ANALİZ: ABD ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİ BELGESİ (KASIM 2025) NASIL OKUNMALI

ABD ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİ BELGESİ (KASIM 2025) NASIL OKUNMALI

Trump Yönetimi Güvenlik Strateji Belgesini 2025 Kasım tarihli yayımladı. Trump’ın bundan sonraki döneminde uygulamaya koyacağı bu hususlar kendi halkına yapmak istediklerini anlatmaya yönelik olmasına rağmen aynı zamanda ABD kurum ve kuruluşları için de bir talimat niteliğinde.

Bu çalışmada ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde ortaya konulan önemli hususlar ortaya konulurken bunların içinden bazılarına da açıklama getirilerek konu daha anlaşılır hale getirilecektir.

Amerikalıların tam olarak ne yapmaya çalıştığımızı anlaması gerekiyor.

“Amerika’nın önümüzdeki on yıllar boyunca dünyanın en güçlü, en zengin, en kudretli ve en başarılı ülkesi olarak kalmasını sağlamak için, ülkemizin dünyayla nasıl etkileşim kuracağımıza dair tutarlı ve odaklanmış bir stratejiye ihtiyacı var. Bunu doğru bir şekilde yapabilmek için de tüm Amerikalıların tam olarak ne yapmaya çalıştığımızı ve neden yapmaya çalıştığımızı bilmesi gerekiyor.”

Burada ifade edilen kendi ülkesinin insanlarına ve kurumlarına bir yön verme gereksinimi. Halka ve kurumlara iyi anlatabilmek ve hedeflere ulaşmada onlarla birlikte hareket etmek.

Amaçlar ve araçlar arasında bağlantı kurabilmek ve doğru değerlendirmeler yaparak bunları önceliklendirmek. Doğru değerlendirme yapılamaz ve önceliklendirilemezse başarı sağlanamaz.

Yine burada bir konu özellikle vurgulanmıştır. Bu biraz da önceki uygulamalardan farklı olarak ABD açısından gelecekte karşılaşacağımız bir durum olacaktır.

“Her ülke, bölge, konu veya dava -ne kadar değerli olursa olsun- Amerikan stratejisinin odak noktası olamaz. Dış politikanın amacı temel ulusal çıkarların korunmasıdır.”

Yine burada Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD tarafından her noktada olma ve mücadele etmenin yıpratıcı olduğu itiraf ediliyor. Bundan sonra ABD her yere yetişmek yerine nerede olursa olsun daha dikkatli bir değerlendirme ile işine ve çıkarına gelirse dünya olaylarına müdahale etme arzusunda ve bunu birkaç yerde daha vurguluyor. Oysa diğer ülkelerin meseleleri, ancak faaliyetleri doğrudan çıkarlarımızı tehdit ediyorsa bizi ilgilendirir. Elitlerimiz, Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri sonsuza dek üstlenmeye istekli ve Amerika’nın istekliliğini büyük bir yanlıştı. Amerikan gücünü abarttılar. Küreselleşme ve sözde “serbest ticaret” üzerine son derece yanlış yönlendirilmiş ve yıkıcı bahisler oynadılar”.

Yine bu durumun ilgisiz ve önemsiz çatışma ve itilaflara sürüklediği ve bunun ABD’yi ulusötesicilik tarafından yönlendirilen bir uluslararası kurumlar ağına bağladığı ve ilgisiz ve önemsiz çatışmaların içine sürüklediği ve gerçekleşmesi imkânsız hedefler peşinde koşulduğu vurgulanıyor ve şimdi şu soruların gündemde olduğu gündeme getiriliyor: 1) Amerika Birleşik Devletleri ne istemeli? 2) Bunu elde etmek için elimizdeki mevcut araçlar nelerdir? ve 3) Amaçları ve araçları uygulanabilir bir Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne nasıl bağlayabiliriz?

ABD’nin varlığını ve güvenliğini sürdürmesi öncelik olacaktır. (Bu ilk defa bir endişe kaynağı yaratmış görünüyor).

“ABD halkını, topraklarını, ekonomisini ve yaşam tarzını askeri saldırılardan ve düşmanca dış etkilerden; casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan ticareti, yıkıcı propaganda ve nüfuz operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik herhangi bir tehditten korumak istiyoruz. Sınırlarımız, göçmenlik sistemimiz ve insanların yasal ve yasadışı yollarla ülkemize girdiği ulaşım ağları üzerinde tam kontrol istiyoruz. Göçün yalnızca “düzenli” olmadığı, aynı zamanda egemen ülkelerin istikrarsızlaştırıcı nüfus akışlarını kolaylaştırmak yerine durdurmak için birlikte çalıştığı ve kimi kabul edip kimi kabul etmeyecekleri konusunda tam kontrole sahip olduğu bir dünya istiyoruz. Doğal afetlere dayanabilen, dış tehditlere direnip onları engelleyebilen ve Amerikan halkına zarar verebilecek veya Amerikan ekonomisini sekteye uğratabilecek olayları önleyebilen veya hafifletebilen dayanıklı bir ulusal altyapı istiyoruz. Hiçbir düşman veya tehlike Amerika’yı riske atmamalı. Çıkarlarımızı korumak, savaşları caydırmak ve gerekirse savaşları mümkün olan en düşük kayıpla hızlı ve kesin bir şekilde kazanmak için dünyanın en güçlü, ölümcül ve teknolojik olarak gelişmiş ordusunu işe almak, eğitmek, donatmak ve sahaya sürmek istiyoruz. (Bunlar aslında her ülkenin güvenliği açısından talep edebileceği hususlar ve ABD bu hususları bir tehlike olarak tanımlamış oluyor).

Burada devamla nükleer caydırıcılık, ABD Altın Kubbe projesi ve yeni nesil savunma sistemleri ele dinamik ve gelişmiş bir ekonomi ile refahı artırma hedef olarak belirlenmiştir. Güçlü, üretken ve yenilikçi ekonomik düzen ve enerji sektörü, teknolojik gelişme de özellikle vurgulanıyor. Sıkı çalışma ve liyakatin ödüllendirilmesi de öne çıkarılan hususlar arasında.

Yumuşak gücü korumak için diğer ülkelerin dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine saygı duyulacağı bunun özgüveni korumak suretiyle yerine getirileceği ifade ediliyor. Böylece uzun vadede manevi ve kültürel sağlığın yeniden canlandırılması söz konusu olacaktır. Sağlıklı çocuklar yetiştiren geleneksel ailelerin sayısı artırılmalıdır. (Demek ki burada bir eksiklik tespit edilmiş).

Kitlesel göçü önleyecek ve caydıracak mekanizmaların oluşturulması ve kendileri ile işbirliği yapan bir yarımküre (Seçeceği ve yanına alacağı ülkelerle işbirliği planı. İhtiyaç duyulan kritik tedarik maddeleri konusunda destek sağlayan ancak düşman olmayan ve daha da önemlisi kritik varlıklara sahip olmayan bir yarımküre).

Bu aynı zamanda Monroe Doktrini’ne bir son nokta. (TRUMP SONUCU ve UYGULAMA). Bağımsızlık Bildirgesi’nde, Amerika’nın kurucuları diğer ulusların işlerine müdahale etmeme eğilimini açıkça ortaya koymuştur. (Burada Monroe politikalarının çok iyi incelenmesi ve Trump uygulamaları ile bağlantısının kurulması gerekiyor. Zaten Trump bunu baştan itibaren uyguluyor. Önümüzdeki dönemde Alaska, Kuzey Buz Denizi ve kendi kıtasına yoğunlaşarak buraları tekrar tamamen kendi kontrolüne alma uygulamalarına girişmeyi planlıyor).

Bu husus son bir yıldır açıkça kendisini belli ediyordu ve Jeopolitik Öngörü Enstitüsü olarak bu konuda makaleler hazırlayarak konuya dikkat çekmiştik.

“ABD güvenlik politikaları ve ekonomik açıdan, Latin Amerika dünyasında kendisine rakip bir gücün çıkmasını son 200 yıldır bir şekilde engellediği gibi, bundan sonraki dönemde de engellemek isteyecek gibi gözüküyor. Bu noktadan hareketle ABD Başkanı Trump’ın politikalarının da ilk bakışta benzer gibi gözükmese de James Monroe’nin 1823 Monroe Doktrini ile neredeyse tıpatıp benzediği söylenebilir. Kanada, Meksika, Panama ve Grönland talepleri yanında, gerçekleşen Alaska Zirvesi de buna dair emareleri ortaya koymaktadır. Bu jeopolitik gerçek sanırız önümüzdeki dönemde gerçekleşen uygulamalarla daha bariz bir şekilde görülmeye başlanacaktır.” (01. EYLÜL 2025, Jeopolitik Öngörü Enstitüsü, Jeopolitik Değerlendirme: Latin Amerika, https://geopoliticalforesight.com.tr/jeopolitik-degerlendirme-latin-amerika/).

Diğer önemli hususlar:

Belgede bundan sonra ABD’nin uygulama alanına koymayı tasarladığı planlamalar şu şekilde ortaya konuyor.

Hint Pasifiği özgür tutarken, diğer önemli deniz yollarında güvenli zinciri açık tutmak,

Orta Doğu’ya, petrol ve doğalgaz kaynaklarına ve bunların geçtiği dar geçitlere bir düşman gücün hâkim olmasını önlemek,

Büyük maliyetlere sürükleyen “sonsuz savaşlardan” da kaçınmak (ABD zaten Afganistan sonrası doğrudan kendi askerlerini hayati olmadıkça savaşa sokmuyor ve vekaleten diğer ülke ve halkları kullanıyor),

Özellikle, yapay zekâ, biyoteknoloji ve kuantum alanları hayati ulusal çıkarlardır ve buralara odaklanılacaktır,

Önümüzdeki dönemde doların küresel rezerv birimi olması ve finans sistemleri üzerinde kontrol konusunda ısrarcı olunacaktır,

ABD’yi gerileten rekabeti engelleyici uygulamalar ortadan kaldırılacaktır,

Enerji üretimi üzerinde yoğunlaşılacaktır,

Orta sınıf güçlendirilecektir,

ABD’ye yatırım teşvik edilecektir,

Askeri güç artırılarak ABD gücü ortaya çıkarılacaktır,

Savaşların ABD kıyılarına ulaştığı bir dünya Amerikan çıkarlarına uymamaktadır. Önce Amerika denilecek, dış politikada “pragmatist” olmadan pragmatik, “realist” olmadan gerçekçi, “idealist” olmadan ilkeli, “şahin” olmadan güçlü ve “güvercin” olmadan ölçülü olunacaktır. Bölgesel çatışmaların, tüm kıtaları yerle bir edecek küresel savaşlara dönüşmeden önce durdurulması yönetimin önceliğidir.

Her şeye odaklanmak, hiçbir şeye odaklanamamaktır. Güç en iyi caydırıcılıktır. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri en güçlü ekonomiyi sürdürmeli, en gelişmiş teknolojileri geliştirmeli, toplumumuzun kültürel sağlığını güçlendirmeli ve dünyanın en yetenekli ordusunu sahaya sürmelidir.

Belgenin şu bölümünde geçen hususlar da iyi incelenmelidir: “Çıkarları bizimkiler kadar çok ve çeşitli olan bir ülke için müdahale etmeme ilkesine katı bir şekilde bağlı kalmak mümkün değildir. Ancak bu eğilim, haklı bir müdahalenin ne olduğu konusunda yüksek bir çıta belirlemelidir. • Esnek Gerçekçilik – ABD politikası, diğer uluslarla ilişkilerinde neyin mümkün ve arzu edilir olduğu konusunda gerçekçi olacaktır. Dünya uluslarıyla, geleneklerinden ve tarihlerinden büyük ölçüde farklı demokratik veya başka bir sosyal değişim dayatmadan, iyi ilişkiler ve barışçıl ticari ilişkiler kurmaya çalışırız.” Burada tamam saygı duyacağız ve müdahale etmeyeceğiz ama bu duruma göre değişir ve tamamen buna bağlı kalamayız ve gerekiyorsa çekinmeden müdahale ederiz anlamı çıkmaktadır.

Aynı şekilde iyi değerlendirilmesi gereken bir diğer cümle de: “Dünyanın temel siyasi birimi ulus-devlettir ve öyle kalacaktır. Tüm ulusların çıkarlarını ön plan tutması ve egemenliklerini koruma doğal ve adildir. Dünya, ulusların çıkarlarını yansıttığında en iyi şekilde işler.” olup “Amerika Birleşik resimleri kendi çıkarlarını ön planda tutacaktır.” denilerek her ne kadar öyle olsa da ile şartlı bir durum ortaya konulmaktadır.

Şu cümle de önemli: “Ulusların egemenlik haklarını savunuyor, en müdahaleci ulusötesi örgütlerin egemenliği baltalayan müdahalelerine karşı çıkıyor ve örgütleri Amerikan egemenliğini ilerletecek şekilde yeniden yapılandırıyoruz.

Bu, ulusötesi ve uluslararası örgütlerin egemenliğimizi aşındırmasını, yabancı güçlerin veya kuruluşların söylemlerimizi sansürleme veya vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü haklarını kısıtlama girişimlerini, politikalarımızı yönlendirmeyi veya bizi yabancı çatışmalara dahil etmeyi amaçlayan lobicilik ve etki operasyonlarını ve ülkemizde yabancı çıkarlara sadık oy blokları oluşturmak için göçmenlik sistemimizin alaycı bir şekilde manipüle edilmesini önlemeyi içerir. Amerika Birleşik Devletleri, dünyada kendi rotasını çizecek ve dış müdahalelerden uzak bir şekilde kendi kaderini belirleyecektir.

ABD, hiçbir ulusun çıkarlarımızı tehdit edebilecek kadar baskın hale gelmesine izin veremez. Küresel ve bölgesel güç dengelerini korumak ve baskın rakiplerin ortaya çıkmasını önlemek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte çalışacağız. ABD, kendisi için talihsiz küresel egemenlik kavramını reddettiği gibi, başkalarının küresel ve hatta bazı durumlarda bölgesel egemenliğini de engellemeliyiz. Bunun için kan ve servet harcamayacak ve ortaklarla birlikte çalışacağız.

Artık çıkarlarımızı zedeleyen, bedavacılık, ticaret dengesizlikleri, yağmacı ekonomik uygulamalar ve ulusumuzun tarihi itibarına yönelik diğer dayatmalara müsamaha göstermeyeceğiz.

Özellikle müttefiklerimizin, ulusal Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının (GSYİH) çok daha fazlasını kendi savunmalarına harcamalarını, ABD’nin onlarca yıldır yaptığı çok daha büyük harcamalar sonucunda oluşan muazzam dengesizlikleri telafi etmeye başlamalarını bekliyoruz.

Her ilkemizde ve eylemimizde Amerika ve Amerikalılar her zaman önce gelmelidir. Amerikan refahı ve güvenliği, yeterliliğin geliştirilmesine ve teşvik edilmesine bağlıdır. Yeterlilik ve liyakat, en büyük medeniyet avantajlarımız arasındadır: En iyi Amerikalılar işe alınıp terfi ettirildikçe ve onurlandırıldıkça, inovasyon ve refah da gelir. Yeterlilik yok edilirse veya sistematik olarak engellenirse, altyapıdan ulusal güvenliğe, eğitim ve araştırmaya kadar, kanıksadığımız karmaşık sistemler işlevini yitirecektir. Liyakat bastırılırsa, Amerika’nın bilim, teknoloji, sanayi, savunma ve inovasyondaki tarihi avantajları buharlaşacaktır. Yeterlilik ve liyakatin yerine ayrıcalıklı grup statüsünü koymayı amaçlayan radikal ideolojilerin başarısı, Amerika’yı tanınmaz hale getirecek ve kendini savunamayacak hale getirecektir. Aynı zamanda, liyakatin, Amerikalı işçilerin değerini düşüren “küresel yetenek” bulma adına Amerika’nın işgücü piyasasını dünyaya açmak için bir gerekçe olarak kullanılmasına izin veremeyiz. Bu konu zaten bir ülke için hayati önemdedir. Yetenekliler çevresinde yeteneklileri toplarken, işe alınan her yeteneksiz kendisinden daha yetenekli birini asla çevresinde istemez. Bu zaten sistemin bir süre sonra çökmesi anlamına gelir.

Kitlesel Göç Çağı Bitti – Bir ülkenin sınırlarına kimi kabul ettiği, hangi sayılarda ve nereden kabul ettiği, kaçınılmaz olarak o ulusun geleceğini belirleyecektir. Kendini egemen olarak gören her ülkenin geleceğini belirleme hakkı ve görevi vardır. Tarih boyunca egemen uluslar, kontrolsüz göçü yasaklamış ve zorlu kriterleri karşılamak zorunda olan yabancılara nadiren vatandaşlık vermiştir. Batı’nın son on yıllardaki deneyimi, bu kalıcı bilgeliği doğrulamaktadır. Dünya genelindeki ülkelerde kitlesel göç, iç kaynakları zorlamış, şiddeti ve diğer suçları artırmış, sosyal uyumu zayıflatmış, işgücü piyasalarını bozmuş ve ulusal güvenliği baltalamıştır. Kitlesel göç çağı sona ermelidir. Sınır güvenliği, ulusal güvenliğin temel unsurudur. Ülkemizi sadece kontrolsüz göçten değil, aynı zamanda terörizm, uyuşturucu, casusluk ve insan ticareti gibi sınır ötesi tehditlerden de korumalıyız.

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin departmanlarına ve kurumlarına korkutucu yetkiler verilmiştir. Bu yetkiler, ister “radikalizmden uzaklaşma”, ister “demokrasimizi koruma” bahanesiyle, ister başka bir bahaneyle olsun, asla kötüye kullanılmamalıdır. Bu yetkiler nerede ve ne zaman kötüye kullanılırsa kullanılsın, kötüye kullananlar hesap vermelidir. Özellikle ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ve ortak hükümetimizi seçme ve yönetme hakkı, asla ihlal edilmemesi gereken temel haklardır. Avrupa’da, Anglo-Amerikan dünyasında ve özellikle müttefiklerimiz arasında, demokratik dünyanın geri kalanında, seçkinlerin yönlendirdiği, anti-demokratik temel özgürlük kısıtlamalarına karşı çıkacağız. Devlet yetkililerinin kendilerine verilen sonsuz yetkileri kötüye kullanmasının önüne geçmek istiyor.

Başkan Trump, NATO ülkelerinin GSYİH’lerinin %5’ini savunmaya harcamayı taahhüt eden ve NATO müttefiklerimizin de onayladığı ve artık uyması gereken Lahey Taahhüdü ile yeni bir küresel standart belirledi. Başkan Trump’ın müttefiklerinden bölgelerinin birincil sorumluluğunu üstlenmelerini isteme yaklaşımını sürdüren Amerika Birleşik Devletleri, hükümetimizin düzenleyici ve destekleyici olarak yer aldığı bir yük paylaşım ağı oluşturacaktır. Bu yaklaşım, yüklerin paylaşılmasını ve tüm bu çabaların daha geniş bir meşruiyetten yararlanmasını sağlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm dünya düzenini desteklediği günler sona erdi. ABD artık bundan sonra çıkarı olmadan müdahil olmayacak deniliyor.

Amerika Birleşik Devletleri, ticari konularda daha olumlu muamele, teknoloji paylaşımı ve savunma tedariki yoluyla, mahallelerinde güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenen ve ihracat kontrollerini bizimkilerle uyumlu hale getiren ülkelere yardım etmeye hazır olacaktır.

Başkanın yönlendirmesiyle, acil temel çıkarlarımızın dışında kalan bölgelerde ve ülkelerde bile barış anlaşmaları aramak, istikrarı artırmak, Amerika’nın küresel etkisini güçlendirmek, ülkeleri ve bölgeleri çıkarlarımız doğrultusunda yeniden hizalamak ve yeni pazarlar açmak için etkili bir yoldur. Yeni dostluklar—zaman ve dikkatin nispeten küçük maliyetlerinden çok daha fazla olabilir.

Başkanın isteğiyle bazı durumlarda küçük dostlukların büyük fayda sağlayacağı vurgulanıyor.

Alexander Hamilton’ın cumhuriyetimizin ilk günlerinde savunduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri, ulusal savunma veya ekonomi için gerekli olan temel bileşenler—hammaddelerden parçalara ve nihai ürünlere kadar—hiçbir zaman dış bir güce bağımlı olmamalıdır. Kendimizi savunmak ve yaşam tarzımızı korumak için ihtiyaç duyduğumuz mallara bağımsız ve güvenilir erişimimizi yeniden sağlamalıyız.

Kritik maddeler yönünden dışa bağımlı olmamak gerektiği ortaya konuluyor.

İstihbarat Topluluğu Amerikan güvenliğine ve refahına yönelik güvenlik açıklarını ve tehditleri anlamamızı ve azaltmamızı sağlamak için dünya çapındaki kilit tedarik zincirlerini ve teknolojik gelişmeleri izleyecektir.

Güçlü ve yetenekli bir ordu, güçlü ve yetenekli bir savunma sanayi üssü olmadan var olamaz. Amerika, düşük maliyetle güçlü savunmalar geliştirmek, en yetenekli ve modern sistemleri ve mühimmatı büyük ölçekte üretmek ve savunma sanayi tedarik zincirlerimizi yeniden ülke içine taşımak için ulusal bir seferberliğe ihtiyaç duymaktadır. Özellikle, savaşçılarımıza, çoğu düşmanı alt edebilecek düşük maliyetli silahlardan, gelişmiş bir düşmanla çatışma için gerekli olan en yetenekli üst düzey sistemlere kadar uzanan tam bir yelpazede yetenek sağlamalıyız. Ayrıca, kolektif savunmayı güçlendirmek için tüm müttefiklerimizin ve ortaklarımızın sanayi temellerinin yeniden canlandırılmasını teşvik edeceğiz.

Amerikan enerji hakimiyetini (petrol, gaz, kömür ve nükleer enerjide) yeniden tesis etmek ve gerekli temel enerji bileşenlerini tekrar ülkeye getirmek en önemli stratejik önceliktir. Ucuz ve bol enerji, Amerika Birleşik Devletleri’nde iyi ücretli işler yaratacak, Amerikalı tüketiciler ve işletmeler için maliyetleri düşürecek, yeniden sanayileşmeyi destekleyecek ve yapay zekâ gibi en ileri teknolojilerdeki avantajımızı korumamıza yardımcı olacaktır.

Avrupa’ya büyük zarar veren, Amerika Birleşik Devletleri’ni tehdit eden ve düşmanlarımızı destekleyen felaket niteliğindeki “iklim değişikliği” ve “Net Sıfır” ideolojilerini reddediyoruz. Bu konuda Trump ısrarcı gözüküyor.

Bu tür belgelerin, herhangi bir ihmalin kör nokta veya küçümseme anlamına geldiği varsayımıyla dünyanın her yerinden ve her konudan bahsetmesi gelenek haline gelmiştir.

Sonuç olarak, bu tür belgeler şişkin ve odaklanmamış hale gelir; bu da bir stratejinin olması gerekenin tam tersidir. Dünyanın her yerinden de bahsetmeye gerek yok deniliyor.

Odaklanmak ve önceliklendirmek, seçim yapmaktır; her şeyin herkes için eşit derecede önemli olmadığını kabul etmektir.

Ulusal güvenlik politikasının amacı temel ulusal çıkarların korunmasıdır; bazı öncelikler bölgesel sınırları aşar. Örneğin, daha az önemli bir alanda terörist faaliyetler acil dikkatimizi gerektirebilir. Ancak bu gereklilikten yola çıkarak sürekli olarak çevreye odaklanmak bir hatadır.

Yıllarca süren ihmalin ardından, Amerika Birleşik Devletleri, Batı Yarımküredeki Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve anavatanımızı ve bölgedeki kilit coğrafyalara erişimimizi korumak için Monroe Doktrinini yeniden ileri sürecek ve uygulayacaktır.

Daha önce de vurguladığımız gibi bundan sonraki dönemde bunu daha çok göreceğiz.

Yarımküre dışı rakiplerin, kuvvetlerini veya diğer tehdit edici yeteneklerini konuşlandırma veya stratejik olarak hayati öneme sahip varlıkları ele geçirme veya kontrol etme yeteneğini engelleyeceğiz. Monroe Doktrinine bu “Trump Eki”, Amerikan güvenlik çıkarlarıyla tutarlı, sağduyulu ve güçlü bir Amerikan gücü ve önceliklerinin yeniden tesis edilmesidir.

Batı Yarımküreye yönelik hedeflerimiz “İşbirliği Kurma ve Genişleme” olarak özetlenebilir. Göçü kontrol altına almak, uyuşturucu akışını durdurmak ve karada ve denizde istikrar ve güvenliği güçlendirmek için Yarımküredeki yerleşik dostlarımızı işbirliğine dahil edeceğiz.

Yeni ortaklar yetiştirerek ve güçlendirerek genişleyeceğiz ve kendi ulusumuzun Yarımkürenin tercih edilen ekonomik ve güvenlik ortağı olarak cazibesini artıracağız.

Bölgenin hükümetlerini, siyasi partilerini ve genel olarak ilkelerimiz ve stratejimizle uyumlu hareketleri ödüllendirecek ve teşvik edeceğiz.

Ancak farklı görüşlere sahip, ancak yine de ortak çıkarlarımız olan ve bizimle çalışmak isteyen hükümetleri göz ardı etmemeliyiz.

Amerika Birleşik Devletleri, Batı Yarımküredeki askeri varlığını yeniden gözden geçirmelidir.

Bu dört açık şeyi ifade eder: Küresel askeri varlığımızın, özellikle bu stratejide belirlenen görevler olmak üzere, Yarımküremizdeki acil tehditleri ele almak ve son on yıllarda veya yıllarda Amerikan ulusal güvenliğine göre önemi azalan bölgelerden uzaklaşmak üzere yeniden düzenlenmesi; deniz yollarını ve sınırları kontrol edilmesi.

Batı Yarımkürenin Amerikan ticareti ve yatırımı için giderek daha cazip bir pazar haline gelmesi sağlanacaktır. Amaç, ortak ülkelerimizin iç ekonomilerini geliştirmelerini sağlarken, ekonomik olarak daha güçlü ve daha gelişmiş bir Batı Yarımkürenin Amerikan ticareti ve yatırımı için giderek daha cazip bir pazar haline gelmesidir. Bu Yarımküredeki kritik tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, bağımlılıkları azaltacak ve Amerikan ekonomik direncini artıracaktır. Amerika ve ortaklarımız arasında oluşturulan bağlantılar, her iki tarafa da fayda sağlayacak ve Yarımküre dışı rakiplerin bölgedeki etkilerini artırmalarını zorlaştıracaktır. Ticari diplomasiye öncelik verirken bile, silah satışlarından istihbarat paylaşımına ve ortak tatbikatlara kadar güvenlik ortaklıklarımızı güçlendirmek için çalışacağız.

Amerika’nın şu anda güçlü ilişkiler içinde olduğu ülkelerle ortaklıklarımızı derinleştirirken, bölgedeki ağımızı genişletmeye de çalışmalıyız. Diğer ülkelerin bizi ilk tercih ettikleri ortak olarak görmelerini istiyoruz ve (çeşitli yollarla) başkalarıyla iş birliği yapmalarını engelleyeceğiz. (Diğer ülkeleri engelleme ve kendilerini önceliğe aldırma).

Batı Yarımküre, Amerika’nın bölgesel müttefiklerle ortaklık kurarak geliştirmesi gereken birçok stratejik kaynağa ev sahipliği yapıyor; bu sayede hem komşu ülkeler hem de kendi ülkemiz daha müreffeh hale gelecektir. (Amerika kıtasının kaynaklarını kullanma planı).

Ulusal Güvenlik Konseyi, istihbarat topluluğumuzun analitik kolu tarafından desteklenen kurumlara, Batı Yarımküredeki stratejik noktaları ve kaynakları belirlemek ve bunların korunması ve bölgesel ortaklarla ortak geliştirilmesi amacıyla görevlendirmek üzere derhal güçlü bir kurumlar arası süreç başlatacaktır. (Stratejik alanları ve kaynakları korumaya alma).

Yarımküre dışı rakipler, hem şu anda ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşmemize hem de gelecekte stratejik olarak zarar verebilecek şekillerde Yarımküremize büyük ölçüde nüfuz ettiler. Bu saldırılara ciddi bir karşı koyma olmadan izin vermek, son on yılların bir diğer büyük Amerikan stratejik hatasıdır. (Amerika kıtasına gelmiş büyük ülkeleri uzaklaştırma).

Amerika Birleşik Devletleri, güvenliğimiz ve refahımız için Batı Yarımkürede en önde gelen ülke olmalıdır; bu, bölgede ihtiyaç duyduğumuz yer ve zamanda kendimizi güvenle ortaya koymamızı sağlayan bir koşuldur. İttifaklarımızın şartları ve her türlü yardımı sağlama şartlarımız, askeri tesislerin, limanların ve kilit altyapının kontrolünden, geniş anlamda stratejik varlıkların satın alınmasına kadar düşmanca dış etkilerin azaltılmasına bağlı olmalıdır. (Kritik altyapı ve limanları korumaya alma).

Bazı Latin Amerika hükümetleri ile bazı yabancı aktörler arasındaki siyasi ittifaklar göz önüne alındığında, bazı yabancı etkilerin geri çevrilmesi zor olacaktır. Bununla birlikte, birçok hükümet ideolojik olarak yabancı güçlerle aynı çizgide değildir, ancak düşük maliyetler de dahil olmak üzere diğer nedenlerle onlarla iş yapmaya daha çok ilgi duymaktadır. (Amerika kıtasındaki devletlerle siyasi ittifak kurma gayretleri).

Amerika Birleşik Devletleri, Batı Yarımküredeki dış etkiyi geri püskürtmede başarı elde etti; bunu da casusluk, siber güvenlik, borç tuzakları ve diğer yollarla ne kadar çok gizli maliyetin sözde “düşük maliyetli” dış yardıma gömülü olduğunu somut bir şekilde göstererek başardı. Bu çabaları hızlandırmalıyız, buna ABD’nin finans ve teknoloji alanındaki gücünü kullanarak ülkeleri bu tür yardımları reddetmeye ikna etmek de dahildir. (Özellikle Çin kastediliyor gibi).

Bölgede çalışan veya bölgeyle ilgili görev yapan her ABD yetkilisi, zararlı dış etkilerin tam tablosuna hâkim olmalı ve aynı zamanda ortak ülkeleri yarımküremizi korumak için baskı uygulamalı ve teşvikler sunmalıdır. (Bölgede çalışacak ABD personeline görevler veriliyor).

Yarımküremizi başarıyla korumak, ABD Hükümeti ve Amerikan özel sektörü arasında daha yakın bir iş birliğini de gerektirir.

Tüm elçiliklerimiz, ülkelerindeki önemli iş fırsatlarının, özellikle de büyük hükümet sözleşmelerinin farkında olmalıdır. (Büyükelçiliklere görevler veriliyor).

ABD Hükümeti, bölgedeki Amerikan şirketleri için stratejik satın alma ve yatırım fırsatlarını belirleyecek ve bu fırsatları, Dışişleri, Savaş ve Enerji Bakanlıkları; Küçük İşletmeler İdaresi, Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu; İhracat-İthalat Bankası ve Milenyum Meydan Okuma Kurumu dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere her ABD Hükümeti finansman programı tarafından değerlendirilmek üzere sunacaktır. (ABD yatırım ve ticareti için uygun koşulların oluşturulması).

Ayrıca, ölçeklenebilir ve dayanıklı enerji altyapısı oluşturmak, kritik mineral erişimine yatırım yapmak ve Amerikan kaynaklarından tam olarak yararlanan mevcut ve gelecekteki siber iletişim ağlarını güçlendirmek için bölgesel hükümetler ve işletmelerle ortaklık kurmalıyız. (Altyapı ve kritik ağların oluşturulması).

Bu ülkelerle etkileşimde bulunan her ABD Hükümeti yetkilisi, işlerinin bir parçasının Amerikan şirketlerinin rekabet etmesine ve başarılı olmasına yardımcı olmak olduğunu anlamalıdır. (Rekabet şartlarında avantaj sağlamak için görevler verme).

Yukarıda bahsedilen ABD Hükümeti kuruluşları, yurtdışından ABD malları satın alma maliyetlerinin bir kısmını finanse etmek için kullanılmalıdır. (Ticareti artırmak için teşvik ve destekleme).

Amerika Birleşik Devletleri ayrıca, ABD işletmelerini dezavantajlı duruma düşüren hedefli vergilendirme, adil olmayan düzenlemeler ve kamulaştırma gibi önlemlere direnmeli ve bunları tersine çevirmelidir. Aynı zamanda, bölgede altyapı inşa eden yabancı şirketleri uzaklaştırmak için her türlü çabayı göstermeliyiz.(ABD şirketlerinin dezevantajlı duruma düşmesini önlemek için çalışmalar).

Pazarlarımızı Çin’e açarak, Amerikan işletmelerini Çin’e yatırım yapmaya teşvik ederek ve dış kaynak kullanarak Üretimi Çin’e kaydırarak, Çin’in sözde “kurallara dayalı uluslararası düzene” girişini kolaylaştırabilirdik. Bu gerçekleşmedi. Çin zenginleşti ve güçlendi ve zenginliğini ve gücünü önemli ölçüde kendi avantajına kullandı. Amerikan elitleri—her iki siyasi partinin dört ardışık yönetimi boyunca—Çin’in stratejisinin ya gönüllü destekleyicileriydiler ya da inkâr halindeydiler.

Hint-Pasifik, satın alma gücü paritesine (PPP) göre dünyanın GSYİH’sının neredeyse yarısının ve nominal GSYİH’ya göre üçte birinin kaynağıdır. Bu payın 21. yüzyıl boyunca artacağı kesindir. Bu da Hint-Pasifik’in şimdiden ve gelecek yüzyılın kilit ekonomik ve jeopolitik savaş alanları arasında olmaya devam edeceği anlamına gelir. Ülkemizde başarılı olmak için orada başarılı bir şekilde rekabet etmeliyiz—ve ediyoruz. (Çin’in başarısını vurgulama ve önleme çabaları).

Başkan Trump, Hint-Pasifik’te uzun vadede güvenlik ve refahın temel taşı olacak ittifaklar kuruyor ve ortaklıkları güçlendiriyor. (Biden dönemi Hint Pasifik Strateji Belgesinin devam ettirilmesi).

Çin ekonomisinin 1979’da dünyaya yeniden açılmasından bu yana, iki ülke arasındaki ticari ilişkiler temelde dengesiz olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Olgun, zengin bir ekonomi ile dünyanın en yoksul ülkelerinden biri arasındaki ilişki olarak başlayan şey, yakın rakipler arasındaki bir ilişkiye dönüşmüştür; ancak çok yakın zamana kadar Amerika’nın duruşu bu geçmiş varsayımlara dayanıyordu.

Çin, 2017’de başlayan ABD gümrük tarifesi politikasındaki değişime kısmen, özellikle dünyanın düşük ve orta gelirli (yani kişi başına GSYİH 13.800 dolar veya daha az) ülkelerinde tedarik zincirleri üzerindeki hakimiyetini güçlendirerek uyum sağladı; bu ülkeler önümüzdeki on yılların en büyük ekonomik savaş alanları arasında yer alıyor. Çin’in düşük gelirli ülkelere ihracatı 2020 ile 2024 yılları arasında iki katına çıktı. Amerika Birleşik Devletleri, Çin mallarını dolaylı olarak aracılar ve Meksika da dahil olmak üzere bir düzine ülkedeki Çin yapımı fabrikalar aracılığıyla ithal ediyor. Çin’in düşük gelirli ülkelere ihracatı bugün neredeyse dört milyar dolar.

Çin, ABD’ye ihracatını kat kat artırıyor. Başkan Trump 2017’de göreve ilk geldiğinde, Çin’in ABD’ye ihracatı GSYİH’sının yüzde 4’ü seviyesindeydi, ancak o zamandan beri GSYİH’sının yüzde 2’sinin biraz üzerine düştü. Bununla birlikte, Çin diğer vekil ülkeler aracılığıyla ABD’ye ihracat yapmaya devam ediyor. İleride, Amerikan ekonomik bağımsızlığını yeniden tesis etmek için karşılıklılık ve adaleti önceliklendirerek Amerika’nın Çin ile ekonomik ilişkisini yeniden dengeleyeceğiz.

Çin ile ticaret dengeli olmalı ve hassas olmayan faktörlere odaklanmalıdır. Eğer Amerika büyüme yolunda kalırsa ve Pekin ile gerçekten karşılıklı olarak avantajlı bir ekonomik ilişkiyi sürdürürken bunu devam ettirebilirse, 2025’teki mevcut 30 trilyon dolarlık ekonomimizden 2030’larda 40 trilyon dolara doğru ilerliyor olmalıyız; bu da ülkemizi dünyanın önde gelen ekonomisi statüsünü korumak için imrenilecek bir konuma getirecektir. Nihai hedefimiz, uzun vadeli ekonomik canlılığın temelini atmaktır. (ABD ekonomisinin 2030 sonrası Çin gerisine düşmesini önleme girişimleri).

Daha da önemlisi, bu durum, Hint-Pasifik’te savaşı önlemek için güçlü ve sürekli bir caydırıcılık odağıyla desteklenmelidir. Bu birleşik yaklaşım, güçlü Amerikan caydırıcılığı daha disiplinli ekonomik eylem için alan açarken, daha disiplinli ekonomik eylem de uzun vadede caydırıcılığı sürdürmek için daha fazla Amerikan kaynağına yol açtığı için olumlu bir döngü haline gelebilir.

Bunu başarmak için birkaç şey şarttır. Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri ekonomimizi ve halkımızı her türlü ülkeden veya kaynaktan gelebilecek zararlardan korumalı ve savunmalıdır. Bu, (diğer şeylerin yanı sıra) şunların sona erdirilmesi anlamına gelir:

• Yırtıcı, devlet yönlendirmeli sübvansiyonlar ve endüstriyel stratejiler; Adil olmayan ticaret uygulamaları, İş kaybı ve sanayisizleşme, Büyük ölçekli fikri mülkiyet hırsızlığı ve endüstriyel casusluk; ABD’nin kritik kaynaklara erişimini riske atan tedarik zincirlerimize yönelik tehditler, mineraller ve nadir toprak elementleri dahil; Amerika’nın opioid salgınını körükleyen fentanil öncüllerinin ihracatı ve Propaganda, etki operasyonları ve diğer kültürel yıkıcılık biçimleri.

İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri, birlikte kendi 30 trilyon dolarlık ekonomik gücümüze 35 trilyon dolar daha ekleyen antlaşma müttefiklerimiz ve ortaklarımızla çalışmalıdır. (ABD, diğer bölgelerde olduğu gibi Hint Pasifik bölgesinde de doğrudan mücadele yerine müttefik ve ortak bulma ve vekalet yoluyla mücadele düşüncesinde).

(Dünya ekonomisinin yarısından fazlasını oluşturan) ulusal ekonomimiz — yırtıcı ekonomik uygulamalara karşı koymak ve birleşik ekonomik gücümüzü kullanarak dünya ekonomisindeki öncü konumumuzu korumaya ve müttefik ekonomilerin herhangi bir rakip güce bağımlı hale gelmemesini sağlamaya yardımcı olmak için Yeni Delhi’yi Hint-Pasifik güvenliğine katkıda bulunmaya teşvik etmek için Hindistan ile ticari (ve diğer) ilişkilerimizi geliştirmeye devam etmeliyiz; buna Avustralya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri ile devam eden dörtlü işbirliği (“Dörtlü”) de dahildir. Dahası, müttefiklerimizin ve ortaklarımızın eylemlerini, herhangi bir rakip ülke tarafından tek başına egemenliğin önlenmesindeki ortak çıkarımızla uyumlu hale getirmek için de çalışacağız. (Bu bölgede Hindistan’ı kullanmak istiyor).

Amerika Birleşik Devletleri aynı zamanda, ABD’nin avantajlarının en güçlü olduğu alanlara vurgu yaparak, en ileri askeri ve çift kullanımlı teknolojideki avantajımızı korumak ve geliştirmek için araştırmaya yatırım yapmalıdır. Bunlar arasında denizaltı, uzay ve nükleer teknolojilerin yanı sıra, yapay zekâ, kuantum hesaplama ve otonom sistemler gibi askeri gücün geleceğini belirleyecek diğer alanlar ve bu alanları beslemek için gerekli enerji de yer alıyor.

Ayrıca, ABD Hükümeti’nin Amerikan özel sektörüyle olan kritik ilişkileri, ABD ağlarına yönelik kalıcı tehditlerin gözetimini sürdürmeye yardımcı olur; bu tehditler arasında kritik altyapı da yer almaktadır. Bu da ABD Hükümeti’nin gerçek zamanlı keşif, atıf ve müdahale (yani ağ savunması ve saldırgan siber operasyonlar) yapabilme yeteneğini sağlarken, ABD ekonomisinin rekabet gücünü korur ve Amerikan teknoloji sektörünün dayanıklılığını güçlendirir.

Bu yeteneklerin geliştirilmesi, rekabet gücümüzü daha da artırmak, yeniliği teşvik etmek ve Amerika’nın doğal kaynaklarına erişimi artırmak için önemli ölçüde serbestleştirme gerektirecektir. Bunu yaparken, ABD ve bölgedeki müttefiklerimiz için elverişli bir askeri dengeyi yeniden sağlamayı hedeflemeliyiz.

Ekonomik üstünlüğü korumanın ve ittifak sistemimizi ekonomik bir gruba dönüştürmenin yanı sıra, ABD çoğunluğunun bulunduğu ülkelerde güçlü diplomatik ve özel sektör öncülüğünde ekonomik etkileşim yürütmelidir.

Küresel ekonomik büyümenin önümüzdeki on yıllarda gerçekleşmesi muhtemeldir. Önce Amerika diplomasisi, küresel ticaret ilişkilerini yeniden dengelemeyi amaçlamaktadır.

Müttefiklerimize Amerika’nın cari açığının sürdürülemez olduğunu açıkça belirttik.

Avrupa, Japonya, Kore, Avustralya, Kanada, Meksika ve diğer önde gelen ülkeleri, Çin ekonomisini hane halkı tüketimine doğru yeniden dengelemeye yardımcı olacak ticaret politikaları benimsemeye teşvik etmeliyiz, çünkü Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu, Çin’in muazzam aşırı kapasitesini tek başına absorbe edemez.

Avrupa ve Asya’nın ihracatçı ülkeleri, ihracatları için sınırlı ancak büyüyen bir pazar olarak orta gelirli ülkelere de bakabilirler.

Çin’in devlet liderliğindeki ve devlet destekli şirketleri fiziksel ve dijital altyapı inşa etmede mükemmeldir ve Çin, ticaret fazlasının yaklaşık 1,3 trilyon dolarını ticaret ortaklarına kredi olarak geri dönüştürmüştür.

Amerika ve müttefikleri henüz “Küresel Güney” olarak adlandırılan bölge için ortak bir plan formüle etmediler, hele ki uygulamaya koymadılar, ancak birlikte muazzam kaynaklara sahipler. Avrupa, Japonya, Güney Kore ve diğerleri 7 trilyon dolarlık net yabancı varlığa sahip. Çok taraflı kalkınma bankaları da dahil olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarının toplam varlıkları 1,5 trilyon doları buluyor. (Avustralya, Japonya ve Çin bölgede kullanmak istediği diğer ülkeler).

Görev kapsamının genişlemesi bu kurumların bazılarının etkinliğini zayıflatmış olsa da bu yönetim, liderlik konumunu kullanarak Amerikan çıkarlarına hizmet etmelerini sağlayacak reformları uygulamaya kararlıdır. Amerika’yı dünyanın geri kalanından ayıran özellikler; açıklığımız, şeffaflığımız, güvenilirliğimiz, özgürlük ve yeniliğe olan bağlılığımız ve serbest piyasa kapitalizmimiz, bizi küresel ölçekte ilk tercih edilen ortak yapmaya devam edecektir.

Amerika, dünyanın ihtiyaç duyduğu kilit teknolojilerde hala baskın konumdadır. Ortaklarımıza, örneğin yüksek teknoloji iş birliği, savunma alımları ve sermaye piyasalarımıza erişim gibi, kararları lehimize çevirecek bir dizi teşvik sunmalıyız.

Başkan Trump’ın Mayıs 2025’te Basra Körfezi ülkelerine yaptığı devlet ziyaretleri, Amerikan teknolojisinin gücünü ve çekiciliğini gösterdi. Orada Başkan, Körfez ülkelerinin Amerika’nın üstün yapay zekâ teknolojisine desteğini kazanarak ortaklıklarımızı derinleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri de benzer şekilde Avrupa ve Asya’daki müttefiklerini ve ortaklarını, özellikle Hindistan’ı, Batı Yarımküre’deki ortak konumlarımızı güçlendirmek ve geliştirmek için seferber etmeli ve kritik mineraller konusunda da Afrika’da iş birliği yapmalıdır.(Hindistan’a Afrika’da ortaklık yapalım diyor.)

Finans ve teknolojideki karşılaştırmalı avantajlarımızı kullanarak iş birliği yaptığımız ülkelerle ihracat pazarları oluşturmak için koalisyonlar kurmalıyız. Amerika’nın ekonomik ortakları artık aşırı kapasite ve yapısal dengesizlikler yoluyla Amerika Birleşik Devletleri’nden gelir elde etmeyi beklememeli, bunun yerine stratejik uyumla bağlantılı yönetilen iş birliği ve uzun vadeli ABD yatırımı alarak büyümeyi hedeflemelidir.

Dünyanın en derin ve en verimli sermaye piyasalarıyla Amerika, düşük gelirli ülkelerin kendi sermaye piyasalarını geliştirmelerine ve para birimlerini dolara daha yakından bağlamalarına yardımcı olabilir ve böylece doların dünyanın rezerv para birimi olarak geleceğini güvence altına alabilir.

En büyük avantajlarımız hükümet sistemimiz ve dinamik serbest piyasa ekonomimizdir. Ancak sistemimizin avantajlarının varsayılan olarak geçerli olacağını varsayamayız. Bu nedenle, ulusal güvenlik stratejisi şarttır.

Askeri Tehditleri Caydırma

Uzun vadede, Amerikan ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü korumak büyük ölçekli bir askeri çatışmayı caydırmanın ve önlemenin en kesin yoludur.

Olumlu bir konvansiyonel askeri denge, stratejik rekabetin temel bir bileşeni olmaya devam etmektedir. Tayvan’a haklı olarak büyük bir ilgi gösterilmektedir; bunun nedeni kısmen Tayvan’ın yarı iletken üretimindeki hakimiyetidir, ancak çoğunlukla Tayvan’ın İkinci Ada Zinciri’ne doğrudan erişim sağlaması ve Kuzeydoğu ve Güneydoğu Asya’yı iki ayrı bölgeye ayırmasıdır. Küresel deniz taşımacılığının üçte birinin her yıl Güney Çin Denizi’nden geçtiği göz önüne alındığında, bunun ABD ekonomisi için büyük sonuçları vardır. Bu nedenle, Tayvan üzerindeki bir çatışmayı caydırmak, ideal olarak askeri üstünlüğü koruyarak, öncelikli bir konudur. Ayrıca, uzun süredir devam eden beyan politikamızı sürdüreceğiz; bu da Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayvan Boğazı’ndaki statükoda herhangi bir tek taraflı değişikliği desteklemediği anlamına gelir.

Birinci Ada Zinciri’nin herhangi bir yerinde saldırganlığı engelleyebilecek bir ordu kuracağız. Ancak Amerikan ordusu bunu tek başına yapamaz ve yapmak zorunda da kalmamalıdır. (Bu dönemde Çin’i ortaklarıyla ve vekalet güçlerle kuşatmaya devam edecek gibi gözüküyor).

Müttefiklerimiz devreye girmeli ve daha da önemlisi, kolektif savunma için çok daha fazla harcama yapmalı ve bunu gerçekleştirmelidir. (Bu bölgede kullanacağı güçler askeri harcamalarını artırarak bunu ABD koordinatörlüğünde gerçekleştirecek gibi gözüküyor).

Amerika’nın diplomatik çabaları, Birinci Ada Zinciri’ndeki müttefiklerimizi ve ortaklarımızı, ABD ordusunun limanlarına ve diğer tesislerine daha fazla erişim sağlamasına izin vermeleri, kendi savunmalarına daha fazla harcama yapmaları ve en önemlisi saldırganlığı caydırmayı amaçlayan yeteneklere yatırım yapmaları için baskı yapmaya odaklanmalıdır.

Bu, Birinci Ada Zinciri boyunca deniz güvenliği sorunlarını birbirine bağlayacak ve ABD ve müttefiklerinin Tayvan’ı ele geçirme veya bize o kadar elverişsiz bir güç dengesi kurma girişimini engelleme kapasitesini güçlendirecektir.

İlgili bir güvenlik sorunu da herhangi bir rakibin Güney Çin Denizi’ni kontrol etme potansiyelidir.

Bu durum, potansiyel olarak düşman bir gücün dünyanın en hayati ticaret yollarından birine geçiş ücreti sistemi dayatmasına veya daha da kötüsü, istediği zaman kapatıp yeniden açmasına olanak tanıyabilir. Bu iki sonuçtan herhangi biri ABD ekonomisine ve daha geniş ABD çıkarlarına zarar verecektir. Bu yolları “geçiş ücreti” olmadan açık tutmak ve kapatmamak için gerekli caydırıcılık ile birlikte güçlü önlemler geliştirilmelidir.

Bir ülke tarafından keyfi olarak kapatılma riskiyle karşı karşıyayız. Bu, sadece askeri -özellikle deniz- yeteneklerimize daha fazla yatırım yapılmasını değil, aynı zamanda bu sorun çözülmezse Hindistan’dan Japonya’ya ve ötesine kadar zarar görecek her ülkeyle güçlü bir iş birliğini de gerektirecektir.

Başkan Trump’ın Japonya ve Güney Kore’den artan yük paylaşımı konusundaki ısrarı göz önüne alındığında, bu ülkeleri, düşmanları caydırmak ve Birinci Ada Zincirini korumak için gerekli olan yeteneklere -yeni yetenekler de dahil olmak üzere- odaklanarak savunma harcamalarını artırmaya teşvik etmeliyiz. Ayrıca, Tayvan ve Avustralya ile ilişkilerimizde savunma harcamalarının artırılması konusundaki kararlı söylemimizi sürdürürken, Batı Pasifik’teki askeri varlığımızı da güçlendireceğiz.

Çatışmayı önlemek, Hint-Pasifik’te uyanık bir duruş, yenilenmiş bir savunma sanayi üssü, kendimizden ve müttefiklerimizden ve ortaklarımızdan daha büyük askeri yatırım ve uzun vadede ekonomik ve teknolojik rekabeti kazanmayı gerektirir.

Amerikalı yetkililer, Avrupa sorunlarını yetersiz askeri harcamalar ve ekonomik durgunluk açısından düşünmeye alışmış durumda. Bunda bir doğruluk payı var, ancak Avrupa’nın gerçek sorunları daha da derin. (Trump bunu sık sık gündeme getirmeye başladı. Avrupa’nın artık bu dönemde yapacağı bir şey kalmadı. Trump ne derse onu yapacak).

Kıta Avrupası, küresel GSYİH’deki payını kaybediyor—1990’da yüzde 25’ten bugün yüzde 14’e düştü—bunun nedeni kısmen yaratıcılığı ve çalışkanlığı baltalayan ulusal ve uluslararası düzenlemelerdir.

Ancak bu ekonomik gerileme, uygarlığın yok oluşunun gerçek ve daha çarpıcı olasılığıyla gölgede kalıyor. Avrupa’nın karşı karşıya olduğu daha büyük sorunlar arasında, siyasi özgürlüğü ve egemenliği baltalayan Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşların faaliyetleri, kıtayı dönüştüren ve çatışma yaratan göç politikaları, ifade özgürlüğünün sansürlenmesi ve siyasi muhalefetin bastırılması, düşen doğum oranları ve ulusal kimliklerin ve özgüvenin kaybı yer alıyor.

Mevcut eğilimler devam ederse, kıta 20 yıl veya daha kısa sürede tanınmaz hale gelecek.(Avrupa ile ilgili çok karamsar düşünceler).

Bu nedenle, bazı Avrupa ülkelerinin güvenilir müttefik olarak kalabilmek için yeterince güçlü ekonomilere ve ordulara sahip olup olmayacağı hiç de açık değil.

Bu ülkelerin çoğu şu anda mevcut yollarında ilerlemeye devam ediyor. Avrupa’nın Avrupa olarak kalmasını, medeniyet özgüvenini yeniden kazanmasını ve düzenleyici baskıya odaklanma başarısızlığından vazgeçmesini istiyoruz. Bu özgüven eksikliği, Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerinde en belirgin şekilde görülmektedir.

Avrupa müttefikleri, nükleer silahlar hariç neredeyse her ölçüye göre Rusya’ya karşı önemli bir sert güç üstünlüğüne sahiptir.

Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı sonucunda, Avrupa’nın Rusya ile ilişkileri artık derinden zayıflamış durumda ve birçok Avrupalı ​​Rusya’yı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Rusya ile Avrupa ilişkilerini yönetmek, hem Avrasya kara kütlesi genelinde stratejik istikrar koşullarını yeniden tesis etmek hem de Rusya ile Avrupa devletleri arasındaki çatışma riskini azaltmak için önemli bir ABD diplomatik müdahalesi gerektirecektir.

Avrupa ekonomilerini istikrara kavuşturmak, savaşın istenmeyen bir şekilde tırmanmasını veya genişlemesini önlemek ve Rusya ile stratejik istikrarı yeniden tesis etmek için Ukrayna’daki düşmanlıkların hızla sona erdirilmesi konusunda müzakere etmek, ABD’nin temel çıkarlarından biridir.

Ayrıca, Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden yapılanmasını sağlayarak, yaşayabilir bir devlet olarak varlığını sürdürmesini mümkün kılmak için de önemlidir.

Ukrayna Savaşı, Avrupa’nın, özellikle de Almanya’nın, dış bağımlılıklarını artırma gibi ters bir etkiye sahip oldu. Bugün, Alman kimya şirketleri, ülke içinde temin edemedikleri Rus gazını kullanarak Çin’de dünyanın en büyük işleme tesislerinden bazılarını inşa ediyor.

Trump Yönetimi, istikrarsız azınlık hükümetlerinde yer alan ve muhalefeti bastırmak için demokrasinin temel ilkelerini çiğneyen birçok Avrupalı ​​yetkiliyle karşı karşıya kalıyor.

Avrupa’da büyük bir çoğunluk barış istiyor, ancak bu istek, büyük ölçüde bu hükümetlerin demokratik süreçleri baltalaması nedeniyle politikaya dönüşmüyor.

Bu, ABD için stratejik olarak önemlidir, çünkü Avrupa devletleri siyasi krizde sıkışıp kalırlarsa kendilerini reforme edemezler. Ancak Avrupa, ABD için stratejik ve kültürel olarak hayati önem taşımaktadır.

Transatlantik ticaret, küresel ekonominin ve Amerikan refahının temel direklerinden biri olmaya devam ediyor. Üretimden teknolojiye ve enerjiye kadar Avrupa sektörleri, dünyanın en güçlüleri arasında yer alıyor. Avrupa, en ileri düzeyde bilimsel araştırmalara ve dünya lideri kültürel kurumlara ev sahipliği yapıyor. Avrupa’yı göz ardı etmeyi göze alamayız; bunu yapmak, bu stratejinin ulaşmayı hedeflediği şey açısından kendi kendini baltalamak olur.

Amerikan diplomasisi, gerçek demokrasiyi, ifade özgürlüğünü ve Avrupa uluslarının bireysel karakter ve tarihinin özür dilemeden kutlanmasını savunmaya devam etmelidir. Amerika, Avrupa’daki siyasi müttefiklerini bu ruh canlanmasını teşvik etmeye çağırıyor ve vatansever Avrupa partilerinin artan etkisi gerçekten de büyük bir iyimserlik nedeni veriyor.

Amacımız, Avrupa’nın mevcut gidişatını düzeltmesine yardımcı olmak olmalıdır. Başarılı bir şekilde rekabet edebilmemiz ve herhangi bir düşmanın Avrupa’ya hâkim olmasını önlemek için bizimle birlikte çalışacak güçlü bir Avrupa’ya ihtiyacımız olacak. (Buna rağmen Avrupa’yı yanında tutması gerekiyor çünkü onlar olmadan da başaramaz).

Amerika, anlaşılır bir şekilde, Avrupa kıtasına ve elbette İngiltere ve İrlanda’ya duygusal olarak bağlıdır. Bu ülkelerin karakteri de stratejik olarak önemlidir çünkü istikrar ve güvenlik koşullarını oluşturmak için yaratıcı, yetenekli, kendine güvenen, demokratik müttefiklere güveniyoruz. Eski ihtişamlarını geri kazanmak isteyen uyumlu ülkelerle çalışmak istiyoruz.

Uzun vadede, en geç birkaç on yıl içinde, bazı NATO üyelerinin çoğunluğunun Avrupa dışı ülkeler haline gelmesi oldukça muhtemeldir. Bu nedenle, dünyadaki yerlerini veya ABD ile olan ittifaklarını, NATO tüzüğünü imzalayanlarla aynı şekilde görüp görmeyecekleri açık bir sorudur.

Avrupa için genel politikamız şunlara öncelik vermelidir:

• Avrupa içinde istikrar koşullarını ve Rusya ile stratejik istikrarı yeniden tesis etmek;

• Avrupa’nın kendi ayakları üzerinde durmasını ve kendi savunmasından birincil sorumluluğu üstlenerek, herhangi bir düşman gücün egemenliği altında kalmadan, uyumlu egemen uluslar grubu olarak faaliyet göstermesini sağlamak;

• Avrupa ülkeleri içinde Avrupa’nın mevcut gidişatına karşı direnç geliştirmek;

• Avrupa pazarlarını ABD mal ve hizmetlerine açmak ve ABD işçilerine ve işletmelerine adil muamele sağlamak;

• Orta, Doğu ve Güney Avrupa’nın sağlıklı uluslarını inşa etmek ticari bağlar, silah satışları, siyasi işbirliği ve kültürel ve eğitimsel değişimler yoluyla;

• NATO’nun sürekli genişleyen bir ittifak olarak algılanmasına son vermek ve bu gerçeği önlemek;

Ve Avrupa’yı merkantilist aşırı kapasite, teknolojik hırsızlık, siber casusluk ve diğer düşmanca ekonomik uygulamalarla mücadele etmek için harekete geçmeye teşvik etmek.

D. Orta Doğu: Yükleri Paylaşın, Barışı İnşa Edin (ABD’nin burada bahsettiği İsrail’in istediği koşullarda bir barış).

En az yarım yüzyıldır, Amerikan dış politikası Orta Doğu’yu diğer tüm bölgelerin üzerinde önceliklendirdi. Sebepleri açık: Orta Doğu on yıllarca dünyanın en önemli enerji tedarikçisiydi, süper güç rekabetinin başlıca sahnesiydi ve daha geniş dünyaya ve hatta kendi kıyılarımıza sıçrama tehdidi oluşturan çatışmalarla doluydu.

Bugün, bu dinamiklerden en az ikisi artık geçerli değil. Enerji kaynakları büyük ölçüde çeşitlendi ve Amerika Birleşik Devletleri bir kez daha net enerji ihracatçısı oldu. Süper güç rekabeti, büyük güç çekişmesine dönüştü ve burada Amerika Birleşik Devletleri, Başkan Trump’ın desteğiyle en imrenilen konumu koruyor. Körfez’deki ittifaklarımızın, diğer Arap ortaklarımızla ve İsrail ile başarılı bir şekilde yeniden canlandırılması.

Çatışma, Orta Doğu’nun en sorunlu dinamiği olmaya devam ediyor, ancak bugün bu sorun, manşetlerin düşündürdüğünden daha az karmaşık. Bölgenin başlıca istikrarsızlaştırıcı gücü olan İran, 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in eylemleri ve Başkan Trump’ın Haziran 2025’teki Gece Yarısı Çekiç Operasyonu ile büyük ölçüde zayıflatıldı; bu operasyon İran’ın nükleer programını önemli ölçüde zayıflattı.

İsrail-Filistin çatışması hâlâ dikenli, ancak Başkan Trump’ın müzakere ettiği ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması sayesinde daha kalıcı bir barışa doğru ilerleme kaydedildi. Hamas’ın başlıca destekçileri zayıflatıldı veya geri çekildi. Suriye potansiyel bir sorun olmaya devam ediyor, ancak Amerikan, Arap, İsrail ve Türk desteğiyle istikrara kavuşabilir ve bölgede bütünleyici, olumlu bir oyuncu olarak hak ettiği yeri yeniden alabilir.

Bu yönetim kısıtlayıcı enerji politikalarını geri çektiğinde veya hafiflettiğinde ve Amerikan enerji üretimi arttığında, Amerika’nın Orta Doğu’ya odaklanmasının tarihsel nedeni gerileyecektir.

Bunun yerine, bölge giderek artan bir şekilde uluslararası yatırımın kaynağı ve hedefi haline gelecek ve petrol ve doğalgazın çok ötesindeki sektörlerde de – nükleer enerji, yapay zekâ ve savunma teknolojileri de dahil olmak üzere – yatırımlar gerçekleşecektir. Ayrıca, Orta Doğu ortaklarıyla birlikte, tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlamaktan Afrika gibi dünyanın diğer bölgelerinde dostane ve açık pazarlar geliştirme fırsatlarını güçlendirmeye kadar diğer ekonomik çıkarları ilerletmek için de çalışabiliriz.

Orta Doğu ortakları radikalizmle mücadeleye olan bağlılıklarını gösteriyorlar; bu, Amerikan politikasının teşvik etmeye devam etmesi gereken bir eğilimdir. Ancak bunu yapmak, Amerika’nın bu ulusları – özellikle Körfez monarşilerini – geleneklerinden ve tarihi yönetim biçimlerinden vazgeçmeye zorlama konusundaki yanlış yönlendirilmiş deneyinden vazgeçmeyi gerektirecektir. Reformu dışarıdan dayatmaya çalışmadan, organik olarak ortaya çıktığı zaman ve yerde teşvik etmeli ve alkışlamalıyız. Orta Doğu ile başarılı ilişkilerin anahtarı, bölgeyi, liderlerini ve uluslarını oldukları gibi kabul ederken, ortak çıkar alanlarında birlikte çalışmaktır.

Amerika’nın her zaman Körfez enerji kaynaklarının açık bir düşmanın eline geçmemesini, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını, Kızıldeniz’in seyrüsefer edilebilir kalmasını, bölgenin Amerikan çıkarlarına veya Amerikan topraklarına karşı terörün kuluçka merkezi veya ihracatçısı olmamasını ve İsrail’in güvenli kalmasını sağlamak gibi temel çıkarları olacaktır. Bu tehdidi ideolojik ve askeri olarak ele alabilir ve almalıyız. On yıllarca süren sonuçsuz “ulus kurma” savaşlarına gerek kalmadan. Ayrıca İbrahim Anlaşmalarını bölgedeki daha fazla ülkeye ve diğer Müslüman dünyasına genişletmek konusunda da açık bir çıkarımız var.

Ancak Ortadoğu’nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasına hâkim olduğu günler şükürler olsun ki sona erdi—bu, Ortadoğu’nun artık önemli olmadığı için değil, artık eskisi gibi sürekli bir rahatsızlık kaynağı ve yaklaşan bir felaketin potansiyel kaynağı olmadığı için. Aksine, burası bir ortaklık, dostluk ve yatırım merkezi olarak ortaya çıkıyor; bu eğilim memnuniyetle karşılanmalı ve teşvik edilmelidir. Aslında, Başkan Trump’ın Arap dünyasını Şarm el-Şeyh’te barış ve normalleşme arayışı içinde birleştirme yeteneği, Amerika Birleşik Devletleri’nin nihayet Amerikan çıkarlarına öncelik vermesini sağlayacaktır.(ABD çıkarı ve yatırımlar olarak bölgeye bakıyor).

Doğu Afrika

Afrika’daki Amerikan politikası çok uzun zamandır liberal ideolojiyi sağlamaya ve daha sonra yaymaya odaklanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri bunun yerine, çatışmaları hafifletmek, karşılıklı yarar sağlayan ticaret ilişkilerini geliştirmek ve dış yardım paradigmasından Afrika’nın bol doğal kaynaklarını ve gizli ekonomik potansiyelini kullanabilecek bir yatırım ve büyüme paradigmasına geçiş yapmak için seçilmiş ülkelerle ortaklık kurmaya yönelmelidir. (Yatırım ve kaynaklar odaklı bir yaklaşım).

İşbirliği fırsatları arasında devam eden çatışmalara (örneğin, Kongo Demokratik Cumhuriyeti-Ruanda, Sudan) çözüm bulmak ve yeni çatışmaları (örneğin, Etiyopya-Eritre-Somali) önlemek, ayrıca yardım ve yatırım yaklaşımımızı değiştirmek yer alabilir. (Örneğin, Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası). Ve Afrika’nın bazı bölgelerinde yeniden canlanan İslamcı terörist faaliyetlere karşı dikkatli olmalı ve uzun vadeli herhangi bir Amerikan varlığından veya taahhüdünden kaçınmalıyız.

Amerika Birleşik Devletleri, Afrika ile yardım odaklı bir ilişkiden, ticaret ve yatırım odaklı bir ilişkiye geçmeli ve pazarlarını ABD mal ve hizmetlerine açmaya kararlı, yetenekli ve güvenilir devletlerle ortaklıkları tercih etmelidir.

Afrika’da ABD yatırımı için acil bir alan olan ve iyi bir yatırım getirisi beklentisi olan alanlar arasında enerji sektörü ve kritik mineral geliştirme yer almaktadır. ABD destekli nükleer enerji, sıvılaştırılmış petrol gazı ve sıvılaştırılmış doğal gaz teknolojilerinin geliştirilmesi, ABD işletmeleri için kar sağlayabilir ve kritik mineraller ve diğer kaynaklar için rekabette bize yardımcı olabilir. (Para, kazanç, kaynak ve kritik mineraller).

Yazıyı Paylaş:
WhatsApp
Facebook
X
LinkedIn
Threads
Yazar Hakkında

İletişim Bilgilerimiz

Telefon Numarası
E-Posta Adresi