
ÖLDÜRÜLEN İRANLI GENERALİN HALEPTE NE İŞİ VAR?
Halep ve civarında geçen hafta başlayan hareketlilik devam ediyor. Aslında Suriye iç savaşı 2011 yılından beri sürüyor. Burada savaş iç savaş olmaktan da çıktı çünkü neredeyse bütün dünya orada savaşa dahil oldu. ABD, Fransa ve Rusya yanında; İran ve İran destekli gruplar da buna dahil. “Neden oradayız” sorusunun cevabı ise bir şekilde bulunmuş. Kimi, ülkesinde kendisini severek destekleyen kaç kişi kaldığı bilinmeyen, Esad Rejimini ayakta tutmayı, kimisi ise kime hizmet ettiği şüpheli IŞİD gibi örgütlerle mücadele adı altında, kendileri ile doğrudan bir sınırlarının ve ilgilerinin bulunmadığı alanlarda dolaşıp duruyor. Fransa’nın tarihi emelleri ise zaten malum.
Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyoruz ama her nedense gerçekte acı çeken, yerlerinden edilen, denizlerde, “kendi ülkelerine gelmesinler” diye botları batırılan Suriyeliler, kimsenin umurunda değil. Kimse gerçek Suriye halkını sormuyor, merak etmiyor hatta insan yerine koymuyor. Halep ve civarında bugünlerde yaşanan çatışmalarda da kimsenin bu soruyu sormadığına şahit oluyoruz.
İşte uluslararası sistemin geldiği son durum. İnsanlık out, menfaatler in… Oysa binlerce yıllık bilge geçmişi içerisinde, tecrübe ile elde edilen ahlaki yetkinlik olarak tanımlanan “vicdan” kelimesinin kültürümüzde insan eliyle oluşturulmuş ve insanı mutsuz eden birçok değerden daha önemli olduğu bir gerçek. Şüphesiz bu güç kişiye doğruyu ve iyi yapma yönünde içsel olarak bir sorumluluk yüklemektedir.
Oysa gerçekte, insani açıdan sorulması gereken sorular şunlar olmalıydı:
- Esad rejiminin halkına yaşattığı bunca acılara rağmen, hala iktidarı meşru mu? Gerçek bir seçim yapılabilse ülkesinde kaç kişi onu gönülden destekler (Pek kimse kalmadı ama)?
- Rejime destek için orada bulunduğunu iddia edenler, neden YPG/PKK teröristlerine karşı, rejime bugüne kadar en ufak bir destek sağlamadı? Aynı durum İsrail saldırılarında da sorulabilir. İsrail Esad’ın sarayı hariç her yeri bombaladı ancak, Esad’ı korumaya gelenlerin hava savunma sistemleri hiçbirini tespit edemedi!
- Suriye’ye uluslararası bir yaptırım uygulandığı iddia ediliyor ama ABD’li şirketler neden bunun dışında? Böyle olabiliyor mu? YPG/PKK silah, cephane ve eğitim yardımını almaya neden devam ediyor? Suriye içinde insanların, sivillerin, çocukların bazıları neden farklı bir muamele görüyor? Yoksa insanın tanımı değişti de bizim mi haberimiz yok?
- Suriyeliler neden ülkelerini terk etti? Şimdi nerelerde ve hangi koşullarda yaşıyorlar? Çadırlarda yaşayan çocuklar, bırakın okula devam etmeyi, kahvaltıda ve diğer öğünlerde yiyecek bulabiliyorlar mı? Acaba korkuyorlar mıdır? Aralarında üşüyenler var mıdır?
Bu ve buna benzer birçok insani soru aklımıza geliyor. Bunlar tamam da anlamlandıramadığımız bir soru daha var kafamızda…
Bu soru, İran’ın bölgedeki konumu ile ilgili. Bilindiği gibi İran’ın toprak bütünlüğü bizler için önemli. Kültürel yakınlığımız malum. Maruz kaldığı yaptırımlar ve uluslararası alanda bu ülkeye yapılan baskılar da bizi ziyadesiyle rahatsız ediyor. Ancak anlayamadığımız nokta İran’ın bu coğrafyada yapmaya çalıştıkları ve uyguladığı politikalar. Mesela;
- İran neden Karabağ konusunda onlarca yıldır mağdur olan Azerbaycan’ın değil de Ermenistan’ın yanında yer aldı.
- İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, “ABD’ye Afganistan ve Irak işgallerinde yardım ettik ama Bush yine de bizi şer odağı görüyor” sözleriyle anlam bulan ifadelerini bizim nasıl anlamamız gerekiyor?
- Bölgeye müdahale etmek isteyen güçlerin İran’ın, anlamsız “başkentleri kontrol altına alma çabasına” destek sağladığı ve istediklerini alınca da İran’ı ortada bıraktıkları söylemlerine inanmalı mıyız?
- Peki İran’ın daha önce müştereken gerçekleştirdiği Halep saldırılarındaki, sivillerin halinin ve şehrin harabe haline gelmesi durumunun, İsrail’in Gazze saldırılarından farkı ya da farkları nelerdir? İran inançları açısından, bunca sivil, kadın ve çocuğun hayatını kaybetmesi, yerlerinden olması, acılar çekmesi, denizlerde boğulması bu eylemi gerçekleştirenlere bir sorumluluk yüklemiyor mu?
- İran’ın Türkiye’nin diğer Türk devletleri ve Asya’ya açılımını sağlayan Zengezur Koridorunu desteklemesi ve hatta müştereken işbirliği içinde hareket etmesi beklenirken, buna karşı olması nasıl izah edilebilir?
- Türkiye sınırının dibindeki Halep ve çevresinin doğrudan Türkiye’nin güvenliği ile ilgili olduğu, buradan Türkiye’ye daha önce yoğun bir göç dalgasının vuku bulduğu, istikrarsız ortamın terör faaliyetlerine doğrudan zemin hazırladığı herkes tarafından bilinirken, İranlı yetkililerin Türkiye’ye “sakın müdahil olmayın” ikazını nasıl yorumlamalıyız?
- Ve son olarak, İran’ın toprakları içerisinde yabancı ajanlar kol gezerken, ellerini kollarını sallaya sallaya bilim insanlarına, konuklarına, güvenlik güçlerine eylemler yaparken, İranlı generallerin Halep kırsallarında ve Suriye’de öldürülüyor olmalarını, İran’ın kalkınması ve halkı için harcayacağı paraları buralarda bir hiç uğruna çarçur etmesini ve dahi Lübnan’da uğradığı hezimet ve saldırılar ortadayken, Hizbullah militanlarını buralardan getirip Suriye’de çatışmalara dahil etmesinin yorumu nasıl yapılabilir?
- İran’ın içine düştüğü ve aynı şekilde devam ettiği takdirde düşeceği durumlar karşısında yeni bir durum değerlendirmesi yapması ve uyguladığı politikaları daha barışçıl ve komşularıyla uyumlu hale getirmesi gerekiyor mu?
Sorular… Sorular…
Bütün bu sorular değişik biçimde cevaplandırılabilir. Edebiyatı iyi olan diplomatlar da çok güzel cevaplar bulabilir.
Etnik, mezhepsel, dinsel ve demografik yapıyı değiştirme çalışmalarının yanında, insanları bölmenin ve birbirine düşürmenin, yerlerin yurtlarından etmenin yanlış olduğunu zaten biliyoruz. Öyle YPG/PKK benzeri yapılanmaları eğiterek bölgede bir güç oluşturulamayacağını da, bunlara güvenilmeyeceğini de (Esad rejiminin terör örgütüne devrettiği alanlar bir kaç saat bile dayanamamıştır). Şehirlere yönelik hava saldırılarıyla da sonuç alınması pek mümkün gözükmüyor.
Peki bölge için doğrusu nedir? Ne olmalıdır?
Söz bize düşmez belki ama akla gelen bazı doğrular şunlar olabilir:
- Öncelikle bölge ülkeleri sağlıklı bir düşünüşle ve ortak bir akılla bir araya gelmeli,
- Bölgede uydurma ve suni yapılandırmalardan vazgeçilmeli,
- Suriye’de herkes için güvenli ortam bir an önce sağlanmalı,
- Suriye’de gerçek, çoğulcu demokrasi uygulanmalı, ülkeyi harabeye çevirmiş birinin değil, Suriye’de yaşayan insanların istediği olmalı,
- Suriye’yi savaş nedeniyle ülkeyi terk edenler güvenli ortam sağlanmış bölgelere dönmeli,
- Uluslararası sistem ülkeyi bölmek ve insanları birbirine kırdırmak yerine, Suriye’yi inşa etmek ve bir an önce normalleştirmek için bir araya gelmeli.
Halep ve civarındaki gelişmelerin nerelere evrileceğini henüz bilmiyoruz. Ancak bütün bu noktalarda ve Suriye’de insanların iyi bir gelecek inşa etmelerinde öncelikle kadim değerlere sahip bölge devletlerinin oynayacağı rolün ve vicdani seçimlerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Aynı şekilde bölgede Türkiye’nin işin içinde olmadığı suni ve uydurma yapılanmaların sağlıklı ve sürekli olmayacağı da bir başka gerçek…