İSRAİL’İN İŞGAL SAVAŞLARINDAKİ ASKER KAYBI VE KAYBETTİKLERİ
İlyas SÜPÜRGECİ, 25.10.2024
Jeopolitik mücadelenin bir yansıması olarak, Türkiye’nin çevresinde yakın geçmişte yaşanmış olan savaşlarda ve halen sürmekte olan savaş ve çatışmalarda meydana gelen asker zayiatı ve masum sivillerin can kaybı durumu dikkat çekici seviyelerdedir. Özellikle Filistin’de son bir yıldır yaşanmakta olan savaşın yol açtığı felakette önemli rol oynayan muharebe sahasındaki faktörlere ve İsrail işgal kuvvetlerinin muharebe ortamındaki taktiklerine bakıldığında, önemli etkenler olarak aşağıdaki hususlar sıralanabilir:
- Rusya- Ukrayna savaşı dahil olmak üzere önceki savaşların bitmeyen savaşlara dönüşmesi, muharip asker zayiatının oldukça yüksek olması,
- Muharebe sahasının gittikçe artan ölçüde sivil halkın yoğun olarak yaşadığı bölgeler olması ve bu yerleşim bölgelerinin gittikçe artan ölçüde çok katlı yüksek binalardan oluşması,
- Devlet dışı siyasi yönetimlerin sahip olduğu silahlı mücadele güçlerinin hava gücünden mahrum olmasından kaynaklanan zayıflığını nispeten dengelemek için muharebe sahasındaki yerin altında inşa ettikleri tüneller ağından faydalanması ve bu tür silahlı yapıların aleni ve gerilla taktikleri (melez) ile mücadele yöntemleri uygulaması,
- Devlet dışı aktörlerin sahip olduğu; İHA, SİHA, roket, füze ve tanksavar roket sistemleriyle mücadele ettikleri devletin hava savunma sistemlerini aşarak sivil yerleşim yerleri dahil sınır bölgelerini ve ülke derinliğindeki stratejik hedefleri etki altına alabilme yeteneği sergilemesi.
Yukarıda sıralanan nedenlerle, İsrail’deki hükümetin Filistin’de ve Lübnan’da sürdürmekte olduğu işgal harekâtında, zayıf karnı olan kara kuvvetlerindeki personel durumunu idare edebilmek ve muhtemel ağır bir zayiattan olabildiğince kaçınmak maksadıyla; birliklerini muharebe sahasına sokmadan önce hava kuvvetleriyle ve kara ateş destek vasıtalarıyla, sivil halkın yoğun olarak yaşamakta olduğu bölgelerde, hiç bir sınır ve kısıtlama olmaksızın çok yoğun bir bombardıman gerçekleştirmekte ve bölge âdeta harabeye döndükten sonra kara muharebe unsurlarını bölgeye sokmaktadır. Bu durumda dahi genellikle uzun menzilli görerek ateş eden kara silahları, taarruz helikopterleri ve dronlar ile çatışmayı tercih etmektedir. Tünellerde ve yıkılmış bina içinde göğüs gögüse muharebe gerektiren çok nadir operasyonları ise özel harekât birlikleri ve özel kuvvet unsurları gerçekleştirmektedir. Böylece işgal harekatlarındaki personel kaybını sınırlı ve kontrol altında tutabilmektedir.
İsrail’deki rejimin zaman kısıtlaması yoktur. ABD yönetimi başta olmak üzere, rejimin destekçilerinin sağladığı siyasi ve maddi destekte de sınır yoktur.
İşgal bölgelerinde gerçekleşen bu kadar ağır bir bombardıman neticesinde, orada yaşamakta olan sivil halkın diri diri binaların enkazına gömülmesi, hayatta kalanların en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun hale gelmesi, işgalcinin fiziki ve psikolojik işkencesine maruz kalması gibi nedenlerle insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir felaket yaşanmaktadır.
İsrail rejiminin ve destekçilerinin en temel insani değerlerden yoksun olmaları ve sahip oldukları yüksek teknolojiye dayalı saldırı sistemlerinden ve zenginlikten kaynaklanan güçleri nedeniyle; tarihte eşi görülmemiş bir zalimliğe tüm insanlık şahit olmaktadır. İnsanlık bu çok vahşi tablo karşısında şimdilik uzaktan tepki göstermeyi ve içindeki nefret duygusunu büyütmeyi sürdürmektedir.
Bu zulüm, insanlığın ve özellikle bölge halklarının zihnine kazınmaktadır. Sergilenen vahşet her türlü sınırı aşmıştır. Nesiller boyunca unutulmayacak olan bu saldırılar bölgeye kin ve nefret tohumları ekmektedir. Başta Filistin’deki Yahudiler olmak üzere dünyadaki tüm Yahudiler bunu görmeli ve anlamalıdır. Kendilerine geçmişte soykırım uygulayan ve/veya soykırıma sessiz kalan Batı’nın bugünkü desteğine aldanmamalıdır. Yahudilerin bugün güçlü olması demek, gelecekte de güçlü olacağı anlamına gelmemektedir. Güce tapanların bugünkü desteğine aldanmak büyük bir gaflettir.
Filistin’de iki devletli çözümden başka bir yol yoktur. Yahudi halkının Filistin’deki mevcudiyetinin yegâne meşruiyet aracı, iki devletli çözümdür. Filistin’deki Yahudi halkının bu gerçeği kabullenmesi ve kendilerini felakete sürüklemekte olan soykırım suçlularından arınması gerekmektedir.
