İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Aralık 9, 2024 5 dk okuma

TAHRAN’IN LEVANT MACERASININ SONU VE İSRAİL’İN MUHTEMEL YENİ YAKLAŞIMI

TAHRAN’IN LEVANT MACERASININ SONU VE İSRAİL’İN MUHTEMEL YENİ YAKLAŞIMI
Aralık 9, 2024 5 dk okuma

TAHRAN’IN LEVANT MACERASININ SONU VE İSRAİL’İN MUHTEMEL YENİ YAKLAŞIMI

İlyas SÜPÜRGECİ, 10.12.2024

Tahran rejiminin, Irak işgal edildikten ve parçalandıktan sonra bölgede oluşan güç boşluğundan faydalanmak ve bir şekilde Akdeniz’e ulaşmak için 2011’den itibaren uygulamaya koyduğu, bölgedeki Şii varlığı üzerinden etkisini yayma girişimini fark eden ve Obama döneminde İran’ı teşvik eden yaklaşımlardan kaygı duyan, Tel Aviv’deki stratejik düşünce kuruluşları, bu durumu muhtemel sonuçları ve ne yapılması gerektiği bağlamında analiz ederek İki farklı görüş ileri sürmüşlerdi; mealen:

Birinci görüş: İran’ın bölgede önünün açılması, Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da yerleşmesine ve etkisini yaymasına müsaade edilmesi halinde, İsrail’in güvenliği açısından büyük bir tehdit oluşturabileceği noktasından hareketle gecikmeden gerekli karşı tedbirlerin alınması.

İkinci görüş: Tahran rejiminin, İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacak siyaseti için ülke kaynaklarından önemli bir miktarı bu ihtirasları için kullanmasına yol açacaktır; bu ise İran’a çok pahalıya mal olacaktır. İran’ın bu tür politikalarının bölgede başarı şansı zayıftır. Bırakalım, kendi ülke kalkınması için harcaması gereken çok değerli kaynaklarını bu macera için heba etsin.

Siyaseten birbirinden beslenen Tahran’daki Şii rejiminin ve Tel Aviv’deki Siyonist rejimin, bölgede çıkarları olan küresel güçlerle birlikte, aradan geçen zaman içinde bölgeyi ne hale getirdikleri ortadadır.

Her iki rejimin yayılmacı ve ırkçı yaklaşımları elbette kendi halklarına da büyük zararlar vermiştir. Fakat bölgede sonuçta asıl kaybeden Tahran’daki Şii rejiminin yönetimi altındaki İran halkı olmuştur. Tel Aviv’deki Siyonist terör rejimi kendisini himaye eden Siyonist İttifak sayesinde kendi durumunu tekrar kontrol altına almayı başarmıştır.

07 Ekim 2023 “Aksa Tufanı” baskını sonrasında tetiklenen ve jeopolitik derinlikte sonuçlar doğuran bölgesel fırtınanın devamında, Suriye’deki işbirlikçi diktatör Esad rejimi muhalefet tarafından devrilmiştir. Şam’daki halkına zulmeden diktatör rejimin, destekçisi Tahran rejimi de Esad gibi Suriye’den âdeta kaçmak zorunda kalmıştır. Moskova’nın, halen küresel güç ve BM Güvenlik Konseyi daimî üyesi olması nedeniyle, şimdilik Suriye’deki varlığı dokunulmaz kalmıştır.

Moskova’nın Tahran rejiminden farkı, aralarındaki mutabakat gereği bölgede İsrail’in Suriye’deki saldırganlığına tepkisiz kalması ve göz yumması ve özellikle Türkiye’yi Suriye’deki varlığı ile tamponlaması veya dengelemesidir. Rusya, Tel Aviv’e göre özellikle kendi çıkarları açısından Suriye’de bir sigorta ve denge faktörüdür.

Bölgede Tahran rejiminin gücünün zayıflatılması ve geriletilmesi ile birlikte, Türkiye’nin güç kazandığını ve birleştirici bir güç olarak Suriye’de ve Irak’ta inisiyatifler geliştirdiğini yakından takip eden İsrail, gelecekte Türkiye ile karşı karşıya gelme ihtimaline karşı; proaktif bir yaklaşımla hareket ederek, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek isteyeceğini görmek gerekiyor. Çünkü Siyonist rejim açısından son on beş yıldır esasen en büyük zorluk olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni tespit ederken, İran’ı acil tehdit olarak değerlendirilmiştir. Tel Aviv geçmişte olduğu gibi gelecekte de Siyonist İttifak’ın desteği ve himayesi altında siyaset izlemeyi sürdürecektir. Kendisi masada olmasa da yıkıcı ve caydırıcı gücünün ve siyasi gücünün daima masada olmasını Siyonist İttifak’ın büyük güçleri (ABD ve Birleşik Krallık) aracılığıyla sağlamaya çalışacaktır.

Küresel güç mücadelesinin Doğu Akdeniz merkezli bölgedeki sıcaklığı ve dünyadaki büyük güç mücadelesinin gidişatını belirleyici niteliği, ikinci kez ABD başkanı seçilen Trump’ın bu döneminde de devam edeceği değerlendirilmektedir.

Başkan Trump’ın bölge ile ilgili tasarruflarında insanlığın yüksek değerlerini mi önceleyeceği, yoksa Siyonizmin hizmetkârı mı olacağı konusu sadece bölgeyi değil, insanlığın geleceğini derinden etkileyecektir. Çünkü Netenyahu liderliğindeki rejimin Filistin halkına yönelik gerçekleştirmiş olduğu soykırım, büyük yıkım ve işgal halen devam ederken, başkanlık koltuğuna oturacaktır. Böyle bir ortamda ABD’nin bölgedeki ve dünyadaki oldukça bozulan imajını; Filistin Halkının hak ettiği bağımsız bir Filistin Devleti’ne kavuşmasına katkı sunarak, PKK/YPG/PYD gibi terör örgütlerini desteklemekten vazgeçerek, Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerindeki halkların kendi içinde barış ve demokrasiyi tesis ederek ve kendi kendilerini yönetmelerine destek sağlamak suretiyle düzeltme şansına sahip olabileceğini yeni ABD başkanı Trump unutmamalıdır.

İlyas Süpürgeci, 10.12.2024

PAYLAŞ:

Diğer Yazılar