Yıldıran Acar
Rusya Uzmanı Siyaset Bilimci
Olayları tek bir noktaya saptanmadan, farklı bakış açıları ile değerlendirmek şüphesiz daha sağlıklı sonuçlar elde etmeye katkı sağlar. Rus Stratejist Andrey Bezrukov, yapmış olduğu analizlerde düşük yoğunluklu mücadelelerin önümüzdeki yıllarda kalıcı hale geleceğini ve yeni savaş konseptinde toplumların artık bu kalıcı savaş koşullarına göre psikolojik olarak ayakta kalmayı öğrenmesi gerektiğini öne sürüyor. Buna göre devletlerin karar alma mekanizmalarının düzenlenerek hızlanması yanında, tüm sistemlerin ve teknolojik altyapıların bu yeni kriz dinamiklerini karşılayacak şekilde organize edilmesi gerekiyor.
Bu çalışmada, Bezrukov’un öne sürdüğü teorilere kısaca göz atıp güncel duruma göre bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır. Bu arada Bezrukov’un Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan hakkında geçtiğimiz yıllarda yazılan bir kitapta da değerlendirmelerinin bulunduğunu belirtelim.
Bilindiği üzere, Soğuk Savaş sonrasında devletler arası rekabetin niteliği önemli ölçüde değişti. Günümüzde stratejik mücadele yalnızca cephede yürütülen askeri operasyonlarla değil; ekonomi, teknoloji, finans, enerji, diplomasi, bilgi alanı ve siber uzay gibi birbirine bağlı birçok alanda eş zamanlı olarak sürdürülüyor. Bu dönüşüm, rakibin tek bir büyük savaşla mağlup edilmesinden ziyade uzun vadede yıpratılmasını esas alan yeni stratejik yaklaşımları öne çıkarıyor.
Moskova Devlet Uluslararası Üniversitesi (MGIMO) Uluslararası Sorunların Uygulamalı Analizi Bölümü Profesörü, emekli istihbarat albayı ve Dış ve Savunma Politikası Konseyi Başkanlık Kurulu üyesi Andrey Bezrukov, Rusya ile Batı arasındaki mevcut rekabeti tam da bu çerçevede değerlendiriyor. Bezrukov, Batı’nın Rusya’yı doğrudan askeri bir çatışmayla yenmeyi değil, uzun süreye yayılan çok boyutlu bir baskı mekanizmasıyla stratejik üstünlük kurmayı hedeflediğini savunuyor. Bu yaklaşımın temelinde ise nükleer caydırıcılığın oluşturduğu sınırlar bulunuyor.
Bezrukov’a göre Rusya’nın sahip olduğu nükleer kapasite, Batılı ülkelerin klasik anlamda doğrudan askeri müdahaleye yönelmesini engelleyen en önemli unsur olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Batı’nın önceliği, Rusya’yı nükleer silah kullanmaya zorlayacak ölçekte açık bir çatışmadan kaçınırken, aynı zamanda ülke üzerindeki baskıyı sürekli artırabilecek yöntemler geliştirmek oluyor. Böylece stratejik rekabet, büyük çaplı savaşlardan çok, birbirini tamamlayan düşük yoğunluklu ancak süreklilik arz eden hamleler üzerinden yürütülüyor.
Bezrukov, bu yaklaşımın Batılı düşünce kuruluşlarında uzun süredir geliştirilen “küçük adımlarla ilerleme” ve “oldu-bitti” (fait accompli) anlayışına dayandığını belirtiyor. Buradaki temel mantık, tek başına büyük bir askeri karşılık doğurmayacak ölçüde sınırlı adımlar atarak sahada yeni gerçeklikler oluşturmak ve bu yeni durumu zamanla kalıcı hale getirmekten oluşuyor. Her yeni adım, tek başına stratejik dengeyi değiştirecek büyüklükte olmasa da, birbirini takip eden hamlelerin oluşturduğu kümülatif etki rakibin hareket alanını giderek daraltıyor.
Bu modelde belirleyici unsur, baskının tek seferde değil, aşamalı biçimde artırılmasıdır. Bezrukov, bu yöntemi “kurbağayı yavaş yavaş haşlama” benzetmesiyle açıklıyor. Ani ve sert bir tırmanış yerine, zaman içerisinde birbirini izleyen küçük hamleler tercih ediliyor. Böylece her yeni gelişme, önceki adıma göre sınırlı bir değişiklik olarak algılanırken, toplam baskı seviyesi giderek yükseliyor. Rakibin hangi noktada sert karşılık vereceğine ilişkin belirsizlik de bu stratejinin en önemli avantajlarından biri haline geliyor.
Bezrukov’un dikkat çektiği bir diğer unsur ise Batılı düşünce kuruluşlarının bu süreci rastlantısal değil, sistematik analizlerle şekillendirdiği yönündeki değerlendirmesidir. Oyun teorisi temelli simülasyonlardan yararlanılarak hangi adımların kabul edilebilir risk oluşturacağı, hangi girişimlerin ise doğrudan askeri tırmanmaya yol açabileceği hesaplanıyor. Böylece her yeni hamle, stratejik baskıyı artırırken aynı zamanda büyük çaplı bir savaş ihtimalini mümkün olduğunca düşük seviyede tutmayı amaçlıyor.
Bezrukov’un analizinde bu strateji yalnızca siyasi karar alma süreçleriyle sınırlı kalmıyor. Asıl dikkat çekici nokta, farklı baskı araçlarının tek merkezli bir planlama anlayışıyla birbirini tamamlayacak şekilde kullanılmasıdır. Ekonomik yaptırımlar, teknolojik kısıtlamalar, diplomatik girişimler, bilgi operasyonları, siber faaliyetler ve askeri baskılar birbirinden bağımsız araçlar olarak değil, aynı stratejik hedef doğrultusunda çalışan ortak unsurlar olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle modern rekabet, tek bir cephede yürütülen savaş olmaktan çıkarak devletin bütün kapasitesini hedef alan uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönüşüyor.
Tam da bu noktada Bezrukov, Batı’nın uyguladığı stratejiyi açıklamak için iki kavrama daha dikkat çekiyor: “kurt sürüsü” ve “bin kesik” stratejileri. Ona göre bu iki yaklaşım, “küçük adımlar” anlayışını sahaya yansıtan en önemli uygulama modellerini oluşturuyor.
Kurt sürüsü ve “bin kesik” stratejisi: Sürekli baskı modeli
Bezrukov’un analizinde Batı’nın Rusya’ya yönelik stratejisi, tek bir baskı mekanizmasına dayanmıyor. “Küçük adımlar” anlayışı, sahada birbirini tamamlayan iki temel uygulama modeliyle destekleniyor. Bunlardan ilki “kurt sürüsü” stratejisi, ikincisi ise “bin kesik” yaklaşımıdır. Bezrukov, bu iki yöntemin birlikte kullanılmasıyla Rusya’nın askeri, ekonomik ve siyasi kapasitesinin aynı anda farklı yönlerden baskı altına alınmasının hedeflendiğini ifade ediyor.
“Kurt sürüsü” stratejisinin temel mantığı, rakibi tek bir cephede yoğunlaşmaya fırsat vermeyecek kadar fazla sayıda sorunla aynı anda karşı karşıya bırakmaktır. Bezrukov’a göre sınır bölgelerinde yeni güvenlik sorunlarının ortaya çıkması, Rusya’nın çevresindeki ülkelerin farklı kriz başlıkları üzerinden harekete geçirilmesi ve çeşitli bölgelerde eş zamanlı gerilimlerin oluşturulması bu yaklaşımın parçalarını oluşturuyor. Böylece Moskova’nın dikkatinin tek bir alanda toplanması engellenirken, siyasi karar alma mekanizmasının ve askeri planlamanın çok sayıda kriz arasında bölünmesi amaçlanıyor.
Bu yaklaşım yalnızca coğrafi baskıyla sınırlı kalmıyor. Bezrukov, aynı dönemde ekonomik yaptırımların genişletilmesi, diplomatik baskının artırılması, uluslararası platformlarda siyasi izolasyon girişimlerinin sürdürülmesi ve bilgi alanındaki operasyonların yoğunlaştırılmasının da aynı stratejik planın parçaları olduğunu değerlendiriyor. Böylece farklı araçlar, birbirinden bağımsız gelişmeler gibi görünse de ortak bir stratejik hedef doğrultusunda eş zamanlı olarak işletiliyor.
“Kurt sürüsü” stratejisini tamamlayan ikinci unsur ise “bin kesik” yaklaşımıdır. Bezrukov, bu modeli rakibi tek bir büyük darbeyle değil, zaman içerisine yayılan çok sayıdaki küçük fakat sürekli darbelerle yıpratma stratejisi olarak tanımlıyor. Buradaki amaç, doğrudan savaşın sonucunu belirleyecek büyük ölçekli bir saldırı gerçekleştirmekten ziyade, rakibin zamanla direnme kapasitesini azaltacak kesintisiz baskı oluşturmaktır.
Bu kapsamda Bezrukov, insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırıları, ticaret yollarının kesintiye uğratılmasını, enerji taşımacılığına yönelik sabotajları, tankerlerin hedef alınmasını, ses getiren terör saldırılarını ve belirli kişilere yönelik suikastları aynı stratejik çerçevede değerlendiriyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız görülebilecek bu gelişmelerin ortak noktası, Rusya’nın güvenlik algısını sürekli baskı altında tutmaları ve devlet kaynaklarının giderek daha geniş bir alana yayılmasına neden olmalarıdır.
Bezrukov’un değerlendirmesinde bu stratejinin başarısı, tek tek olayların büyüklüğünden değil, sürekliliğinden kaynaklanıyor. Bir insansız hava aracı saldırısı, tek başına savaşın seyrini değiştirmeyebilir. Bir enerji tesisine yönelik sabotaj ya da lojistik hattında yaşanan kesinti de stratejik sonucu tek başına belirlemeyebilir. Ancak bu tür gelişmelerin sürekli tekrarlanması, güvenlik maliyetlerini artırırken ekonomik faaliyetleri zorlaştırıyor, savunma planlamasını karmaşıklaştırıyor ve karar alma süreçleri üzerinde kalıcı baskı oluşturuyor.
Bezrukov, bu nedenle modern savaşın artık belirli cephelerle sınırlı olmadığını savunuyor. Ona göre savaş alanı, askeri operasyon bölgelerinin çok ötesine taşınmış durumda. Enerji altyapısı, ulaştırma ağları, limanlar, finans sistemi, haberleşme altyapısı ve kritik sanayi tesisleri, doğrudan askeri hedefler kadar stratejik önem taşıyan unsurlar haline geliyor. Dolayısıyla rakibin savaşma kapasitesi yalnızca ordusuna verilen zarar üzerinden değil, devletin normal işleyişini sağlayan sistemlerin ne ölçüde baskı altına alındığı üzerinden değerlendiriliyor.
Bezrukov’un dikkat çektiği bir diğer nokta ise hedef seçiminin değişmesidir. Geleneksel savaşlarda öncelik büyük askeri birlikler ve cephe hatları olurken, yeni savaş anlayışında kritik altyapılar, yüksek teknoloji üretim tesisleri, enerji sistemleri ve iletişim ağları ön plana çıkıyor. Bunun temel nedeni, modern devletlerin giderek daha karmaşık ve birbirine bağımlı sistemler üzerine inşa edilmesi. Enerji dağıtımındaki kısa süreli bir aksama, haberleşme altyapısındaki kesinti veya ulaştırma ağlarının hedef alınması, yalnızca ilgili sektörü değil, devletin genel işleyişini de etkileyebiliyor.
Bezrukov’un analizinde bu süreç yalnızca fiziksel hedeflerle sınırlı değildir. Toplumun psikolojik dayanıklılığı da aynı derecede önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Sürekli devam eden saldırılar, yalnızca maddi zarar vermeyi değil, belirsizlik duygusunu artırmayı, güvenlik algısını zayıflatmayı ve toplum üzerinde kalıcı bir baskı atmosferi oluşturmayı da hedefliyor. Böylece savaşın etkisi cephe hattının dışına taşınarak gündelik yaşamın bir parçası haline geliyor.
Bu çerçevede “bin kesik” stratejisinin amacı, kısa sürede kesin sonuç almak değil, uzun vadede rakibin kaynak tüketimini hızlandırmak ve sürekli savunma pozisyonunda kalmasını sağlamaktır. Bezrukov, Batı’nın Rusya karşısında izlediği yıpratma modelinin tam da bu mantık üzerine kurulduğunu değerlendiriyor. Askeri operasyonlardan ekonomik yaptırımlara, kritik altyapıya yönelik baskılardan bilgi alanındaki faaliyetlere kadar uzanan geniş araç yelpazesi, tek bir büyük çatışmanın yerine uzun yıllara yayılabilecek sürekli bir stratejik rekabet modeli oluşturuyor.