ÜLKEMİZDE ANTROPOLOJİ BİLİMİ: DIŞLAYANLAR VE ÖNEM VERENLER
GFI Başkanı Doç. Dr. Güray ALPAR
Sosyal ve Kültürel Antropolog
2000 yılında, çalıştığım kurumda, diğer alanların yanında “antropoloji” konusunda da lisansüstü eğitim için kurum adına öğrenci gönderme planını, kurumun en üst yöneticilerinden birine sunduğumuzda, “ne işimiz var kafatası eğitiminde” denilerek dosya üzerimize fırlatılmıştı da dosyayı yerden toplayıp, sabırlı bir şekilde antropolojinin ne olduğunu anlatana ve yöneticimizi ikna edene kadar kan ter içerisinde kalmıştık.
Bugün de durum pek farklı değil. Batılı ülkeler her yıl on binlerce antropolog yetiştirip alana salarken, bizde antropoloji yazınca internette hemen ilkel insan ve kafatası ile özdeş resimler ve yazılar çıkıyor. Antropoloji, konusu ve faaliyet alanlarının bilinmeyişi ise bu konuda uğraş verenler için rahatsızlık verici. Geçtiğimiz haftalarda, bir televizyon programında, konuşmacının saatlerce antropolojinin sadece zararlarından söz etmesi üzerine de artık bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.
Ortada gerçekten anlaşılmaz bir durum var. Dünyada en fazla sosyal ve kültürel saldırıya maruz kalan ülke Türkiye olmasına rağmen, nedense ülkemizde Antropoloji bilimine karşı bir uzak durma hatta dışlama söz konusu. Bu durum, bilinçli ve kötü niyetli olması kadar, bu bilimin uğraşı alanının yeterince bilinmemesinden de kaynaklanıyor. Oysa gelmişler ülkemizi köy köy, mezra mezra incelemişler, bizi birbirimizden farklı gösteren ve ayrıştıran her türlü haritamızı boy boy ayrıntılı olarak çıkarmışlar da kendimize ait bilgileri bile buralarda araştırıyoruz.
Antropoloji, kelime anlamı ile “insan bilimi” demektir (Alpar, 2014:5). İnsanları, toplumları ve kültürleri çeşitli tekniklerle inceler, kültürel örüntüleri ortaya çıkararak çıktılarını yine toplumun hizmetine sunar. Peki konusu insan olan bir bilim neden reddedilir? Konuyu üstünkörü yarım yamalak biliyorsa veya bildiğini zannedip eksik olarak anlatıyorsa bu mümkün. Diğer taraftan sizin üzerinizde uygulanan kontrol yöntemlerini anlamamanız ve toplumunuzu bir arada tutacak yöntemleri geliştirmeniz istenilmiyorsa da mümkün.
Zaten öyle de oluyor ve antropoloji yanlış ve bilinçli bir şekilde ya “sömürge bilim” ya da başımıza geldiği şekilde,” frenoloji” ile karıştırılarak “kafatası bilimi” olarak sembolleştiriliyor. Bu noktada “frenoloji”, 1800’lerde Avusturyalı hekim, fizyolog ve nöro-anatomist Franz Joseph Gall tarafından geliştirilmiş olsa da (Graham, 2001), Gall’in kendisi bile bu ismi kabul etmeyerek disiplinin adının “kraniyoskopi” olduğunu iddia etmişti. Bu deyim, kafatasının ölçülmeyen özelliklerinin göz muayenesinde incelenmesi anlamına geliyordu. Günümüzde pek dayanağı bulunmayan ve sahte olduğu defalarca kanıtlanmış (Parker, 2018:25-35) bu bilimin öne sürdüğü fikirlerin, yanlış olduğu bilim insanlarınca ifade edilmesine rağmen, antropoloji bilimi ile ilişkilendirilmesinin kasıtlı olduğu değerlendirilmektedir.
Antropoloji’nin bir sömürge bilimi olduğu iddialarına gelince. Şüphesiz bu sizin antropoloji bilimini hangi amaçla kullandığınıza bağlı. Şöyle ki esas itibarıyla antropoloji, insanları ve onların kültürel yapılarını inceler ve “insanlar ve toplumlar neden birbirlerine benzerler veya neden birbirlerinden ayrılır” sorularına cevap arar (Güvenç, 1996: 38). Yani, diğer bilimler gibi antropoloji bilimi de iyi ya da kötü amaçla kullanılabilir. Farklılıkları araştıran antropoloji, ayrışmaya ve çatışmaya götürürken, benzerlikler ve uzlaşmacı özellikler üzerine yoğunlaşmak; barışa, istikrara ve birlikteliğe ulaştırır. Bunun anlamı, antropolojiyi kullanarak toplumları bölebildiğiniz kadar, toplumu/toplumları bir araya getirebilir, birleştirebilir, uzlaştırabilir ve toplumsal barışı sağlayabilirsiniz de.
Emperyalist ülkeler ele geçirdikleri bölgeleri kontrol etmek amacıyla bu bilimi uzun süre kullanmışlar, sömürdükleri toplumların kültürel örüntülerini en ince ayrıntısına kadar çıkarmışlar ve çoğu zaman aralarındaki sorunları büyüterek, ötekileştirerek veya sorunlar çıkararak bu toplumları birbirlerine düşürmeyi başarmışlardır. Bunu yaparken de gerektiğinde bilgileri çarpıtmaktan da geri durmamışlardır (Havilant, 2008:46).
Ayrıştırıcı, bölücü ve birbirine düşürücü araştırmaların, etik ilkelerin dışında gerçekleştiğini biliyoruz. Oysa kişinin kendi ahlaki duruşu, etik olmayan davranışlara ve araştırmalara karşı en güçlü silahtır (Gürsoy: 2008). Antropoloji biliminin birleştirici olan ve birçok durumda görmezden gelinen yönü işte bu ahlaki etik duruşla ilgilidir. Bu duruş toplumu tanımak, sorunları tespit etmek, birleştirmek, bir araya getirmek, barışa, huzura ve geleceğe taşımak için kullanılabilirse bir anlam ifade eder ve ahlaki olmayan bölücülüğe karşı bir panzehir görevini görür. Belki de bu nedenle toplumu bölen anlayış antropolojik araştırmalara karşı bir yanlış algı oluşturma çabasındadır.
Görevim gereği 2 yıl süre ile Afrika’da bulundum. Bu süre içerisinde Batılı ülkelerin her yıl binlerce antropolog yetiştirip, bu kıtaya araştırma bursları ile master ve doktora tezlerini yazmak üzere gönderdiklerine şahit oldum. Antropologlar her yere, her köye, her mezraya dağılmışlardı ve araştırmadıkları bir konu neredeyse kalmamıştı. Bir antropoloji profesörünün; farelerin cirit attığı, pencere ve camları olmayan bir toprak kulübede yıllarca kaldığını, onların dillerini ve geleneklerini onlardan daha iyi bildiğini gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum. Yanında kaldığı aile kendi ailesi gibi olmuştu adeta. Araştırma yaptığı alanı kendi toplumundan daha iyi tanıyordu ve onlara ait her şeyi biliyordu. Ülkemize gelince, fedakârca çalışan ve konusuna hakim olan araştırmacılarımız ve akademisyenlerimiz bir tarafa ayrılırsa, şu an alanda kaç sosyolog, antropolog veya diğer alandan araştırmacılarımız var acaba? Şehirde yaşayıp, kısa süreli gidip gelmelerle üstünkörü ne kadar insanlar tanınabilir. Birkaç gün gidip gelmelerle yazılan yazılar ne kadar doğruyu yansıtabilir? 5 yıl alanda yörenin şartlarına göre yaşamış, onların yaşamlarına dahil olmuş araştırmacı, akademisyen, devlet görevlisi sayımız kaç kişidir acaba? Gitmediğimiz köy, tanımadığımız insan bize yakınlaşmaz, tam tersi uzaklaşır. Ciddi manada, her yönüyle ayrıntılı olarak ülkemizi bilmek, insanımızı tanımak, sorunlarını yerinde tespit etmek ve kurumlar arasında iletişimi sağlayarak, birleştirmek zorundayız.
Antropoloji bilimi bunu mümkün kılacak bilimdir. Aynı hizaya gelmeden, aynı düşünceyi paylaşmadan, empati sağlamadan, sadece etnosentrik (kendi kültürünü merkeze alan) bir anlayışla antropolojik araştırma yapılamaz. Ancak ülkemizde, söylediğimiz anlamda toplumla bütünleşecek sosyal ve kültürel antropolog yetiştiren bölüm sayısının yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bazı üniversitelerimizde, sözde antropoloji bölümü vardır ancak sadece kâğıt üzerindedir. Hatta ismi antropoloji olduğu halde, bazılarında senelerdir antropolog yoktur. Bu bölümlere ilişkisiz bölümlerden akademisyenler alınarak, belirttiğimiz görevleri yerine getirecek antropologların yetiştirilmesinin önüne geçilmiştir.
Kısaca, bir toplumda birlik ve beraberliğin sağlanması ve yıkıcı faaliyetlerin önüne geçilmesi sosyoloji ve antropoloji gibi bilimlerin önemli bir araştırma ve çalışma konusudur. Oysa antropolojiyi kullanarak toplumu bölmeye çalışanlar, diğer taraftan birleştirici antropoloji biliminin uygulamaya geçişi önlemek için antropolojiyi küçümseme ve önemsiz bir bilim dalı olarak gösterme çabasındadır. Bir kısım yorumcu ise antropoloji bilimini tam olarak bilmediğinden, bu algı oluşturma çabalarına bilgi eksikliği ile ortak olmaktadır.
Bu vesile ile antropoloji biliminin ülkemizdeki en önemli isimlerinden olan ve yüzlerce bilim insanının yetişmesine fedakârca katkıda bulunan mütevazi bilim insanı Prof. Dr. Akile Gürsoy hocamıza da buradan teşekkür etmek ve saygılarımızı sunmak istiyorum. Onların çabası ve akademik çalışmaları ile bu bilim alanı ülkemizde bir yer edindi. Katkılarınız ve liderliğiniz için teşekkür ediyoruz. Sağ olun sayın Hocam iyi ki varsınız.
Kaynakça:
Alpar, Güray. (2014). Antropolojik Bakış Açısıyla Stratejik Dünya Tarihi, Palet Yayınları: Konya.
Nedir Ne Demek (NND Sözlük), https://www.nedirnedemek.com/kraniyoskopi-ne-demek#google_vignette, (Alıntı Tarihi:09.03.2025).
Graham, Patrick. (2001) Frenoloji: zihnin gizemlerini ortaya çıkarmak, Richmond Hill, Ont.: Amerikan Ev Hazineleri. ISBN 0-7792-5135-0.
Gürsoy, Akile. (2008). Araştırma Yöntemleri, Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Ders Notları: İstanbul.
Güvenç, Bozkurt. (1996). İnsan ve Kültür, Remzi Kitapevi: İstanbul.
Haviland, William ve diğerleri. (2008). Kültürel Antropoloji, Kaknüs Yayınları: İstanbul.
Büyük Lûgat ve ansiklopedi, Meydan Larousse, i, 4. cilt, etnosantrizm maddesi.
Parker Jones, O., Alfaro-Almagro&Jbabdi, S. (2018). Frenolojinin ampirik, 21. yüzyıl değerlendirmesi, Korteks. Cilt 106.
Van Whye, John. (2002). “İnsan doğasının otoritesi: Franz Joseph Gall’in Schädellehre’si, İngiliz Bilim Tarihi Dergisi.