İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Ekim 23, 2025 19 dk okuma

KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİNDE DURUM: ABD BAŞKANI TRUMP PUTİN’İ YANINA ÇEKEBİLECEK Mİ?

İlyass 2
Ekim 23, 2025 19 dk okuma

Küresel Güç Mücadelesinde Durum, ABD Başkanı Trump Putin’i Yanına Çekebilecek mi?

Kur. Kd. Albay (E) İlyas SÜPÜRGECİ

Araştırmacı Yazar

Küresel liderlik ve güç mücadelesi esasen Batı ile Doğu arasında yaşanmaktadır. Geleneksel Batı’nın lideri ve süper güç ABD ile Asya’dan yükselen yeni ekonomik dev Çin arasındaki bu mücadele küresel ölçekte bir mücadele olsa da coğrafi olarak daha çok Avrasya satranç tahtasında yaşanmaktadır.

İki büyük ülke arasındaki mücadele silahlı bir mücadeleden ziyade, ticaret ve ekonomi alanında bir mücadele gibi gözükmektedir. ABD Çin’in ekonomik gücünü zayıflatmak ve kontrol altına alabilmek maksadıyla, küresel ölçekte öneme sahip ticaret ve ulaşım hatlarını ve Çin’in ihtiyaç duyduğu kritik önemdeki doğal kaynakların bulunduğu coğrafyaları kendi kontrolu altına almak için elindeki bütün imkanları seferber etmiş durumdadır.

ABD, aynı zamada Obama döneminden itibaren “bitmeyen savaşlar”dan sıyrılarak imparatorluk siyaseti izlemeye başlamıştır. Bu siyasetin gereği olarak, rakiplerini ve kendisine direnen güçleri zayıflatmak ve ABD çıkarları açısından kritik öneme sahip bölgeleri şekillendirmek için kendi bölgesel vekil güçlerini sahaya sürmüştür. Bunun yanında kendi askeri güçlerini küresel yüksek gerilimli hatlara ve fiili çatışma alanlarına caydırıcı güç olarak yeniden konuşlandırmıştır.

ABD asıl rakibi olarak gördüğü Çin’e karşı ticaret savaşı başlatmış ve Avrupalı müttefiklerine de zorlayıcı bazı ticari ve ekonomik yaptırımlar getirmiştir. Rusya’nın Ukrayna topraklarına fiilen işgal savaşı başlatmasıyla birlikte, küresel mücadele ABD’nin ve Siyonist ittifakın çıkarları doğrultusunda gelişmeye başlamıştır. Rusya Ukrayna cephesine angaje edilerek “Büyük Ortadoğu”daki etkisi ve baskısı önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.

İsrail’in Filistin halkına karşı 70-80 yılı aşkın süredir sürdürdüğü işgal, gasp ve etnik temizlik siyasetinin bölgede artarak devam etmesine rağmen; Trump’ın önem verdiği ve desteklediği “Abraham Anlaşmaları”nın, bazı Körfez ülkeleri tarafından kabul edilmesi ve S.Arabistan’ın da sıcak bakması neticesinde; Gazze Şeridinde Kassam Tugayları tarafından 07 Ekim 2023 günü gerçekleştirilen “Aksa Tufanı” baskını Siyonist İttifak tarafından “Yeni Ortadoğu” oluşumu için bir fırsat penceresi olarak görülmüştür.

Bu genel durum çerçevesinde gelişen süreçte gerçekleşen önemli olgular ve kritik faktörler bağlamında yapılan tespitler aşağıda sıralanmaya çalışılmıştır.

Yapılan Tespitler:

■ ABD başkanı Trump öncelikle NATO üyesi Batı Avrupa ülkelerine karşı, ABD lehinde siyasi, güvenlik, ticaret ve ekonomi alanında şartlar dayatarak boyun eğdirmiş ve bu Avrupalı güçlerin Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde ABD lehine aralarına mesafe koymalarını sağlamıştır.

■ Hindistan’ın ABD lehine, Rusya ve Çin ile ilişkilerinde arasına mesafe koyması için Hindistan yönetimine diplomatik baskı uygulanmış ve kısa süreli yaşanan Hindistan-Pakistan fiili çatışmasında Başkan Trump arabuluculuk yapma fırsatını yakalamıştır. Nihayetinde, Hindistan yönetiminin Rusya’dan ucuz petrol alımını durdurduğuna dair haberler yayılmıştır.

■ Rusya’nın Ukrayna topraklarında gerçekleştirdiği işgal savaşında, Trump savaşı sonlandırmak için Rus diktatör Putin ve Ukrayna lideri Zelenski ile diplomatik görüşmeler yürütmektedir. Trump bu görüşmelerde çok belirgin bir şekilde saldırgan ve işgalci Rusya’nın kazançlarını onaylayan, fakat saldırıya uğramış ve mağdur olan Ukrayna’dan taviz isteyen bir tutum izliyor görüntüsü vermektedir. Trump Beyaz Sarayda, Ukrayna liderini desteği kesmekle açıkça tehdit etmiş ve askeri yardımların karşılığı olarak Ukrayna’nın çok değerli yeraltı zenginliklerine çökmek istemiştir. ABD’nin NATO müttefikleri Başkan Trump’ın bu tutumundan kaygı duyduklarını ve gelecekte Avrupa’nın daha saldırgan bir Rusya ile karşı karşıya kalabileceklerini belirtmişlerdir. Üç yılı aşan bir zamandır devam eden çok kanlı savaşta büyük kayıplara uğramış olan Ukrayna lideri Zelenski şaşkınlık ve çaresizlik içerisinde Avrupalı güçler ile ABD arasında mekik dokumak zorunda kalmıştır.

■ ABD başkanı Trump, ABD’nin küresel hegemonyasına karşı en büyük rakip olarak gördüğü Çin’in daha fazla güçlenmesini önlemek ve ABD’nin hakim olduğu sisteme alternatif bir uluslararası sistem kurulması girişimlerini sonuçsuz bırakmak gayesiyle; bir taraftan siyasi, ticari ve ekonomik koşullar dayatmaya çalışırken, diğer taraftan Çin’in küresel ölçekteki siyasi, ticari ve ekonomik ilişkiler geliştirmek bağlamındaki inisiyatiflerini sonuçsuz bırakacak şekilde dünyanın kritik bölgelerinde bazı üçüncü ülkelere karşı sınırlı askeri güç kullanmak dahil fiili etkide bulunmaktadır. ABD Çin’i yalnızlaştırmak için ABD’nin arzu etmediği biçimde Çin ile ilişki içerisinde olmakta ısrar eden üçüncü ülkelere karşı ağır bir bedel ödetme kararlılığı sergilemektedir. Başkan Trump’ın gerçekleştirmek için yanıp tutuştuğu nihai siyasi hedef ise Putin yönetiminin Çin yönetimi ile arasına ABD lehinde mesafe koyması ve ABD ile küresel güç mücadelesinde yapıcı işbirliği sergilemesidir.

■ Çin’in kendisinde yeterli olmayan ve mutlaka ülke dışından ithal etmek zorunda olduğu en temel iki ihtiyaç maddesi gıda ve enerji kaynağı (petrol ve doğal gaz)dır. Bir buçuk milyara yakın Çinliyi beslemek için gerekli olan gıdanın büyük bölümünü ve Çin endüstriyel üretim gücünün ihtiyacı olan petrol ve doğal gazı Ortadoğu ve Hazar bölgesinden, Rusya’dan ve Güney Amerika ülkelerinden(özellikle Venezüella) Çin’e getirmek zorundadır. ABD özellikle küresel ölçekte enerji kaynaklarını kendi kontrolü altına almak için kritik öneme sahip bölge ve ülkelerde (Ortadoğu ve Hazar bölgesi, Güney Amerika) yumuşak ve sert güç unsurlarını kullanma kararlılığı sergilemektedir. Amerika kıtası dışında dünyanın tahıl ambarı Ukrayna ve Rusya’dır; Çin için bu iki ülkenin tahıl üretimi büyük önem arz eder.

■ ABD yönetiminin dayatmalarına ve Çin’i önleme stratejilerine karşı, Çin yönetiminin sahip olduğu önemli avantajları vardır.

Çin’in avantajları:

● Çin halkı kendine özgü yaşam tarzı ve tarihsel derinliğe sahip kültürü nedeniyle, zorlu sınamalar karşısında Amerikan halkına göre daha dayanıklıdır.

● Yönetim sistemi olarak, hızlı karar verme ve harekete geçme yeteneğine sahiptir.

● Ülkenin bütün kaynakları ve güç unsurları merkezi idarenin otoritesi altındadır.

●Çin dünyanın en büyük üretim gücü kapasitesine ve bundan kaynaklanan rekabet gücüne sahiptir.

●Dünyanın iki ekonomik devi ABD ve Çin’dir. ABD ekonomisi ve finans sektörü ile Çin ekonomisi ve finans sektörü arasında karşılıklı bağımlılık vardır ve küreselleşme olgusu Çin’in daha çok işine yaramıştır. ABD yönetimi küreselleşmeye son vermek isterken, Çin devamından yanadır.

● Yüksek teknolojiye dayalı üretim sektöründe önemli rol oynayan nadir elementlerin dünyadaki bilinen rezervleri bakımından en büyük kaynağa sahip bir ülkedir.

● ABD dünya siyasetinde kendi müttefikleri dahil birçok ülkenin iç işlerine açık ve örtülü müdahalede bulunmuştur ve dünyanın bir çok yerinde (Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da ve Güney Amerika’da) yaptığı askeri işgal ve saldırılarla büyük yıkımlara, iç savaşlara, teröre, milyonlarca can kaybına, ekonomik çöküntüye ve istikrarsızlığa yol açarak kötü bir geçmişe sahiptir. Çin’in kendi halkına karşı otoriter tutumu ve özellikle Uygur halkına karşı sistemli bir şekilde ve devlet politikası olarak insanlık dışı uygulamaları olmakla birlikte, diğer ülkelerle ilişkilerinde ülkelerin içişlerine ve rejimlerine müdahale etmemeyi ilke olarak deklare etmiştir.

● Avrasya satranç tahtasında ve Afrika kıtasında ABD Okyanus ötesinden gelen güç olarak bölgedeki üslerine bağımlı olmasına rağmen, Çin’in bir Asya ülkesi olması ve Rusya ile birlikte Avrasya’da belirleyici güç olma potansiyeli Çin’in lehinde olan bir durumdur. Fakat jeopolitik olarak, Rusya’nın Çin’i başka bir güçle dengeleme ihtiyacında olduğu da açıktır. ■ ABD ile Çin arasındaki rekabet ve güç mücadelesinin en önemli arenası, küresel ticaretin yükünü taşıyan deniz ulaşım hattı olan Hint Okyanusu bölgesi ile birlikte “Büyük Ortadoğu” bölgesidir. İkinci önemli arena ise küresel ısınma nedeniyle buzların erimesinden dolayı, Doğu ile Batı arasında deniz taşımacılığında alternatif olabilecek Kuzey Kutbu bölgesidir. Kanada ve Grönland ile birlikte Kuzey Kutbu bölgesi Rusya, Birleşik Krallık, ABD ve Çin arasında yeni rekabet ve mücadele arenası haline gelmiştir. Bu bölgedeki madenler ve enerji kaynakları da güç mücadelesinde çok önemli bir faktör olarak görülmektedir.

■ Avrasya satranç tahtasında merkez oyuncu konumundaki Rusya’nın, iki dev olan ABD ve Çin arasında tost olmaktan kurtulmanın ve bu güçler karşısında küresel bir güç olarak varlığını kabul ettirebilmenin yegâne yolunun, Ukrayna yönetimi ve doğal kaynakları üzerinde hakimiyet veya en azından kontrol sağlamasından geçtiğine inanması; Putin’in Ukrayna topraklarında giriştiği “özel operasyon” için gerekçe olmuştur; sözde başka gerekçeler uydurmuş olsa da. Putin yönetimi Ukrayna topraklarında saldırgan bir işgal harekâtı başlattığında, her ne pahasına olursa olsun, Rusya için savaşı arzu edilen nihai durum oluşuncaya kadar sürdürmekten başka bir seçeneğin söz konusu olmadığını mutlaka öngörmüş olduğunu kabul etmek gerekir.

Rusya yönetimi gelecekteki hayati çıkarları için Ukrayna topraklarının en değerli bölgelerini işgal etmiştir. Fakat savaşı sonlandıracak olan siyasi koşulların önemli bir bölümü Ukrayna ile ilgili değildir. Putin muhtemel bir anlaşma için yürütülen müzakerelerde bugüne kadar Ukrayna lideri Zelenski’yi muhatap olarak kabul etmemiştir ve muhatap olarak sadece ABD başkanı Trump’ı kabul etmiştir. Çünkü masadaki pazarlık konuları ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin Rusya’nın küresel bir güç olarak muhatap alınması ve buna göre düzenlenmesi ile ilgilidir.

Küresel ölçekte siyasi, güvenlik, ticari ve ekonomi alanlarında Rusya’nın çıkarlarını dikkate alan bir ilişki sisteminin ABD ile Rusya arasında oluşturulması bağlamında bir anlaşmaya varılması asıl hedeftir. ABD yönetimi için Rusya’nın isteklerini kabul etmenin önündeki en önemli engel, Avrupalı müttefikleri ve Batı Avrupa’nın ABD içindeki etkisidir. İkinci engel ise çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıkmasının kaçınılmaz hale geleceği ve bunun ABD çıkarlarına daha fazla zarar vereceği ihtimalidir. Çünkü saldırganı ödüllendiren ABD’ye olan güven sarsılacak ve Batı ittifakı parçalanarak yeni denge arayışları ortaya çıkabilecektir.

■ 07 Ekim 2023 sonrası başlayan ve günümüze kadar devam eden, Ortadoğu bölgesindeki İsrail saldırganlığı ve Filistin halkına karşı gerçekleştirdiği korkunç soykırım ve insanlık suçları karşısında; ABD yönetimlerinin işgalci, ırkçı ve Siyonist Yahudi terör rejimini tam olarak desteklemiş olması ABD yönetimini hem kendi kamuoyu hem dünya kamuoyu önünde oldukça zor durumda bırakmıştır. ABD tüm insanlığın gözleri önünde canlı olarak izlenen korkunç soykırım boyunca, en güçlü silahlarını ve en büyük bombalarını soykırımcı Siyonist Yahudi terör rejimine iki yıl boyunca temin etmek suretiyle, bu en büyük insanlık suçuna ortak olmuştur. Bu, ABD yönetiminin zaten kötü olan dünyadaki ahlaki duruş sicilini insanlık nazarında neredeyse sıfırlamıştır.

Ortadoğu bölgesindeki İsrail saldırganlığı ve işlediği vahşi soykırım Rusya’nın Ukrayna’da üç yıldır devam etmekte olan işgal savaşının kanlı bilançosunun dünya kamuoyundan kaçırılmasına (bir ölçüde örtülmesine) yardımcı olmuştur.

■ Küresel Mücadele genel olarak, fiilen Doğu ile Batı arasında ve Büyük Jeopolitik Satranç Tahtası üzerinde cereyan etmektedir. Türkiye fiili savaş alanlarının ortasındaki coğrafi bölgede merkezi bir role sahiptir. Türkiye’nin siyasi ve askeri gücü bölgedeki ve dünyadaki dostlarına güven, hasımlarına korku vermektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin güneyindeki Siyonist Yahudi saldırganlığı ve gerçekleştirdiği soykırım vahşeti ve kuzeydeki çok kanlı savaş alanı Türkiye’yi içine çekme riskini barındırmaktadır. Doğu Akdeniz merkezli bölgede Türkiye’nin hak ve menfaatlerine yönelik Siyonist ittifakın doğrudan veya dolaylı yöntemlerle provokasyon ve tecavüz girişimleri ve sınamaları söz konusu olabilir.

■ İran kendi topraklarında “Batı’nın kirli işlerini yapan” ve Batı’nın vekil gücü olan İsrail’in fiili saldırılarına maruz kalmıştır. İran bu saldırılara ölçülü cevap verebilmiş, fakat Çin’den ve Rusya’dan beklenen desteği alamamıştır. ABD yönetimi İran topraklarındaki İsrail saldırılarına gerekli desteği sağlamış ve nükleer tesislere yapılan saldırıya fiilen hava unsurlarıyla katılmıştır.

■ ABD küresel mücadelede çok önemli olan “Büyük Ortadoğu” bölgesindeki ve Hint Okyanusu bölgesindeki etkinliğini ve kontrolünü yeniden sağlama avantajını rakiplerine karşı kazanmış görünmektedir ve her türlü desteği verdiği İsrail’i merkeze alan “Abraham Anlaşmaları”nı bölgeye dayatmaktadır.

■Türk-İslam coğrafyasındaki ülkelerin ve/veya Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan “İslam Yayı”nın küresel güç mücadelesinde hangi aktörün yanında yer alacağı veya nasıl konumlanacağı çok önemlidir.

■ABD’nin izlediği imparatorluk siyaseti nedeniyle dünya ikinci Dünya Savaşından sonraki en kaotik dönemini yaşamaktadır. ABD başkanı Trump’ın sosyal medya üzerinden attığı mesajlar ile küresel piyasalar sürekli çalkalanmaktadır, FED üzerindeki müdahale ve baskıları nedeniyle para politikaları üzerindeki kontrol zayıflamış ve belirsizlik artmıştır. Genel olarak ABD yönetimine duyulan güven sarsılmıştır ve dünyada öngörülemezlik hakimdir. Çin başta olmak üzere birçok ülkenin merkez bankalarındaki altın rezervlerini artırma çabaları dikkat çekici boyutlardadır.

■ Çoğunluğu ABD merkezli küresel yüksek teknoloji şirketleri servetlerini büyütmeye devam etmektedir. Arap Körfezindeki sermayeye Başkan Trump adeta çökmüştür, orada hüküm süren ve güvenliklerini ABD’ye emanet eden Krallık ve emirliklerden ABD’de trilyon dolarlara varan yatırım yapma sözü almıştır.

■ ABD ve Çin arasındaki rekabette yapay zekaya dayalı sistemlerin kurulması ve küresel piyasada üstünlüğün ele geçirilmesi yarışının yanında saldırı ve savunma sistemlerinin yapay zeka tabanlı olarak geliştirilmesi ve entegre edilmesi yarışı da hızlanmıştır. Dünyada silahlanma yarışı hız kazanmıştır ve bu daha çok ABD ve İsrail silah endüstrilerine hizmet etmektedir.

■ NATO ülkelerine dayatılan savunma harcamalarını GSMH’nın %5 oranına yükseltmeleri talebini Avrupalı güçler genel olarak kabul etmek zorunda kalmış ve bu yönde harekete geçmişlerdir. Bu kaynakların önemli bir kısmının ABD ve İsrail şirketlerine gideceği çok açıktır.

■Rusya-Ukrayna savaşından çıkarılan dersler ve İsrail’in Ortadoğu’daki saldırı operasyonları (özellikle İsrail-İran arasındaki 12 gün savaşı)ndan çıkarılan dersler bağlamında hem doktrinler hem savunma sistemleri geleceğin savaşları için yeniden tasarlanmaktadır. Savaşlarda hem istihbarat alanında hem savunma ve saldırı kapasitesi oluşumunda, gelişmiş yazılımların, otonom sistemlerin ve uzayın gittikçe daha fazla kullanıldığı görülmektedir.

Çin Pekin’de dünya kamuoyunu etkilemek için büyük bir askerî geçit töreni ile gelişmiş saldırı ve savunma sistemlerini sergilemiştir. Şi Jinping tam manasıyla güç gösterisi ve reklam yapmıştır. Bu gösteride Rus lider Putin ve Kuzey Kore lideri de hazır bulunarak güç gösterisini birlikte izlemiştir.

Değerlendirme ve Sonuç: Putin liderliğindeki Rusya Ukrayna topraklarındaki saldırısına kadar, Almanya üzerinden AB ülkeleri ile, Çin ve Hindistan ile ve “Büyük Ortadoğu” ülkeleri ile Avrasya satranç tahtasında kazan-kazan ilişkisine dayalı bir strateji ile hızlı bir toparlanma süreci yaşayarak küresel bir aktör konumuna gelmişti.

Fakat Ukrayna savaşı ile birlikte bu durum tamamen değişmiştir.

Avrasya’nın kalbindeki Rusya’nın günümüzdeki Çarı Putin, Rus halkının kaderini belirleyecek bir mücadelenin içinden geçmekte olduğunun farkındadır. Rusya’nın bu mücadeleden kaybeden taraf olarak çıkma lüksü olmadığını görmektedir.

Avrupalı güçlerin saldırgan ve işgalci durumuna düşmüş Rusya’ya kısa ve orta vadede artık güvenmeyeceklerini ve mevcut durumda patron ABD ile birlikte hareket etmek zorunda olduklarını çok iyi anlamaktadır. Putin bu nedenlerle ABD başkanı Trump ile ve Çin lideri Şi Jinping ile ayrı ayrı dirsek temasında olmayı prensip olarak benimsemiştir.

Putin aslında bu büyük iki ülke arasında manevralarını geliştirmektedir ve devler arasındaki liderlik mücadelesinde kazanmak için kendisinin vazgeçilemez bir aktör olduğunu göstermeye çalışmaktadır.

ABD başkanı Trump’ın tutkularına ve Çin lideri Şi Jinping’in korkularına oynamaktadır. Putin dünyaya oldukça sabırlı ve kararlı bir tutum sergilemeye çalışmakla birlikte, milli kaynaklarını savaş ekonomisi ortamında tüketmekte olduğunun ve gelişmişlik düzeyi bakımından gittikçe geriye düşmekte olduğunun da farkındadır. Savaş uzadıkça Putin’in Rusya’yı tekrar küresel bir güç yapma hedefine ulaşma bedelinin de gittikçe ağırlaştığı ortadadır.

Putin’in Avrupa cephesinde son dönemde kaosu yükselterek, korkulara oynadığı da görülmektedir; fakat bu tutum Avrupa’nın kenetlenmesine ve daha yüksek savunma harcamaları için gerekçe teşkil etmesine yol açmıştır; silahlanma yarışını hızlandırmıştır. Çin açısından durum kötünün iyisidir denilebilir. Jeopolitik olarak Çin’e karşı ABD -Rusya işbirliği doğal bir durum olmasına rağmen, Ukrayna’daki savaşın sonlandırılamayışı ve ABD ile Rusya arasında bir anlaşmaya varılamamış olması nedeniyle; mevcut küresel kaotik ortamın çok kutuplu bir dünya doğurma ihtimali devam etmektedir.

Rusya lideri Putin’in ABD liderliğindeki Batı’nın ortak çıkarları doğrultusunda yapılacak dayatmaları kabul etmesi ve/veya Batı ile Rusya’nın kazan-kazan doğrultusunda uzlaşarak anlaşması halinde oluşacak küresel tablo doğal olarak Çin’in aleyhine olacaktır. Böyle bir durumda Çin’e karşı bir sinerji ortaya çıkabilecektir. ABD liderliğindeki Batı için en düşük maliyetli seçenek olarak; Ukrayna’daki çatışmayı dondurmak, Rusya’yı Ukrayna’da angaje etmeyi sürdürmek, uluslararası yaptırımları devam ettirerek işgalin bedelini Rusya için ağırlaştırmak olduğu açıktır. Fakat bu Batı’nın sabırlı ve kararlı olmasını ve Ukrayna’nın yaralarının sarılmasını gerektirir. Diğer taraftan ABD’nin yönetim sisteminden ve Avrupa ülkelerinin her birinin kendi içindeki siyasi ve ekonomik çalkantılardan ve aralarındaki rekabetten kaynaklanan bir dezavantajlı durumda oldukları bir gerçektir. Bu olumsuzluk Rusya ve Çin karşısında zamana karşı dayanıklılıklarını sorgulatmakta ve karşı tarafa cesaret vermektedir. Sonuç olarak durum karmaşık olmakla birlikte, zamanın ruhu bakımından ABD geleneksel müttefiklerinin çıkarlarını göz ardı edebilecek durumda değildir. Batı kollektif savunmayı ve stratejik işbirliğini kendi içinde sürdürmeye yatkın görünmektedir. Çünkü bunun aksi bir durum ABD ve Avrupalı güçler için kaybet- kaybet stratejisi demektir.

ABD’nin küresel üstünlüğünü ve liderliğini sürdürme iddiası Avrupasız ve Ortadoğu’suz mümkün değildir ve çok kutuplu bir dünya düzeninin kapısı aralanmış olacaktır. Öyle bir durumda Avrasya coğrafyasında merkezdeki oyuncu konumunda olan Rusya için en uygun stratejik ortam tekrar ortaya konulmuş olacaktır. Kısacası, kısa ve orta vadede dünyada ve özellikle Türkiye’nin çevresinde suların durulmayacağı, kaotik ortamın devam edeceği ve zamana karşı dayanıklılık ve kararlılık gösteren tarafların ve ülkelerin kazançlı çıkabileceği görülmektedir. İlyas Süpürgeci, 22.10.2025

PAYLAŞ: