DÜNYA NEREYE GİDİYOR: NETANYAHU-TRUMP VE KİM JONG
Tümgeneral (E), Doç. Dr. Güray ALPAR
Hindistan Başbakanı Modi’nin ziyareti esnasında, Netanyahu ve aşırı dinci bazı yandaşlarının Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede olduğuna inandıkları, “Arzı Mevud” sınırlarını daha da genişleterek, Hindistan’dan Habeşiştan’a kadar uzattıklarını biliyoruz (Altıgen İttifak). İsrail’in ABD büyükelçisi Mike Hucabee gibi aşırı Siyonist bazı politikacıların da bunu açıktan gündeme taşıdıklarını zaten ortada. Netanyahu ve bu inancı taşıyanlar, Tevrat’a göre Yahudilere başta bu bölge olmak üzere tüm dünyanın vaat edildiğine inanıyor ve bunu pratikte hayata geçirmeye yönelik politikalar uyguluyor. Kendilerine göre bu hedefe 3 aşamada ulaşılacak olup, ilk safhada İsrail’e yerleşmeyi müteakip, 2 ve 3’üncü safhalar bir kaos ve tüm dünyanın içinde olduğu yıkıcı bir savaş sonrasında gerçekleşecek. “Arz-ı Mevud” ikinci aşamadır. Üçüncü ve son aşamada ise Yahudiler tüm dünyaya seçilmiş ırk olarak tamamen hâkim olacaktır.
Her ne kadar ABD’nin, 1990’lar sonrasında saplandığı Ortadoğu bataklığının, ABD açısından maliyetini en iyi bilenlerden birisi olmasına rağmen, başkan Trump ve bazı üst düzey politikacıların da Netanyahu’nun muhteşem ikna edici yöntemlerinin etkisi altında kalarak ve Amerikan kamuoyunun düşük desteğini göz ardı ederek, Netanyahu’nun planlı çalışmalarına destek verdikleri görülüyor. Orta Doğu’da hızla büyüyen kriz, Netanyahu’nun istediği şekilde bölgesel bir savaşa dönüştü bile. Bunun küresel bir düzeye taşınması ihtimali ise kimsenin arzu etmemesine rağmen, artık küçük bir kıvılcımla bile mümkün gözüküyor.
ABD Başkanı Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu’nun isteği doğrultusunda İran’a karşı başlattığı harekatın ardından çatışmalar tırmanırken, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un tarafından yapılan “İran’ın istemesi halinde İsrail’e karşı füze sağlayabileceği ve tek bir füzenin bile yeterli olacağı” açıklaması da bu kapsamda ve “Savaş yayılır mı?” endişesini yaşayan dünya için tam bir bomba etkisi yarattı. Cevap ise korkarız ki evet. Çatışmaların uzaması halinde sadece Kuzey Kore değil, Çin ve Rusya gibi ülkelerin de buna dahil olma ihtimali giderek daha fazla artıyor.
Diğer taraftan ABD, tarihi boyunca Ortadoğu bölgesinde hiç böyle bir saldırı ile karşı karşıya kalmamıştı. Asker kayıpları tahmin edilenin çok ötesine uzandı. Bunun da ötesinde yetkililerin açıklamalarından daha da artacak gibi duruyor. Saldırılarda kullanılsın veya kullanılmasın Ortadoğu bölgesindeki bütün üsleri saldırı altında ve askerler kendilerini korumak adına kışlalarını terk ederek tüm dünyanın gözü önünde sivil lüks otellere sığınıyor. Riyad örneğinde olduğu gibi Büyükelçilikleri de saldırılara hedef oluyor. Dahası, İran dini liderinin öldürülmesinin ardından, tüm dünyadaki ABD vatandaşları tehlike altında. ABD tüm vatandaşlarına Ortadoğu’yu terk edin çağrısı yapıyor. Bu ABD ölçeğinde bir dünya gücü olan devletin prestij açısından düşebileceği en alt nokta. İnsanlar ABD’ye güçlü olduğu ve hava savunma sistemi olmayan ve neredeyse yaptırımlar nedeniyle 50 yıldır hava kuvvetini yenileyemeyen bir ülkeye bombalar attığı ve 160 küçük kız çocuğunu okullarında çantalarıyla vurduğu için daha fazla saygı mı duyacak acaba? Yoksa gücünü burada harcadığı ve İran gibi bir devlete karşı büyük gemilerini bile saldırılara açık hale getirdiği için saygınlık mı kaybediyor? Bunu zamanla daha da iyi göreceğiz…
Bu arada tespitlerimize dayanarak şu soruları da gündeme getirelim:
ABD mi İsrail’i ve Netanyahu’yu kontrol ediyor yoksa İsrail mi ABD’yi ve Trump’ı yönetiyor? Lider kişilikler toplumun gerçek yapısını ve isteklerini tam ve doğru olarak ortaya koyabiliyor mu?
ABD ve İsrail bu bölgede hep mi kazanıyor? Acaba kazanırken de kaybetmeleri mümkün mü?
Evet ortada milyarlarca dolar alarak kendilerini koruyacağına inandırdığı devletlerin yüzlerce İran silahına maruz kaldığı görüntüler varken ve ABD, değil onları, kendi üslerini bile koruyamamışken, bundan sonrasında bu bölgelerde nasıl bir güvenlik mimarisinden söz edilecek?
20’inci yüzyılın başında dünyadaki tartışmasız en büyük güç olan İngiltere gibi ABD’de bu bölgelerdeki gereksiz oyalanmalarla dünya güç merkezi olma konumundan giderek uzaklaşıyor mu?
ABD’nin de gücünün sınırsız olmadığının anlaşılması bundan sonrası için nasıl bir dünya dengesi yaratacaktır.
Rusya ve Çin gibi güçlü devletler hangi safhada doğrudan devreye girecek?
Çin’in güç dengesinde yerini ne zaman alacak?
Avrasya bölgesindeki ülkeleri aralarında sorunlar yaratarak veya sorunları ortaya çıkarıp büyüterek ne zamana kadar birbirine karşı kullanmak mümkün olabilecek?
Daha önce Rusya ile bozulan ilişkiler sonrası enerji fiyatlarının artışından olumsuz etkilenen ve büyümesi yavaşlayan AB ülkeleri, bu sefer Hürmüz Boğazının kapanması sonrası enerji fiyatlarının artmasının etkisinden kurtulabilecek mi? Oyun kimin kurgusu, jeopolitik kimin jeopolitiği?
İsrail’in çok güvendiği ve aşılamaz gördüğü demir kubbesinin hiç de öyle olmadığı görüldü. İsrail bundan sonra güvenliğini hele hele ABD’nin olmadığı bir ortamda tek başına nasıl sağlamayı ve tüm dünyayı ele geçirmeyi düşünüyor?
Bölgede herkesi içeren ve işleyen yeni bir güvenlik mimarisi nasıl inşa edilebilir?
Bütün bunların ötesinde bozulan dengeleri ve barışı bölgeye tekrar nasıl getireceğiz. Bu bölgedeki yıkıntıları ve insanlar arasında oluşturulan yapay fay hatlarını nasıl onaracağız? Dahası sağlıklı, kendisini içinde bulunduğu topluma ait hisseden, demokratik toplumları nasıl oluşturabileceğiz?
