
2025- BEKLENTİ VE ÖNGÖRÜ
Doç. Dr. Güray ALPAR
Öngörü büyük bir çaba ve altyapı gerektirir. Bir akademisyen için geleceği öngörmek oldukça zordur. Bu nedenle çoğu zaman, o yıl içerisinde meydana gelen bilindik olaylar birbiri ardına sıralanır ve geleceğe ilişkin hususlarda böyle bir riske girmeden, bilindik hususlar tekrarlanır.
Olması gereken öngörülerin belli bir metodoloji çerçevesinde ayrıntılı bir araştırma ve bilgi birikimi ile geneli içerecek şekilde ortaya konulmasıdır. Ancak böyle bir zahmetli çabaya girilmeden, konuların “beklenti ve öngörü” adı altında üstünkörü ortaya konulduğu görülür. Zaten hiç kimse de dönem sonunda, “ortaya iddialı bir şekilde ortaya konulan hususların gerçekleşip gerçekleşmediğini” sormadığından, her konuya genel olarak değinmenizde herhangi bir mahzur görmezsiniz.
Böylesi bir ortamda 2025 yılına ait beklentileri ortaya koymadan önce 2024 ve öncesinde gerçekleşen olayları sistematik bir yapıya büründürmek zorundayız.
2024 yılındaki Dünya jeopolitik ortamına yukarıdan baktığımızda;
- Daha önce oluşturulmuş olan uluslararası sistemin çökmeye devam ettiğini,
- Bu çöküşte başlıca rolü bu düzeni kuran ülkelerin oynadığını,
- Sistemde normal olanın anormal, anormal olanın normal bir hale dönüştüğünü,
- Çocuk, kadın ve sivil ölümlerinin, herkesin gözü önünde gerçekleştiği halde susmanın ve görmezden gelmenin basit mazeretlerle makul gösterilmeye çalışıldığını,
- Adaletsiz ve dengesiz sisteme yönelik itirazların giderek yükseldiğini,
- Böylesi bir ortamda eski sistem memnunlarının, karşılarında bir güç oluşmasını önlemeye yönelik bölme ve parçalama çabalarını sosyal medya, internet ve sanal ortamları da kullanarak artırdıkları görülmüştür.
Ancak görünenin ötesinde,” her şeye hâkim olduğu yanılgısıyla”, güç kaybedenlerin olduğu da bir gerçek. Bir şeylerin değiştiği de.
Zirveler, güvenlik konferansları, ittifak arayışları ve hazırlanan strateji belgelerinin belli oranda geleceğe yönelik olduğunu biliyoruz. Ancak dengesiz bir ortamda her hususu her zaman kendi kontrolünüzde tutamayacağınız da bir gerçek. Her halükârda stratejinin; zaman-mekân ve kuvvet kavramlarını aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
Buna herkesin bilebileceği bir örnek vermemiz gerekebilir. Örneğin: ABD Başkanı Trump, ilk dönemde bazı girişimlerde bulundu. Şimdi de ikinci kez iktidara geldi ve aynı paradigmalarla kaldığı yerden devam etmek istiyor. Bu ise en büyük yanılgısını oluşturuyor. Çünkü ne dünya o bıraktığı dünya ne de zaman aynı zaman. Tıpkı 1992 yılı mart ayında, Sovyet Kozmonot Krikaley’in 313 günlük yolculuğunun sonunda Dünya’ya döndüğünde, ülkesinin dağılmış ve Kazakistan’ın da bağımsız bir devlet olduğunu görmesi gibi.
Trump’ın, başkanlık döneminin sonunu görüp göremeyeceğini bilemiyoruz ama kuvvet faktörünün de aynı olmadığını biliyoruz.
Zaten ABD’yi imaj yönünde çok kötü bir seviyede olduğu bir dönemde devir alan Trump’ın, aynı düşünce yapısıyla, Ortadoğu bölgesinde yıpranmaya devam ettiği takdirde nelerle karşılaşacağı az çok biliniyor. Avrupa Birliği ise tutarsız politikaları ile çevresindeki bölgelerle ilişkisini giderek kopararak yalnızlaşırken, düşünce kısırlığı içinde ve liderlik yetersizliğinin bir sonucu olarak, pahalıya mal ettiği enerji nedeniyle ekonomik olarak dünyadaki konumunu giderek daha da kaybediyor gözüküyor. Diğer taraftan ABD ve AB’nin yıpratmak istediği Rusya’nın durumu ortada. Bu dönemde çatışma ortamından uzak kalan Çin’in kuvvet dengesinde yerini daha da iyi duruma getirdiğini görüyoruz.
2025 yılında da özellikle, Orta Doğu ve Arap Yarımadası çevresi olmak üzere, çatışma ortamlarının ve istikrarsızlıkların güneye doğru yayıldığını görebiliriz. Sonrasında Afganistan, Pakistan ve Hindistan bölgesinde benzer olaylara zaman zaman rastlayacağız. Çin’e karşı ABD öncülüğünde ittifak oluşturma arayışlarının da devam ettiğini ve gerginliğin belli aralıklarla tırmanacağını da göreceğiz.
Bu dönemde hiç de arzu etmememize rağmen, Türkiye ve çevresindeki istikrarsız ortamın bir süre daha devam etmesi muhtemel gözüküyor. Bu dönemde, Suriye’de istikrarlı bir yönetim oluşturma çalışmaları devam ederken, Doğu Akdeniz’deki zengin hidrokarbon yataklarından kaynaklanan güç konumlandırma çabalarının devam edeceğini söyleyebiliriz. Dirayet, akıl ve planlama bu dönemde başarı için elzem gözüküyor.
Bu açıdan Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın egemenliğini tamamen terk ederek, topraklarını yabancı askerlere terk edişini iyi takip etmek gerekiyor. Hiçbir kıyısı ve alakası olmamasına rağmen, Suriye’nin bağımsız bir devlet olarak “münhasır ekonomik bölge” anlaşmasına anlamsız bir şekilde karşı çıkan ve aşırı milliyetçi helenik bir anlayışla demeçler veren, Yunanistan’ın yöneticilerinin tavrında bir değişiklik olmayacağı, bunun yanında Suriye’nin istikrara kavuşmaması ve hatta bölünmesi için bazı ülkeler tarafından bu dönemde de açık ve gizli olarak çalışmalar yapılacağı da beklenilmelidir.
Yine muhtemelen, İsrail’in azınlıkları kullanarak bölgeyi karıştırma çabaları da ABD üzerinden devam ettirilmeye çalışılacaktır. Böyle bir durum karşısında Suriye’de herkesi kucaklayacak bir yapının oluşturulması gereği ve bu doğrultuda toplum liderlerinin aynı anlayışa sahip olması gerekmektedir. Eğer bu birliktelik sağlanamazsa Suriye daha uzun yıllar arzu ettiği istikrara kavuşamaz.
Kısaca önümüzdeki dönem, mevcut yapıda, sistemi kullanarak bugüne kadar bölgeyi bölen ve insanları birbirine düşürerek bölge kaynaklarını sadece kendisi için kullanan yapı ile bunu değiştirmek isteyenler arasında bir mücadeleye sahne olacak gibi görünmektedir. Şüphesiz böylesi bir ortamda aklımıza her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Bölge insanı, liderleri, akil insanları ve akademisyenleri bu yapıyı anlayıp ona göre bir araya gelme ortamını yaratamazlarsa, yaşanacakların öncekilerden farklı olmadığı görülecektir.
Jeopolitik kolay bir alan olmayıp, bir birikimi ve çalışmayı gerektirir. Bu açıdan derinlik yanında, bilimler arası çalışmayı gerektiren bir genişliği de içerir. Bu açıdan yeni dönemde de;
- Liyakate önem verenler,
- İnsanı merkeze alanlar,
- Parçalayan ve bölenler değil, birleştirenler,
- Rasgele ve sadece duygularıyla hareket edenler değil, planlayanlar,
- Bildiğini sananlar değil, bilgiye erişip bunu sentez, analiz ve değerlendirme safhasına taşıma kapasitesine sahip olanlar,
- İşi oluruna bırakanlar değil, çalışanlar, özetle, Jeopolitiğin gereğine göre hareket edenlerin kazanacağını öngörebiliriz…
Hepiniz için Jeopolitik Öngörü Enstitüsü adına, gönlünüzce bir yıl geçirmenizi diliyoruz.