğazı’na ulaşıldı. Avlanma o kadar acımasızdı ki, Sibirya’da dahi kaynaklar azaldı. Kaynak azalınca Kuril adalarına, ardından 1740’lı yıllarda Alaska’daki su samurlarına yöneldiler. Kısa bir süre sonra su samurları da yok olma tehlikesine maruz kaldı. 1780’lerde İkinci Katerina, Rus-Amerikan Şirketi’nin kurulmasına yetki verdi. Şirkete bölgedeki ticaret ve yönetim üzerinde tekel hakkı tanıdı ve ticaret yapmak maksadıyla Rus-Amerikan ortak şirketi kuruldu (Ponting, 2011: 587-591).

Şirket, Alaska’nın tüm maden ve minerallerini kontrol ediyor, dilediği ülkeyle bağımsız ticari anlaşmalar imzalayabiliyordu ve hatta kendi bayrağı ve para birimi dahi vardı. Bu ayrıcalıklar, şirkete, Rusya imparatorluğu tarafından tanınmıştı. çünkü imparatorluk sadece bu şirketten çok büyük miktarda vergi geliri elde etmekle kalmıyor, bu şirketin önemli bir bölümünü de elinde tutuyordu. En önemlisi Çar ve aile üyeleri de bu şirketin sahipleri arasındaydı.

Zamanla bu şirkete torpille insanlar alınmaya başladı. En önemlisi de subaylar şirkete kabul edildi. Ardından idareciler kendileri için astronomik maaşlar saptadılar. Öyle ki sıradan şirkette çalışan sıradan bir subay bile 1.500 ruble aylık alıyordu ve bu para, Amerika’daki bakanların ve senatörlerin maaşlarıyla yarışabilecek düzeydeydi. Şirketin müdürü de 150.000 ruble aylık alıyordu ve bu zaten şirketin sonunu hazırlayan önemli bir neden oldu.

Su samurları hesapsız bir şekilde avlanınca tükenmeye başladı. Yerli halk gelir kaynağından olunca ayaklanmalar başladı, Rus askerleri bu ayaklanmaları bastırmakta zorlandı.

1806 yılından Alaska’nın ABD’ne satıldığı tarihe kadar kullanılan Rus-Amerikan Şirketinin kullandığı bayrak şu şekilde dizayn edilmişti (Trump ticareti seviyor belki de Rusya ile ticari işbirliği konusunda benzer bir mesajı burada tekrar vermek isteyebilir).

Nihayetinde Rusya, kendisine ait olan Alaska’yı 1867 yılında Ruslara 7.2 milyon dolara sattı (Uçarol, 2005: 224).

Satış bir zorunluluktan kaynaklanmıştı (7 milyon doların enflasyon farkıyla bugünkü değeri 150 milyon doların üstünde). En önemli nedenlerinden birisi 1853-1856 Kırım Savaşının arkasından tahakkuk eden borçların geri ödenmesini kolaylaştırması için Alaska satılmıştı.

Ama asıl neden, Alaska o dönemde Ruslar için İngilizlere karşı elde tutulması giderek güçleşen bir yük oluşturmaya başlamıştı. Pasifikte İngiliz deniz gücü giderek büyüyordu. Rus maliyesi de giderek zorlanmaya başlamıştı. Alaska’nın satışı, nadir görülen bir diplomatik kazan-kazan durumu yarattı: Rusya için nakit para kazanmanın, Atlantik’in diğer yakasında yeni ve yükselen bir müttefik edinmenin ve İngiltere ile olası bir çatışmadan kaçınmanın bir yoluydu. ABD içinse Avrupa’nın ilerleyişini durdurma ve Pasifik’teki artan nüfuzunu pekiştirme fırsatıydı. ABD böylece Kuzey Amerika kıtasındaki etkinlik alanlarını arttırmış, zengin enerji rezervine konmuş, deniz ürünleri konusundaki bereketli Bering bölgesini ele geçirmiş, Asya-Pasifik’e uluşma konusunda yeni bir alana sahip olmuştu.

Satış sonrası The New York Herald gazetesi, 1867’de Rusya’yı potansiyel yeni bir müttefik olarak övmüştü. Gazete, “Rus Alaska’sının devredilmesi büyük önem taşıyan bir konu haline geliyor. Bu, Rusya’nın ABD ile olan dostane ilişkilerini ne kadar ileriye götürmeye hazır olduğunu gösteriyor,” diye yazmıştı. Bu yakınlaşma, Büyük Dük Aleksey Aleksandroviç’in 1871’de New York’a bir filo ile gelmesi ve burada askeri geçit törenleri, resmi kabuller ve sivil onurlarla karşılanmasıyla başka bir noktaya taşınmıştı.

Trump da belki içinden böyle bir havayı yakalamayı umuyor da olabilir.

Amerika Birleşik Devletleri koloniyi 7,2 milyon dolara; yani dönüm başına 2 sent ödeyerek satın almıştı. Oysa aynı dönemde, aynı büyüklükteki ve çok daha verimsiz olan Sibirya’daki bir arazi, bu satış rakamından neredeyse 1500 kat daha yüksek fiyata alıcı buluyordu.

Diğer taraftan satıldıktan sonra altın hücumları ve onlarca yıl sonra petrol yataklarının keşfinin, bölgeyi başka bir noktaya taşıması ve Amerikalı yöneticilerin bunu öncesinden bildiği konusunu da hatırlamak gerekir. Bugün ABD’de üretilen petrolün yüzde 25’i buradan çıkıyor. Kuzey Alaskan sahilindeki Prudhoe Koyu, Kuzey Amerika’nın en büyük petrol sahası. Balıkçılık ve deniz ürünleri endüstrisinden veya turizm gelirini de bahsedersek durum daha iyi ortaya çıkar. 3 milyondan fazla gölün bulunduğu Alaska’da gelgit farkları neredeyse 11 metreye ulaşıyor ancak kişi başı gelirin 73.000 dolardan fazla olduğu Alaska, ABD’de kişi başına düşen milyoner sayısının en yüksek olduğu beşinci eyalet konumunda. Petrol ve gaz endüstrisi Alaska ekonomisine hâkim durumda ve eyalet gelirlerinin %80’inden fazlası petrolden elde ediliyor.

ABD’nin Bağımsızlık Savaşı sonrası Fransa’dan da Louisiana’yı 15 milyon dolara satın alması kendisi için bir dönüm noktasını oluşturmuştu (Şafak, 2003:13). Sonrasında ABD birçok yeri satın alarak topraklarını sürekli büyütmüştür.

Louisiana’nın alınmasında James Monroe’nin öngörüsü ve rolü büyüktü. Başkan olduktan sonra da 1823 tarihli Monroe Doktrini ile Avrupa’yı bu kıtanın dışında tutarak, jeopolitik bir deha olduğunu uygulamaları ile kanıtladı. Önce Fransızları ve İspanyolları yanına alarak İngilizlerden kurtuldu sonra da İngilizlerin Fransız ve İspanyollardan intikam alışını seyretti. Almanya’nın ortaya çıkışının İngilizler tarafından desteklenişi bile bu nedenleydi. Sözde inzivada olduğu algısını yarattığı bir dönemde ABD, rakiplerini uyutarak ve kendi aralarında çatıştırarak 19. yüzyılın sonunda bir dünya gücü haline çoktan gelmişti (Kennedy, 1990: 280-283). Amerika gerçekten ülkeleri birbirine karşı kullanma yönünden son 200 yıldır oldukça başarılı.

Monroe toprak satın alınması ve genişleme konusunda şöyle diyordu (Kissınger, 1998: 15): Toprağın büyüklüğü bir ulusun birçok özelliğini belirler. Kaynaklarının, nüfusun ve fiziksel gücünün sınırlarını gösterir. Kısacası büyük güç ile küçük güç arasındaki farkı ortaya koyar. Herkes şunu açıkça görmelidir ki âdil sınırlar içinde kalmak şartıyla toprak genişlemesi her hükûmete daha büyük hareket serbestisi sağlar, güvenliklerini sağlamlaştırır.”

Yani bir şeyi ya da bir yeri para ile satın almak zaten ABD geleneklerinde fazlasıyla mevcut.

Ruslar, Alaska’yı neden sattı? Bunun için Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki Kutsal Yerler Meselesi ve Kırım Savaşını incelemek gerekir.

İlk Osmanlı-Rus Savaşı, Çar ordularının 1677 yılında Kiev’i (Bugünkü Ukrayna’nın başkenti) ele geçirmelerinden 10 yıl sonra 1677 tarihinde Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki topraklara Rus ordusunun saldırısı ile başlamıştı. O dönemde Osmanlının seferi üzerine korkan Ruslar, elçilerini 1681 yılında Kırım Hanına gönderip bir daha saldırmayacaklarına dair söz verip bir anlaşma imzaladılar. Bu iki ülke arasındaki ilk anlaşmaydı (Uslubaş ve Dağ, 202). Ardından Rusların İsveç ve Polonya’ya saldırıları geldi (Kerr, 2011: 96).

1774 yılında, küçük bir Bulgar köyü olan Kaynarca’da imzalanan antlaşma ile Türklerin, Kırım Tatarları üzerindeki hâkimiyetini sonra eriyordu. Bu imza Osmanlı için maddi ve manevi anlamda büyük bir kayıptı. Osmanlı hâkimiyetinden çıkan ilk Müslüman halk Tatarlar oldu. Tatarlar, Osmanlı için aynı zamanda insan gücü olarak büyük ve kuvvetli bir kaynaktı ve bu kaybediliyordu. Üstelik Ruslar Ortodoksların koruyucusu oluyordu. Bu olayın şüphesiz başka sonuçlara yol açması kesindi. Ardından 1783 yılında Ruslar Kırım’ı ilhak etti. Artık Karadeniz ve Boğazlar Ruslara açılmıştı (Roberts, 375-376).

Ruslar, Kırım’ı Osmanlı’dan ayırmış ve 1774’te biten savaşın ardından, Osmanlı içindeki Ortodoks Hıristiyanların temsilcisi olduğu iddiasında bulunmaya başlamıştı. Osmanlı’nın dünyada, “I. Sınıf Devlet” kategorisinden düşmesi, 13 Temmuz 1771 yılında Kırım Hanlığı‘nın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonradır. Rusların Karadeniz’e kesin olarak yerleşmesi ise 1784 yılında olmuştur. Osmanlı ise bu durumu, 1798 yılında kabul etmiştir Uçarol, 143).

Kırım Savaşı’nın temel nedeni ilginçtir. 1847 yılında İsa’nın doğduğu kabul edilen Filistin Beytül-lahim’deki bir kilisedeki gümüş yıldız kayboldu. Ortodoks ve Katolikler birbirini suçladı. Ortodoksların koruyucusu Rusya, Katoliklerinki ise Fransa’ydı. Her ikisi de işin içine karıştı ve Avusturya-Macaristan’ı hakem tayin ettiler. Onlar önce Ortodoksları haklı buldu. Fransa baskı yaptı ve karar değiştirildi. 1852 yılında “Kutsal Yerler Sorunu” ortaya çıkarken, Fransızlara bazı ayrıcalıklar tanınmıştı. Fransız Büyükelçisi Lavalette, İstanbul’a gelirken muazzam büyük buharlı silahlı bir savaş gemisi ile geldi. Bu gösteri o kadar etkili oldu ki bu geminin hızı ve gücüne Rusların dayanamayacağına inanıldı ve Rus istekleri reddedildi (Palmer, 2014: 29).

Bu sefer de Rusya memnun olmadı. Rus Prensi Mençikof, 28 Şubat 1853 tarihinde İstanbul’a geldi. Protokol kurallarına aykırı ve saygısız bir şekilde günlük kıyafetleri ile Osmanlı Sadrazamına çıktı ve ültimatom verdi.

Kırım Savaşı öncesinde Ruslar İngilizlere, Osmanlı Devleti’ni paylaşma teklifi yapmış ve bu teklif o an için İngiliz çıkarlarına aykırı olduğundan kabul görmemişti (Esmer, 1944:177-178).

İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale önlerine geldi. Rus istekleri yine reddedildi ve Rusya ile savaşa girişildi. Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki OsmanlıRus savaşıdır. Birleşik KrallıkFransa ve Piyemonte-Sardinya‘nın Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katılmasıyla, Avrupalı devletlerin Rusya‘yı Avrupa ve Akdeniz’den uzak tutma amacı taşıyan bir savaşa dönüşmüştü. Ruslar teknolojik yönden zayıftı. Zaten İngiliz ve Fransız askerleri Kırım’a demiryolu olmaması dolayısıyla Rus askerlerinden önce ulaştı. Rusların o dönemde silah güçleri de zayıftı. Savaş, müttefik güçlerin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Kırım Savaşı sonunda ekonomisi bozulan sadece Rusya değildi. Kırım Savaşı nedeniyle Osmanlılar, ilk kez 1854 yılında Kırım Savaşı ertesinde Londra’dan % 6 faizle 3 milyon sterlin borç almıştı (İngilizler de Amerika Bağımsızlık Savaşı sonrası çok borçlanmıştı ancak onların borçları %3 faizli olduğu için ödemesi yapılabildi). Başka ülkelerden de borç alındı. Osmanlılar daha sonraki yıl %4 faizle 5 milyon sterlin borç daha aldı. 1854-1874 yılları arasında bu şekilde 200 milyon sterline yakın borç alınmıştı. Borç hibe anlamına gelmiyordu ve geri ödenmesi gerekiyordu. Ancak 1875 yılına gelindiğinde anapara ve faizler ödenemez duruma gelindi (Levis, 2007: 379).

1875 yılında Osmanlı’nın bütçe geliri 25 milyon lira idi ve 5 milyondan fazla açık vardı. Aynı yıl ödenecek borç miktarı ise faizleriyle birlikte 14 milyon lira idi. Osmanlı’nın bunu ödeme gücü yoktu (Yeniay, 1964: 52-55).

Bunun sonucu, karışıklık ve padişahın değiştirilmesi oldu. Mali buhran nedeniyle 1876 yılında dış borç ödemeleri durduruldu. Ancak Osmanlı 1881-1914 yılları arasında da 26 defa borçlandı. Düyun-u Umumiye denilen borçlar 1928 tarihinde kaldırıldı ve son borç fazla fiyat verilerek 1954 yılında normal süresinden 29 yıl önce kapatıldı (Küçük, 1994: 62). Yoksa borçların ödemesi 1883 yılına kadar devam edecekti.

Rusya’da da durum bundan farklı olmadı ve Alaska’nın satılması kararının arkasındaki sebeplerden birisi de Osmanlı Harpleri nedeniyle ekonomik durumun bozulmasıydı. Aslında Rusya bunu hep yaşadı ve kaynaklarını tarih boyunca hep gereksiz savaşlar yüzünden tüketti.

İngilizler Hindistan’da bir imparatorluk kurmaya çalışırken, Kuzey Amerika kıtasında yer alan kolonilerinin hâkimiyetini kaybediyordu ve yeni bir devlet olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ortaya çıkıyordu.

4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki “Osmanlı-Rus Savaşında” Rusların bir destekçisi vardı: Amerika. Bunun sebebi güçlü İngiliz ordusunun da Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıydı. Hem ABD hem de Rusya İngilizleri bir tehdit olarak görüyordu.

Bunun üzerine Amerika, Rusları, Osmanlı’ya karşı aşırı bir şekilde desteklemeye başladı. Bu desteğin üzerine, ABD hükümeti resmi olarak tarafsız olmasına rağmen, Rus askerlerine silah ve benzeri çok miktarda yardım gönderdi.

Ruslar, İngilizlerin desteğiyle Osmanlı’yla karşı karşıya geldiği Kırım Savaşı’nın ardından prestij yanında çok fazla para kaybetmeye başlamıştı. Kendilerini gelecekte koruyabilmek için paraya ihtiyaçları vardı. Diğer taraftan Rusya, Alaska’nın gelecekteki herhangi bir savaşta kolayca ele geçirileceğinden korkuyordu. Alaska’daki kaynak eksikliği ve zor yaşam koşulları, onları koloniyi satmaya zorladı. Bu nedenle İmparator II. Alexander 1859’da hem İngilizlere hem de Amerikalılara bir teklif götürdü. Rusya bundan sonra da ABD’den aldığı destekle Türkistan coğrafyasındaki ilerleyişini sürdürdü ve 1876-1877 Osmanlı Rus savaşını finanse ederek doğuda Erzurum, batıda ise İstanbul önlerine kadar geldi. Rusları durduran ise yine Berlin Anlaşması ile İngiltere oldu. Rusya kaynaklarını Osmanlı ile savaşarak harcadı.

Sonuç ve değerlendirme

Alaska neden seçildi ve buradan ne sonuç çıkacak soruları bazı iddialar olmasına rağmen bugün itibarıyla henüz cevabını tam olarak bulmuş değil. Ancak seçilen yer ve zamanlama önemli. Zaten strateji mekân, zaman ve kuvvet üzerine kuruludur ve olayları bilme yanında birbirine bağlayarak anlamlandırma esasını içerir.

Her ne şekilde olursa olsun, rasgele seçilmeyen Alaska’da sadece Ukrayna konusu değil, bunun çok daha ötesinde dünyanın geleceğini ilgilendiren konuların konuşulacağı kesin. Görüşme yerinin herkesten uzakta askeri bir bölge olması da zaten istihbarata karşı koyma açısından kolaylık sağlıyor.

Günümüzde Alaska, ABD’nin stratejik operasyonları açısından büyük öneme haiz durumda. Zaten ABD Hava Kuvvetleri’nin babası olarak kabul edilen General Billy Mitchell, 1935’te Alaska’nın “dünyanın en stratejik yeri” olduğunu öne sürmüştü ki bu giderek daha bir anlam kazanıyor. Dünyanın en önemli kentlerinin de ortasında bulunan Alaska, Pekin’e yaklaşık 6 bin kilometre, Moskova’ya 6 bin 700 kilometre, Tokyo’ya 5 bin 300 kilometre ve Varşova’ya 7 bin 150 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Alaska’da ABD’nin, yaklaşık 22 bin ABD hava, kara ve deniz kuvvetleri mensubu ile 4 bin 700 muhafız ve yedek asker bulunuyor ve askeri personelin çoğunluğu (%40) hava kuvvetlerinden. Bu haliyle bir ileri karakol görevi görüyor ve ABD’nin Kuzey Kutbu’ndaki askeri varlığı ve savunması açısından da oldukça önem taşıyor.

Rusya, her ne gerekçeyle olursa olsun, böylesi stratejik bir bölgeyi ucuz bir fiyata satmaktan elbette pişmanlık duyuyor. Alaska’da 1968 yılında Prudhoe Körfezi’nde petrol bulunması ve 1977 yılında Trans-Alaska Boru Hattı Sistemi’nin tamamlanması petrol patlamasına yol açmış ve petrolden elde edilen telif gelirleri 1980’den itibaren büyük eyalet bütçelerini finanse etmişti.

Trump seçim kampanyalarına başladığından beri her ne kadar savaşları durdurmaktan söz ediyorsa da 1823 Monroe Doktrini’nin savunucusu ve uygulayıcı olduğu açıkça görülüyor.

Trump’ın bu anlamda Çin’den ayırmak için Putin’e, Arktic’de ortak projeler yanında, daha önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’den “tehdit ederek” aldığı nadir toprak minerallerin, birlikte işletmeyi teklif edeceği bile konuşuluyor.

ABD dışındaki bir gücün güç olma konumunu devam ettirmesi ancak ve ancak Avrasya’dan müttefikleri yanına alarak ve bu bölgedeki devletleri birbirine karşı kullanarak mümkün olduğu jeopolitik gerçeğini en iyi bilen ve uygulama alanına koyanın da Trump olduğu bu anlamda ifade edilebilir.

Yine bu anlamda Alaska görüşmelerinden ne sonuç çıkacağı da her iki liderin dünya tarihi ve stratejilerine hakimiyetiyle belirlenecek gibi gözüküyor. Bu aynı zamanda bu yüzyılın da şekillenmesi anlamında önem kazanıyor.

KAYNAKÇA:

Clive Ponting, Clive. (2011). Dünya Tarihi, Çev. Eşref Bengi Özbilen, İstanbul: Alfa Yayınları.

Esmer, Şükrü Ahmet. (1944). Siyasi Tarih, İstanbul.

Kennedy, Paul. (1990). Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşleri, 1500’den 2000’e Ekonomik Değişme ve Askerî Çatışmalar, Ankara: İş Bankası yayınları.

Kerr, Gordon. (2011). Avrupa’nın Kısa Tarihi, Çev. Cumhur Atay, İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Kissınger, Henry. (1998). Diplomasi, Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür yayınları.

Küçük, Cevdet & Ertüzün Tevfik. (1994). Düyün-u Umumiye, Dinayet İslam Ansiklopedisi, X.s.62. İstanbul.

Lewis, Bernard. (2007). Ortadoğu, Çev. Selen Y. Kölay, Ankara: Arkadaş Yayınevi.

Nijman, Jan (2020). Geography: Realms, Regions, and Concepts (20. baskı). Wiley. ISBN 978-1119607410.

Palmer, Alan. (2024). Kırım Savaşı, Çev. Meral Gaspırak, İstanbul: Alfa Yayınları.

Roberts, J. M. (1996). Avrupa Tarihi, Çev. Fethi Aytuna, İstanbul: İnkılap Yayınları.

Nurdan Şafak. (2003). Osmanlı-Amerikan İlişkileri, İstanbul: OSAV.

Uçarol, Rıfat. (2005). Siyasi Tarih, İstanbul: HAK Yayınları.

Uslubaş, Tolga, Dağ Sezgin. (2007). Dünya Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul: Karma Kitaplar.

Yeniay, İ. Hakkı. (1964). Osmanlı Borçları Tarihi, İstanbul.

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar