ANALİZ: TOPLUM, KÜLTÜR VE İSTİHBARAT
Tümgeneral (E) Doç. Dr. Güray ALPAR
Sosyal ve Kültürel Antropolog
ÖZ
Geçmişten günümüze kadar bakıldığında değişmeyen herhangi bir topluluk-toplum ile karşılaşılamadığı söylenebilir. Toplumsal değişimlere baktığımız zaman, bu değişimin ana aktörünün insan olduğu gözlemlenmektedir. Antropoloji ise insan bilimi demektir. Bu bilimin, sosyolojiye daha yakın ve insanı ve toplumu yorumlayan dalı olan “Sosyal ve Kültürel Antropoloji” ise insan ve toplumlar neden ve nasıl değişir sorunsalı yanında, insanların ve ona ait olan kültürlerin benzerlikleri ve farklılıkları üzerine yoğunlaşır. Binlerce yıl derinliği olan Doğu-Batı mücadelesinde, Batı’nın bu farklılıklar üzerine yoğunlaşarak, zamanla doğu üzerinde belirli bir üstünlük elde etmiş ve batı güdümlü politikalar ekseninde doğu şekillendirilmiştir.
Karar alıcıların barışta ve savaşta karşılaştığı sorunlara, strateji belirlemede ve hızlı karar vermelerinde istihbarat hayati derecede önemlidir. Bu bağlamda her ülkenin iç ve dış dinamiklerini, tespit etmesi, irdelemesi ve ortaya çıkan çıktılara göre strateji belirlemesi büyük önem arz etmektedir.
Uluslararası sistemi incelediğinde Batı’nın, Doğu üzerinde ekonomik, siyasal, toplumsal, çevresel ve askeri alanda kesin ve net bir üstünlüğü gözlenmektedir. Şöyle ki; Batılılar, batılı olmayan ülkelerin sosyoekonomik, sosyokültürel, sosyo-politik yapılarını inceledikleri zaman, analizlerinde insanı ön plana çıkartmaktadırlar.
Devletler bir hedef ülkeyi incelerken karar verici elitlerin yanında hedef ülkenin de kamuoyunu da göz önünde bulundurmaktadır. Hedef ülkelerin karar verici elitleri bir politika inşa ederken iç kamuoyunun hassasiyetlerini farklı toplumsal grupların, dini kültürel ve sosyal hassasiyetlerini temel alarak politikaya son şeklini vermektedir. Bu bağlamda hedef devletin karar vericilerinin kendi toplumu ile etkileşimi önem arz etmektedir. İstihbarat örgütleri bu etkileşimlerin nasıl olduğunu sağlıklı bir politika inşa etmek için belirlemek zorundadır. Bu çalışmada, barışı inşa etmede kültürel istihbaratın önemine odaklanılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Toplum, Kültür, İstihbarat, Sembol
Giriş
Bir toplumda karar alıcıların karşılaştığı sorunlara yönelik strateji belirlemede hedef devletlerin tanınması yanında, kendi toplumunun da anlaşılması hayati derecede önemlidir. Tarih boyunca dünya liderlerini yönlendiren farklı uygarlıklardan düşünürlerin yaşadıkları dönemi anlamlandırarak, kültürlere gerçekçi bakış açıları getirdikleri görülmüştür. Öyle ki bazı erdemlere, bilgilere ve nitelikli insanlara sahip olmak, barışı sağlama ve savaşları güç kullanmadan kazanmanın ana esası haline gelmiştir (Gürsoy, 2015: 9-19). Tarihte Doğu Romalılar, mücadelelerin psikolojik boyutunu ve bir kuvveti yönetmek ve karşı tarafa üstünlük sağlamak için psikolojik araçları kullanmanın önemini çok iyi anlamışlardır, (Decker, 2016:182-183) ve bunu talimnamelerine yansıtmışlardır. (Dennis, Strategikon, 2011: 2:18). Aynı konuları savaşı ve barışı inşa etmede kullanma yanında belli meslekleri icra edecek kişilere dair özellikleri açıkça ortaya koyan ve bunu sağlayacak olanın nicelik değil, nitelik olduğu tespitini yapan diğer Roma stratejilerinde de görmek mümkündür (Renatus, 2019:19).
Sosyal davranışlar, bir bütün olarak belirlenmiş bir hedefe yönelik organize edilmiş davranış biçimleridir. Bu davranışların yönlendirilmesinde kişinin istek ve arzuları ile ihtiyaçları yanında, onun kültürü de önemli bir rol oynar. Böylelikle kişinin davranış şekillerine etki ederek algılarını organize ederler ve yönlendirirler. Bunun yanında barışı ve sosyal yapıyı ayakta tutan kurum ve yapının tespiti ile kuvvetlendirilmesi ya da zayıflatılması da aynı konu dâhilinde düşünülebilir.
Son dönemde gelişen ve bazı ülkelerde bilimi şiddet ve anarşi kavramı içinde yorumlayarak, insanı düşsel bir kişilik yapısı ile hırçın bir dünya anlayışında isyana sevk eden yapılanma da (Guilaaume, 1998:12) yine antropoloji ve kültürel istihbaratı kullanarak toplumu kontrol etme çabasıdır. Her konuyu kanunlar ve kurallar yoluyla kontrol altında tutan bürokrasilerin zayıflatılması da bu çalışmalardan bazılarıdır. Katı kurumsal bürokrasilerin ortadan kalkması ve Sovyetler Birliği ile Doğu Almanya’nın sahip oldukları bilgiyi kontrol edememeleri nedeniyle dağılmaları örneği de bu açıdan ilginçtir (Fukuyama, 2009: 18).
Belirli bir kültür grubuna mensup olanlar ve kendilerini o kültüre ait hissedenler her ne kadar fizyolojik farklılıkları ve dünyayı algılamaları bazı farklılıklar gösterse de kognitif (bilişsel) dünya benzerlikleri gösterirler. Tarih boyunca, insanı ve toplumu anlamak ve bunu toplum bütünlüğünü koruyacak şekilde yönlendirebilmek birçok ülkenin esas amacı durumuna gelmiştir. Türklerdeki “Orhun Abideleri”nin, toplumu barış içerisinde bir arada tutacak kollektif davranışların oluşturulması ve bu davranışların öne çıkarılması açısından ayrı bir yeri vardır. Sonraki yıllarda ise toplumsal yaşayışın düzenlenmesine ilişkin Farabi (870-950) ve Yusuf Has Hacip (1017-1077) gibi Türk bilim insanları ortaya çıkacaktır. Özbekistan’da doğup, 978-1048 yılları arasında yaşamış olan ve coğrafya ve tarih gibi bilimler yanında, antropoloji ile de ilgilenen El-Biruni ise bu konuda yapmış olduğu çalışmaları Hint coğrafyasına taşımıştır (Biruni: 2018). Kitap incelendiğinde Hint kültürünün ayrıntılı olarak analiz edildiği ve istihbari bazı sonuçlara varıldığı açıkça görülür.
Yine 1325-1348 yılları arasında; Asya, Avrupa ve Afrika kıtasında, günümüzün 50’ye yakın ülkesinin bulunduğu bölgede, 120 bin kilometreden fazla yol kat ederek yolculuk yapan ve insanlara, inançlara ve kültürlere ait önemli bilgileri kaydeden İbn Batuta, bu anlamda akademik çevrelerde “antropolojinin biliminin babası” olarak kabul edilir. İbn Batuta, 1348 yılında 23 yıllık seyahatini tamamladığında, gezileri ve yazdıkları Marco Polo’ya göre daha ayrıntılıydı. Marco Polo gezilerinde Çin Seddi’nden hiç bahsetmezken, İbn Batuta bu konuya açıklık getiriyordu. İbn Haldun sosyolojinin kurucusu kabul edilir. İbn Batuta ise gittiği yerlerde insanların adet ve inançlarını yakından incelediğinden “antropolojinin babası” olarak kabul edilir (İbn Batuta, 2004: 48). Cenovalı bir denizci olan Kolomb, Dünya’nın yuvarlak olduğunu biliyordu. Antropolojinin babası El-Biruni’de öyle. El Biruni bir seyahatinden dönüşünde, dünyada iki nokta üzerinde devamlı olarak 6 ay süresince Güneş’in doğmadığını söylüyordu. Biruni’nin kültürel çalışmaları dönemin yöneticileri tarafından barışı ve düzeni sağlamada ya da bu toplumlarla olan ilişkilerinde fazlasıyla kullanılmıştır.
Kültür sadece toplumsal davranışı değil, düşünüş tarzlarını da kapsar (Bates, 2013: 43-49). Bu noktada insana ve onun kültürüne ilişkin merak, gözlem ve keşifler antropoloji disiplinini ortaya çıkarmıştır. İnsan kültürünün altında yatan örüntüleri araştıran kültürel antropoloji, bütüncül bir anlayışla hareket eder. Kültürel antropologlar siyasetten, şiddete ve savaşa kadar birçok alanda verileri toplar ve anlamlandırır. Bu kapsamda veri toplama teknikleri; odaklanmış ve yüzeysel izlenimlerin ötesine geçerek toplumun derinliklerine yönelen gözlem ve mülakatlardır ki, tecrübe, uzmanlık ve sentez ve analiz yeteneğini gerekli kılar. Zaten önemli bir özellik olan kültürel istihbarat, kültürel farklılıkların ve çatışmaların ortaya çıkarılması ve ortadan kaldırılabilmesi adına 2000’li yıllardan sonra öne çıkarılmıştır. Kültürel istihbarat üç farklı bileşenden oluşur. Bunlardan birincisi kültürel yapı konusunda temel bilgi, ikincisi kendi kültürü ve diğer kültürler konusunda farkındalık, sonuncusu ise tutum, tavır, davranış düzeyinde özel iletişim becerilerine sahip olmaktır. (Aksoy, 2015: ııı).
Devletlerin politika yapımının sürecinde en önemli bileşeni kamuoyunun politika yapım süreçlerinde ne kadar etkili olduğu üzerine yeni yeni çalışmalar yapılmaktadır. Kamuoyu birçok farklı kültürel, dini ve sosyal yapının bileşenlerinden oluşmaktadır. Bu bakımdan bir hedef ülkenin kamuoyu incelenirken, antropolojiden ve kültürel istihbarattan yararlanılmaktadır. Bu çalışma, barış dönemlerinde antropoloji ve kültürel istihbaratın yeri ve önemini incelemektedir. Yerel ve Uluslararası literatür tarandığında kültürel istihbaratın yeterince çalışılmadığı, kültür ve antropolojinin bir hedef devletin davranış kalıplarının anlaşılmasında önemli bir etken olduğu göz ardı edilmektedir. Bu bakımdan bu çalışma alandaki bu eksikliği gidermeyi hedeflemektedir. Bu çalışma anlamacı yorumsamacı epistemojiye dayalı olarak nitel yöntem kullanılarak, yapılmıştır. Çalışmanın araştırma deseni durum anlatıdır.
Tarih göstermiştir ki, Avrasya kıtası haricinde bir güç merkezinin oluşması çok zordur. Zaten böyle bir oluşum da uzun süreli olamaz. II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin geçici olarak bir güç merkezi olarak ortaya çıktığı görülüyor. Bunun asıl nedeni Avrasya kıtasındaki devletlerin birbirleri ile savaşarak, güçlerini tüketmeleri yanında bu ülkeler arasında yaratılan farklılıkların ve düşmanlıkların zaman zaman kontrollü olarak kullanılmasıdır. Örneğin II. Dünya Savaşından sonra yaratılan Sovyetler Birliği korkusu bu anlamda ABD’nin oldukça işine yaramıştır.
Ancak Soğuk Savaş Dönemi bittiğinde Sovyetler Birliği de yıkılmıştı ve Avrupa dahil olmak üzere tüm dünyadaki korku da ortadan kalkmıştı. O zaman Batı Toplumu nasıl ayakta tutulacaktı. Bazı akademisyenler bu konuda çalışmalar yaptı ve yeni düşmanlar yarattı (Huntington, 1996). Müslümanlar yeni düşmanlar olarak belirlendi ve İslam coğrafyası yakılıp yıkıldı. Bu da toplumu bir arada tutmaya yetmeyince Rus korkusu imdada yetişti. Ardından ise başka yeni çatışmalar için ortam yaratıldı. Böylece toplumlar birbirinden ayrıştırarak küresel güç olarak kalmanın bir süre daha mümkün olması için ortamlar hazırlandı. Sonrasında yine, İsrail örneğinde görüldüğü şekilde ayrıştırmak ve savaş ortamı yaratmak için kültürler ki buna din de dâhildir kullanılmaya devam edildi.
Antropoloji insan bilimi demektir. Antropolojinin uzamı, zorunlu olarak tarihseldir. Bunu yaparak, entelektüel nirengi noktalarını okunur kılmayı hedefler. Günümüzde gerçekleşen birçok olayı anlamamamızın temelinde de zaten bu noktaları anlaşılır kılma konusundaki bilgi eksikliklerimiz yatar. Bu bilimin sosyolojiye daha yakın olan ve insanı ve toplumu yorumlayan dalı olan “Sosyal ve Kültürel Antropoloji” ise insan ve toplumlar neden ve nasıl değişir sorunsalı yanında genel olarak iki alanda yoğunlaşır:
İnsanlar ve kültürler neden birbirine benzerler?
İnsanlar ve kültürler hangi noktalarda birbirinden ayrılır?
İlk sorunsal insanları birbirine yaklaştırıp barışa ve istikrara hizmet ederken, ikincisi daha çok insanları ayrıştırıp, bölmeye ve çatıştırmaya yöneltmesi bakımından dikkat çeker. Özellikle uluslararası ilişkilerde, bugün gelinen durumda inşanın çoğunlukla kendisini ve ötekini, kimlikler üzerinden tanımlamaya yönelttiği görülür. Oysa Türk Töresinde esaslar, devletle özdeştir ve birleştirici bir unsur olarak atalardan kalan tüm kaidelerin toplamıdır. (Gökalp, 2014: 14-21). Bu değerler bir devlet yapısı içerisinde nesilden nesile aktarılır ve binlerce yıllık birikimi içeren bu anlayış, fertten ve aileden başlayarak devleti ve yapıyı her zaman sağlam tutar (Ögel, 2016:17).
Batının özellikle kültürün ayırımcı tarafına yoğunlaştığı görülür
Batının ayrıştırıcı unsura yönelmesinin asıl nedeni, verilen değerlerdeki yanlışlığın bir sonucudur. Bireyin aidiyet, kişilik ve karakter gibi duygu ve değerlere sahip olabilmesi ve içselleştirmesi belirli bir metodu gerektirir. Akıl, ahlak, adalet gibi değerler önemlidir ve eğer her şeyi olması gerektiği yere koymak anlamına gelen “adalet” kavramı, Batı’daki “eşitlik” gibi içi doldurulamamış yüzeysel bir yapıya indirgenmişse (Yaman, 2012: 23-29) dünyaya herhangi bir değer sunmak da mümkün olmaz. Bu suretle kendisini elit olarak tanımlayan bazı aktörler, kendi emellerine destek ve meşrutiyet kazandırmaya çalışırken, gerçek dünyadan da koparlar. Uluslararası ilişkilerde kimliğe özgü yaklaşımın en bilinen örneklerden birisini, Samuel Huntington’un, “Medeniyetler Çatışması” isimli eseri teşkil eder. (Huntington, 1996). Bu aslında tarih öncesinden gelen mücadelenin, başka bir dönemde yeniden evriminden başka bir şey değildir. İskender’in Doğu Seferi yanında, MÖ 480 yılında Maraton Savaşından başlayan, çekişme Makedon ve Yunan yanında, sonraları Roma ve Bizans dönemlerinde dini nitelik kazandırılarak devam etmiştir. Bu anlamdaki Batı mücadelesi; ister, kültür ve medeniyet tabanında isterse din alanında olsun, Haçlı Seferleri ile devam etmiş ve bugüne kadar gelmiştir (Camous, 2011: 21).
Bu konular ile ilgili başka çok çalışmalar vardır. Kültürel çalışmaları siyasi arenada kullanmayı ve üstünlük sağlamayı hedef alır.( Mazrui, 2016: 13-14&441-455) Burada ortaya konulan kültürel güç kültürel düzeni yeniden inşa etmek için uygulanması görülür. Kitabın son bölümünde ise “kışkırtmak” iyi olarak tanımlanırken, Kuzey’in bakış açısını Güney’e, batı’nın bakış açısını doğu’ya göstermek ve buna istinaden güney ve Doğu’nun bakış duruş ve tutumlarının kültürel koşullanmışlığını meydana çıkarmak değişime dirençli ideolojileri, gevşetmenin, yolunu açabilir yorumu yapılır.
Amerika’nın eski Başkanı W.Bush’un Başdanışmanı 17 Ekim 2004 tarihinde New York Times magazine verdiği söyleşi de aynı noktaya işaret etmektedir. “Biz imparatorluğuz ve aksiyon aldığımızda kendi gerçeklerimizi ortaya koyarız.” Sizler bu gerçeklik üzerine analizler ortaya koymaya çalışırken, Amerika tekrar harekete geçer ve biz yeni gerçeklikler yaratırız. Bu durum böyle sürer gider. Tarihin aktörleri olan bizleriz. Siz ise sadece analiz etmekle meşgul olacaksınız. (Chomsky, 2015). Uluslararası sistemi kim düzenliyor kim düzenleyecek?
Diğer taraftan, mevcut uluslararası sistemin acımasızca güç kullanarak yok ettiği ve sorunları çözmekte yetersiz kaldığı bir ortamda, insanların da artık kaybedecek bir şeylerinin kalmadığı ve yeni bir şeylerin yapılması gerektiği de açıkça görülüyor (Alpar, 2021: 198). Modern dünyanın bir bunalım yaşadığı zaten bir süredir söyleniyor ve bundan en çok anlaşılması gereken, az çok derin bir dönüşümün yakın olduğu ve bunun kendini göstermeye başladığıdır (Guenon, 2005: 30). Değişim ise onu görenlere ona hazır olanlara imkân sunacaktır. Bu değişim ise ancak ve ancak kültürel anlamlandırma yardımıyla sağlanabilecektir.
Antropolojik kültürel çalışmaların çerçevesi
Burada antropoloji kültüre daha fazla ağırlık verirken, psikoloji ve sosyolojinin kesişme alanındaki konular olan “sosyal psikoloji” bilimine de yakınlığıyla öne çıkar. Bir sosyal yapı içindeki ferdin zihniyet yapısı, kültürü, tutum ve inançları sosyal psikolojinin (Krech&Crutchfield, 1970) olduğu kadar kültürel ve sosyal antropolojinin de konusudur. Bu bakımdan sosyal ve kültürel antropolojinin bir bilim olarak etkin kullanımı toplumu anlama ve sosyal problemleri çözme yanında, kültür üzerindeki istenilmeyen dış etkilerin de etkisiz hale getirilmesinde etkin rol oynayacaktır. Zaten işbirliği içinde olunması gereken sosyal psikoloji alanı kişinin davranışları, hisleri ve düşüncelerinin başkalarından etkilenmesi ve onlar tarafından belirlenmesinin şekillerini inceleyen bir bilim alanı olarak, sosyal antropologların ilgi alanında olması gereken bir konudur. Bu anlamda sosyal psikoloji, pratik kültürel uygulamalarda, ikna ve tutum değiştirme ve yeni tutumlar oluşturmada etkili olarak kullanılabilir/kullanılmaktadır.
Bilimsel çalışmaların amacı, dünya ve evrendeki mevcut yasaları araştırmak, ortaya çıkarmak anlamak ve geleceğe yönelik kullanmak için açıklama getirmeye çalışmaktır. İnsan davranışları bir toplum ve kültürel ortam içinde gerçekleşir. Sosyal davranışlar, bir toplumun kültür grupları içerisinde belirli süreçler tarafından oluşturulur. İnsan içindeki derin anlamı açığa vuran zihinsel yaratımları ortaya çıkarabildiği zaman, kendisini ve çevresini anlamaya başlar. Kendimiz yanında, ötekileri de anlamamız, içinde bulunulan koşullar ile ilgili anılarımızı üretir. Ancak çoğu zaman algılarımızdan kaynaklanan bu tasarım kesin olamaz. Çünkü belirli bir yönteme göre oluşturulmamıştır, bilimsel değildir ve bu yüzden biçimlendirilemezler (Alexander&Seidman, 2009: 49). Bu noktada “felsefi antropoloji” devreye girer. Birey ve kültür yanında birey üstü faktörlerin etkisi temel problemler üzerine yoğunlaşılır (Win, 2019:28).
Eylemler, bir “sistemler” olarak tanımlanan, kültürel, toplumsal ve kişilikler yapısı içerisinde ortaya çıkar. Kültürel sistemler simgesel örüntülerden oluşmuştur. Bu örüntü kişiler tarafından çeşitli biçimlerde öğrenilir ve toplumsal sistem içinde yayılır. Kültürel sistemin aktörün seçimine yön veren değerler, normlar, inançlar ya da simgelerdir. Bu örüntü rastgele değildir, tutarlıdır, aktarılabilirdir. Bunlar içselleştirilip, yönlendirildiğinde aktöre kılavuzluk ederler (Alexander&Seidman, 2009: 52,53). Özellikle değerler sistemi araç nesneler ve amaç nesneler arasında tercih yapmak zorunda kaldığında kişinin, toplumların ve devletlerin yolunu kaybetmemesini sağlar.
Bugüne kadar yapılan araştırmalarda, sürekli aynı kalan ve hiç değişmeyen bir toplumla karşılaşılmamıştır (Amman ve Aslantürk, 2012:410). Kişiler genellikle, toplum içinde, toplumun onlara uygun gördüğü statülere uygun davranış modelleri sergilerler ve normalde iki kişi arasındaki basit ilişkiler bile zamanla başka bir yapının oluşumuna dönüşürler. Bu anlamda kurumlar ile sosyal gruplar birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü genelde sosyal gruplar, bu grubu oluşturan fertlerin doğal bir organizasyonu durumundayken, kurumlar grup üyeleri arasındaki davranışa dayalı ilişkilerin kural haline gelmiş ve yapılaşmış şeklidir (Wössner, 180-183). Bu yapının analizi ve bu analize göre gerekli çalışmaları yapmak ise şüphesiz bilimsel uzmanlığı gerektirir. Bu kültürel istihbarat uzmanlığı toplumların çatışmasını ya da barışa evrilmesini sağlayan önemli bir çalışma alanıdır.
Farklılaşma ve benzeşme durumunu, toplumsal bir süreç içerisinde gözlemlemek, kontrol etmek ve toplum dinamiğine göre istenilen yöne sevk etmek mümkündür. Örneğin Türk kültüründeki kalıcı olmayanı simgeleyen göçebelik kültürünün öne çıkarılması bir yönden kalıcılığa yönelik çalışmaları kısıtlarken, kültür incelemesi olarak “en iyiyi, en güçlüyü ve en yeniyi izle!” düşüncesinin genç kuşaklara aktarımı, bilim ve teknoloji alanında toplumu geliştirmeye teşvik edecektir (Göka, 2008: 114). Oysa gerçekte göçebelik derinliği olan bir kültürdür ve bu kültürel birikim olmadan zaten bu kadar geniş bir coğrafya üzerinde hakimiyet kurmak mümkün değildir.
Bir toplum bütün olarak incelenirken, onun içindeki bir unsurun bütün içindeki rolünü ortaya çıkarmak yararlı olacaktır. Bir bilimin oluşması için sadece bir konusunun olması yeterli değildir. Aynı zamanda kendisine özgü metot ve yöntemlerinin olması da gerekir. Diğer taraftan toplumsal yapı unsurlarının, tek tek bütünle ilişkisinin de bilinmesi bambaşka sonuçlar verecektir. Bu çalışmaların gerek küçük grupları inceleyerek bütüne ilişkin sonuçlar çıkarmaya çalışmak olsun (tüme varım), ya da toplumu bütün halinde inceleyip sosyo-kültürel yapıdan, kişiye ulaşmak olsun, disiplinler arası bir bakış açısı ile yapılması daha etkili sonuçlara ulaşılmasını sağlayacaktır. Bir toplumun kalıtsal özelliklerini, töre ve adetlerini içeren kültürel örüntüsü, temel değerleri, demografisi, dini inançları ve bütün bunların birbiri ile ilişkisi bilinmeden toplumsal yapı analiz edilemez ve değişim istendik yönde gerçekleştirilemez. Bireyi tanımayan sosyolog veya antropolog sağlıklı sonuçlara ulaşamayacağı gibi, toplumdan kopmuş bir psikoloğun sadece bir noktaya odaklanmış çalışmaları da başarılı olamayacaktır. Bu noktada yine değişmenin yönü, derecesi, bunun zaman ve zemini toplumdan topluma göre sürekli olarak ve kültürden kültüre değişim gösterdiği kültürün derinliğinin analizi uzman kişilerin analizine ihtiyaç gösterir. Oysa bu anlayışa ulaşamamış birçok toplumda bu yöneliş çoğu zaman kontrolsüz, rastgele veya dış güçlerin kontrolünde gerçekleşir. Sonuçta, olayları ele alış biçimi, mücadeleleri sonucundan daha çok, geriye kimin ve nasıl bir dünyanın kaldığı ile ilgilidir ve (Powers, 2005:39) modern istihbarat faaliyetlerinin nasıl yürütülmesi gerektiği ile de ilgilidir. Karşılıklı etkileşimde kültürün dikkate alınmasına dair en güzel örneklerden birisini Almanların Osmanlı İmparatorluğu bünyesine gönderdiği askeri uzmanları oluşturur. Türk askeri ile Alman askeri arasındaki kültürel farklılıklar giderek büyüyen sorunlara yol açınca Colmar von der Goltz, 1909 yılında “danışman görevi almış Alman subaylara küçük uyarılar”ı yayınlamak zorunda kalmıştır. Bu uyarı bir bakıma Alman üstünlük duygusu ile “Şarka Özgü” kilişelerin oluşturduğu kültürün gerçekçi bir değerlendirmesini yansıtıyordu ve tersinden okunduğunda uyuşmanın hangi nedenlerle başarısız olacağına da işaret ediyordu (Bröckling, 2001: 18,19).
Bu noktada, yalnızca bilginin nasıl toplandığına odaklanmak yerine, elde edilen bilgilerin etkin işlenebilirliği üzerine de yoğunlaşmak gerekiyor. Bilgi işleme konusunda ise değişimi yönlendiren temel unsurları oluşturan sosyal, çevresel, teknolojik, ekonomik ve siyasi çerçeve yanında, karşı karşıya olduğumuz en hayati belirsizliklerin ortaya konulduğu “senaryo düşünme” yönteminin de dikkate alınması gerekir. Bu aynı zamanda farklı, olası ve zorlu gelecek senaryolarının hayal edilmesi ve bunlara karşı stratejileri geliştirmeyi içeren bir çerçeve sunacaktır (Fukuyama, 2008:150, 151). Aksi takdirde, teoriler arasındaki boşluklardan ve kör noktalardan kaynaklanan, stratejik sürprizlerle karşı karşıya kalma riski her zaman yüksek kalacaktır.
Jeopolitik; “coğrafyanın politika ile etkileşimini ele alır” (Flint, 2006:3). “Jeopolitik bir ülkenin coğrafi konumunun kaçınılmaz olarak o ülkenin politikasını belirlemesidir” (Göney, 1993:6). Bu cümle belirli bir coğrafi konum muhafaza edildiği zaman doğrudur. Ancak Türklerde coğrafya konusu tartışmalıdır ve belirli bir coğrafyadan ziyade bulunulan ve temsil edilen her noktanın vatan olduğu düşüncesi hala kaybolmamıştır. Belki buna kültürü de katmak gerekir. Örneğin Gökalp için vatan, coğrafi bir saha olmaktan ziyade “kültürden” ibarettir (Karpat, 1986). Öyleyse doğulan ve yaşanan yerden ziyade coğrafyayı ve vatanı bir bütün olarak görmek ve nerede olursa olsun kültürel bir bağa sahip olanlarla yurttaşlık yapmak, coğrafyaya yeni bir anlayış getirmek gibi bir düşünüş de tasarlanmıştır. Türk kurtuluş mücadelesi sırasında dünyanın her yerinden yardımların ulaşması da bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Antropoloji ve kültürün ve istihbarat amaçlı kullanımı
Sosyal antropoloji, insanın birçok açıdan incelenmesi olan çok daha geniş anlamlı, antropolojinin bir bölümü olarak, öncelikle İngiltere ve Birleşik Devletlerde ortaya çıkan bir ilimdir. Bir bilim dalı olarak, Oxford Üniversitesi’nde 1884, Cambridge’de ise 1900’lü yıllardan beri okutulmaktadır. Sosyal Antropoloji adıyla ilk üniversite kürsüsü ise 1908 yılında Liverpool’da kurulmuştur.
Antropolojik ve kültürel istihbarat ve çalışmaların savaş alanında kullanımının da özellikle sömürgecilik dönemlerinde yaygınlaştığı görülür. Sömürgecilik bir devletin, kendi ülkesinin dışında başka ulusları, devletleri ve toplulukları siyasi, ekonomik ve kültürel yönden egemenliği altına almasıdır. Nitekim kültürel istihbaratın sağladığı bilgilerin kötüye kullanılması ile birçok sömürge çok az bir kuvvetler uzun süre bir arada tutulabildi ve gücün yetersiz olduğu durumlarda da toplumların birbirleri ile olan ayrılık noktaları devreye sokularak aralarında çatışmalar yaratıldı. Sömürgeci ülkelerin en çok kullandığı da zaten bu teknikti. Öyle ki bu teknik sömürgecilik dönemi sonunda dahi toprak ve kaynak paylaşımında bilinçli olarak yaratıldı ve böylece yeni müdahalelerin zemini hazırlandı. Bu anlamda sömürgeci mantığında var olan; “kışkırt, destek ver, karşı tarafa yönelik katliamlar yaptır. Aralarında kan davası yarat, unutulmaması için öğretim programlarına bunu kaydettir, sonra da ihtiyacın olduğu anlarda bu hususları her iki tarafa da bir şekilde hatırlatarak tekrar kışkırt, bunu kullanarak bölgeye müdahale et daha doğrusu kurtarıcı olarak seni çağırsınlar.” düşüncesinin ve taktiğinin hala geçerliliğini koruduğu da açıkça yaşanan olaylardan görülmektedir. Ancak Grossberg’in gündeme getirdiği şekilde hegomonik mücadele hala mevcut ve bu mücadelenin güvenliği güvence altına alınmış gözükmüyor. Bunun başlıca nedeninin, hegomonik düşünceyi zayıflatma ve fanatizm üzerine inşa edilen yeni bir politik kültür yaratmaya çalışanlar olduğu ileri sürülse de asıl nedenin aşırı dominant sömürgeci kültüre karşı tüm dünya düzeyinde oluşan tepkinin olduğunun da bilinmesi gerekiyor (Hall&Birchall, 2006: 63).
Antropolojinin ilk başlarda özellikle sömürgeci ülkelerin kültürleri üzerine yönelmesi onun bazı noktalarda “sömürge bilimi” olarak nitelendirilmesi de bu yüzdendir. Zaten çoğu antropolojik ve tarihi çarpıtma da bu dönemlerde başlamıştır. İber Yarımadasındaki başarılarına rağmen Kolomb’un üç yelkenli gemisini ileri taşıyan ideolojik rüzgârlar, on beşinci yüzyıl dünyasının en zorlayıcı politik mücadelesiydi. Katolik Avrupa ve Müslüman Osmanlı İmparatorluğu arasındaki mücadele, Dünya tarihinin bilinen bütün rivayetlerinin aksine, Avrupalıları Amerika kıtasına götüren asıl nedendi ve Avrupa’nın Akdeniz bölgesinden zorunlu ayrılışı daha doğrusu tahliyesi, sonuçları bugüne kadar gelen Hristiyan Avrupa’nın geleceğine dair zihniyetini oluşturmuştu (Michail, 2022:10,11). Bugünkü Avrupa’nın Türklere karşı önyargısının ve düşmanlığının temelinde de bu gerçek vardır.
Diğer yandan istihbarat sadece karar vericiler için belge ve bilgi toplama değil, bunun işlenip, anlamlı hale getirilmesi, analiz ve sentez edilme süreçlerini de kapsar. Türkler hakkında bilgi toplamak ve toplum yapısını analiz edip, parçalamak maksatlı istihbarat bilgilerinin toplandığına milattan önceki dönemlerde rastlıyoruz. Örneğin, MÖ 138 yılında, Çinlilerin Hunlar arasına gönderdiği Chang Chien isimli casus, 13 yıl boyunca topladığı bilgileri bir rapor halinde Çin İmparatoruna sunmuş ve Çinliler bu bilgilerden istifade ederek, Hunları toplumsal olarak çözen ve toplumsal çatışma ortamı yaratan zayıflatıcı faaliyetler icra etmişlerdi. Bu yapı güçlü bir devlet yapısı için vazgeçilmez bir zorunluktur. Türklerde, Çin devletinin yıkıcı faaliyetlerini önlemek maksadıyla, Göktürkler döneminde bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyulmuştu. Şüphesiz bunun öncesi de söz konusuydu. “Börü Budun” denilen bu oluşum, Kağan İlteriş’in emriyle, Vezir Bilge Tonyukuk tarafından tahminen 1450 yıl kadar önce 680’lü yıllarda kurulmuştu (İyiat, 2010: 40). Daha sonraki dönemlerde de Türklerin gerek Hindistan, İran gerekse de diğer bölgelerde yoğun olarak istihbarat ve casusluk faaliyetlerine maruz kaldıkları ve uğraştıklarını biliyoruz (Yalçın, Murat, 2007: 10).
Bunun yanında antropolojinin, kültürü yorumlamaktaki rolü biliniyor. Bu anlamda, bazı bölgeleri anlamada ve bu kapsamda yapılan çalışmalarda oldukça yararlı olmaktadır. Örneğin; ”Hint Düşüncesinde İslam Algısı”, “Japonlar ve Davranış Biçimleri”, “Geleneksel Çin Kültürü” gibi araştırmalarda, ülke yanında burada yaşayanlar hakkında oldukça yararlı bilgiler edinilebilmektedir (Kutlutürk, 2019; Lebra: 2013; Lay: 2022). Bu örnekler daha da artırılabilir. Örneğin; Japon kültüründeki davranış kalıpları ve geleneksel konularda modeller ve kültürel yansımalar bu suretle kolayca anlaşılabilecektir. Bu suretle sizden hediye almak istemeyen bir Japon vatandaşının bunu geri ödemek zorunda olduğundan neden böyle davrandığı da kolayca anlaşılabilir.
Kültürel istihbaratın barışı inşa etmedeki rolünü Amerika’nın Japonya ile yaptığı 2. Dünya savaşında rahatlıkla görebiliriz. Amerika’nın devlet aklı Japonların sosyolojik ve kültürel yapısını öğrenmek için Savunma bakanlığı bünyesinde Ruth Benedict’i görevlendirmiştir. Ruth Benedict doktorasını antropoloji üzerine yapmış, bir bilim insanıdır. Özellikle Japonlar ve Tayland üzerine çalışmalar yapmıştır. II. Dünya savaşı sırasında Amerikan ordusu üzerine çalışmıştır. Japonların kültürel kodları üzerinde derin bilgilere sahip olması, Amerika’nın savaş sonrası barışı inşa etmesinde, silahlar kadar etkili bir yol olmuştur. Savaş sonrasında Amerika Japonya ile kalıcı bir barış sağlamak için Japon Kültürel kodlarını sonuna kadar kullanmış ve sonuçta başarı sağlamıştır. Daha önce Ruth’u “Japon Kültürünün savaşa olan yansımalarını araştırmak üzere” görevlendirmişti. Hem savaş esnasında hem de savaş sonrasında başarı elde etmek isteyen Amerika, uygulayacakları stratejileri ise, Ruth’un çalışmalarına göre belirleyecektir. Amerika’nın savaş sonrasında kalıcı barışı inşa etmek için, Japon imparatorunu ön planda tutmasının altında yatan gerçekleri Ruth daha önce çalışmış ve tez haline getirmişti. Japonların doğuştan itibaren yetişme tarzlarını analiz eden Ruth yazdığı detaylı raporları, Amerika’nın savunma sekreterliğine verdi. Yapılan çalışmada en kritik nokta, Japon halkında “hak ve görev anlayışının” olduğu idi. “Krizantem ve Kılıç” (Benedict, 2011) Yani doğan her Japon yurttaşı çevresine, ailesine ve doğaya karşı sorumluluk bilinci ile yetiştiriliyordu. Buna Japon kültüründe “on kuramı” deniliyordu. Bu kavram içerisinde, Japonlar aile üyelerine, yakınlarına, devletlerine ve imparatorlarına karşı borçlarını tüm yaşam boyunca ödemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüklerini yaptıkları kadar da hak kazandıklarını düşünürlerdi. (Güvenç, 2010: 329).
Japon sosyolojik yapısında en büyük sorumluluk ise imparatora karşı olandı. Onlar sadece imparatorları “savaşacaksınız ve öleceksiniz” dediği için kamikaze oluyorlardı. Bu kelime Japon dilinde “kutsal rüzgâr” anlamına geliyordu. Kelimenin ortaya çıkmasına yol açan tarihsel süreç Moğolların Çin’den sonra Japonya’yı ele geçirmek için 40.000’den fazla askeri ve atları ile Japonya’ya giderken, çıkan fırtına da yok olmuşlardı. Bu olay ile Japonlar kurtulduğu için “kutsal rüzgâr” ismini vermişlerdir. Japonlar daha sonra bu ismi “kamikaze” II. Dünya savaşı esnasında Amerikan gemilerine karşı uçaklar işe yaptıkları intihar saldırılarındaki havacılara da kamikaze ismini vermişlerdi. Amerika, Japon halkının imparatora olan bağımlılık derecelerini bildiği için, “Barış anlaşmasını” imparatora imzalatmak istemiştir. Amerika Japon halkı üzerinde yüksek tesiri olan Japon imparatoruna Japon kültüründe olmamasına rağmen anlaşmayı imzalatmak için diplomatik kanalları sonuna kadar kullanmıştır. Japon imparatoru savaş sonrasında yaptığı açıklamada yenildik dememiş, barış anlaşmasının kendileri için yararlı olduğunu Japon kamuoyuna duyurmuştur. Japon imparatoru barış anlaşmasını imzalayana kadar, kamikaze olup Amerikan Deniz kuvvetlerine ölümüne saldıran, Japon askerleri ve halkı barıştan sonra, Amerikan askerlerini çiçekler ile karşılamışlardır. Bu durumun altında yatan temel neden Japon imparatoruna olan sadakatten gelmektedir. Ruth Benedict’in Japon halkı üzerine yapmış olduğu sosyolojik ve kültürel çalışma Amerikan istihbaratı tarafından analiz edilmiş ve istenilen sonuç alınmıştır. Bu başarının sağlanmasında bilim insanlarının, detaylı analizleri ve karar alıcıların bilim insanları ile yapmış oldukları stratejik çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır. (McFate, 2009:115; Güvenç, 2011:404).
İstihbarat yöntemlerinde gelişim ve yeni bakış açısı yaratma gereksinimi
İkinci Dünya Savaşından beri istihbarat toplama yöntemlerinde ve yapısında, kapasite artışı dışında belirgin bir değişiklik olmamıştır (Yılmaz, 2007: 137). Bu büyük bir eksiklik ve affedilmez bir hatadır. Nitekim ABD’de gerçekleşen 2001 saldırıları sonrası gerek ABD içindeki kültürel farklılıklar ile başkalarının kendileri hakkında neler düşündüklerinin bilinmesinin daha da önem kazanması yanında (Nye, 2005: 123), 2023 yılı ekim ayında İsrail’de gerçekleşen olaylar bu eksikliği büyük ölçüde öne çıkarmıştır. Tıpkı ekonomide olduğu gibi, geleceğin dünyasını iyi anlamlandıranlar ve buna göre yeniden yapılanıp, gereğini yapanlar ödüllendirilecektir (Toffler, 1992:39). Böyle bir ortamda tahayyül gücümüzü yeniden değerlendirmek ve yaşanılacak dünyayı önceden hayal etmek zorundayız. Yine bu ortamda kültürel çalışmalar konusunda köklü değişimlere ihtiyaç olduğu da ortaya çıkıyor. Belirlenen sistemin yönünü değiştirebilirsek, İstenilen sonuçta farklı çıkabilir. Derinlemesine bir stratejik analiz yapabilmek için öne sürülen resimlerin altında yatan gerçekleri görebilmek gerekir. Gerek toplumu anlamak, ihtiyaçlara göre yönlendirmek, gerekse buna ilişkin gerekli bilgileri toplayacak ve değerlendirecek kurumları oluşturmak adına yeni bir paradigma oluşumu ile yeni dünyanın öznelerini anlamak, tekrar kurmak ve yeni bir dinamizmle ve farklı bir bakış açısı ile ilerlemek zorundayız.
Birçok konu yanında şiddet, kitle hareketleri, yönlendirme gibi birçok unsur da kültür ile doğrudan ilgilidir ve antropolojik çalışmalarla istendik yönde kontrol altına alınabilir. Osmanlı Devletinin son dönemlerinde misyoner okullarında yapılan antropolojik çalışmalarla bir çok etnik grubun değişime uğratıldığı (Cobb, 1914: 116,117) bilinen bir gerçektir. Cobbs antropolojik çalışmalarına dayanarak yaptığı “Gerçek Türkler” isimli çalışmada Türklerin birçok özelliğini ayrıntılı olarak analiz etmiştir.
Bu konuda en iyi çalışmaları yapanlardan birisi de “Kesin İnançlılar” isimli kitabın da yazarı olan Eric Hoffer’dir (Hoffer, 2007). Hoffer birçok işte işçi olarak bizzat çalıştı ve bizzat yerinde toplumsal hareketleri ve kişileri gözlemledi. Gözlem ve yerinde mülakata dayanan çalışmaları bugün dahi kelimesi kelimesine doğru çıkıyor ve bir başvuru eseri olarak birçok konuya açıklık getiriyor. İşini yaparken yaptığı gözlemlere dayanan bu kitap 1951 yılında yayınlandı ve milyonlar sattı. ABD başkanı tarafından da toplumsal hareketler konusundaki çalışmaları ödüllendirilen ve Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesinde danışmanlık görevlerinde bulunan Hoffer, kendisini bu görevine öylesine adamıştı ki rıhtımdaki hamallık görevine gizli olarak devam etmişti.
Sonuç
İstihbarat hem kendini hem de karşı tarafı tanıma ve ona göre hareket tarzlarını oluşturma faaliyetlerini içerir. Ancak genelde birçok toplumda karşı tarafın yaptıkları üzerine yoğunlaşırken bunun önlenmesi için yapılması gerekenler bir tarafa bırakılır. Oysa asıl olan bunları önlemek için neler yapılması gerektiğidir ki bu zaten kültürel antropolojinin esas barışı sağlayıcı alanını oluşturur. Bu suretle yapılan zararlı faaliyetler önleneceği gibi toplum yapısı da sağlamlaştırılarak dış etkilere daha dayanıklı bir duruma getirilir.
Karar alıcıların karşılaştığı sorunlara yönelik strateji belirlemede hedef devletin tanınması yanında, kendi toplumunun da anlaşılması hayati derecede önemlidir. Tarih boyunca dünya liderlerini yönlendiren farklı uygarlıklardan düşünürlerin; yaşadıkları dönemi anlamlandırarak, kültürlere gerçekçi bakış açıları getirdikleri görülmüştür. Diğer taraftan sosyal ve kültürel oluşumun birbirine paralel bir duruma getirilmesi ile toplumdaki denetleme ve gözetleme aygıtlarının oluşturulması da antropolojik bir konu olarak karşımıza çıkar.
Bilimsel çalışmaların amacı, dünya ve evrendeki mevcut yasaları araştırmak, ortaya çıkarmak anlamak ve geleceğe yönelik kullanmak için açıklama getirmeye çalışmaktır. Kültür bir birikim olarak hayatın birçok alanını etkilerken ve antropoloji ve kültür bilimini etkin olarak kullanan birçok ülkede her yıl on binlerce antropolog yetiştirilip istihdam edilirken, birçok ülkede bunun kullanımının, pratikte belirli bir hedefi olmayan, kullanışsız alanlara yöneldiği de açıkça görülür. Oysa sosyal ve kültürel antropolojinin ve kültürel istihbaratın etkin kullanımının, toplumu anlama ve sosyal problemleri çözme yanında, barışa hizmet etme ve kültür üzerindeki istenilmeyen dış etkilerin etkisiz hale getirilmesinde etkin rol oynayacağı açıktır.
Kültürel ve sosyolojik alana yoğunlaşmış bir savaş ortamında olduğumuz, her geçen gün daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir ortamda ise akla, tahayyül kuvvetine ve sezgilerimize hiç bu kadar ihtiyaç duyulmamıştır. Ayrıntılar arasında kaybolmamak ve barışçıl bir geleceği yakalamak adına stratejik düşünmek zorunda kalınmaktadır. Bunun önündeki en büyük engel ise sebep-sonuç ilişkisinin kurulamayışı olduğu söylenebilir. Yaşanan olaylar, tecrübeler ve öngörülerimiz gelecekteki olayların habercisi ve her olay kendi içinde ders alınabilecek sebep ve sonuçları barındırmaktadır.
Bu da olayları birbirine bağlayarak, gerektiği gibi yorumlayabilmek ve çıkan sonuçları geleceğe yönelik olarak kullanabilmekten geçmektedir.
Çünkü önemli olan istihbarat bilgi edinmekten çok, onu kullanma yeteneği ile ilişkilidir. Bu maksatla toplumu ve karşı gücü anlama ve anlamlandırmada, yetenekli liderler yanında, profesyonel düşünen ve bunu gerçekçi koşullarda hayata geçiren yetenekli bilim insanlarına ve uygulayıcılara gereksinim bulunmaktadır.
21. yüzyılda bölgesel ve global anlamda yoğun çatışmaları görülmektedir. Askeri, siyasi, toplumsal, çevresel ve ekonomik çatışmalar pozitif bir barışın önünde en büyük bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Uluslararası sistemin anarşik yapısına bağlı olarak; devletlerin ayakta kalabilmesi, barış içinde yaşayabilmesi ya da savaş zamanında mücadelelerden en az zararla çıkabilmesi, sosyal ve kültürel istihbaratın yoğun olarak ortaya çıkarılması ile mümkün olduğu söylenebilir.
Kaynakça:
Aksoy, Zeynep. (2015). Kültürel İstihbarat-Kültürlerarası İletişim ve Yönetimde Çağdaş Bir Yaklaşım, Beta Yayınları: İstanbul.
Alexander C. Jeffrey &Seidman Steven. (2009). Kültür ve Toplum, Çev. Nuran Yavuz, 2. Baskı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi: İstanbul.
Alpar, Güray. (2015). Uluslararası İlişkilerde Strateji ve Savaş Kültürünün Gelişimi, Palet Yayınları: Konya.
Alpar, Güray. (2021). Uluslararası Sistemde Yeni Dengeler ve Kuşatıcı Perspektif, Karınca Ajans, SDE Yayınları: Ankara.
Amman ve Aslantürk. (2010). Sosyoloji, 8. Baskı, Çamlıca Yayınları: İstanbul.
Bauman, Zygmunt. (2018). Globalization The Human Consequences, (Küreselleşme Toplumsal Sonuçları), Ayrıntı Yayınları: İstanbul.
Benedict, Ruth. (2011). Krizantem ve Kılıç (Chrysanthemum and the Sword), Çev. Türkan Turgut, Türkiye İş Bankası Yayınları: İstanbul.
Biruni. (2018). Tahkiku Ma li’l-Hind Biruni’nin Gözüyle Hindistan, Çev. Kıvameddin Burslan, Türk Tarih Kurumu Yayınları: Ankara.
Bröckling, Ulrich. (2001). Disiplin, Çev. Veysel Atayman, Ayrıntı Yayınları: İstanbul.
Bursta, j. Wojciech. (1996). Czytanie Kultury, Pięć szkiców, Instytut Etnologii i Antropologii Kulturowej UAM w Poznaniu, Łódź Lodz.
Camous, Thierry. (2011). Doğulular Batılılar, Yirmi Beş Asırlık Savaş, Fransızcadan çeviren: Hander Güreli, Bilge Kültür Sanat: İstanbul.
Chomsky, Noam. (2015). Geleceği Kurgulamak, İngilizceden Çeviren: Gökhan Fırat, İnkılap Yayınları: İstanbul.
Cobb, Stanwood. (1914). The Real Turks, The Pilgrim Press: Boston.
Decker J. Michael. (2016). The Byzantine Art of War (Bizans Savaş Sanatı), Çev. A. Tuncer Büyükonat, Doruk Yayınları: Ankara.
Dennis, T. George (2011). Strategikon, Çev. Volkan Atmaca, Kırmızı Kedi Yayınları: İstanbul.
Farabi. (2004). İdeal Devlet, Vadi Yayınları: İstanbul.
Flint, Colin. (2006). Introduction to Geopolitics, Routledge: New York.
Fukuyama, Francis. (2008). Blindside How to Anticipate Forcing Events and Wild Cards in Global Politics (Kör Nokta, Gelecek Senaryolarını Öngörmek),
Fukuyama, Francis. (2009). The Great Disruption Human Nature and the Reconstitution of Social Order, (Büyük Çözülme İnsan Doğası ve Toplumsal Düzenin Yeniden Oluşturulması), Çev. Hasan Kaya, Profil Yayıncılık: İstanbul.
Göka, Erol. (2008). Türklerin Psikolojisi, Timaş Yayınları: İstanbul.
Gökalp, Ziya. (2014). Türk Töresi, 5. Basım, Ötüken Yayınları: İstanbul.
Göney, Suat. (1993). Siyasi Coğrafya, Cilt 2, İstanbul Üniversitesi Yayınları: İstanbul.
Goody, Jack. (2019). Tarih Hırsızlığı, Çev. Gül Çağalı Güven, Türkiye İş Bankası Yayınları: İstanbul.
Guenon, Rene. (2005). Modern Dünyanın Bunalımı, Çev. Mahmut Kanık, Hece Yayınları: Ankara.
Guillaume, James. (1998). “Bir Biyografi Denemesi, Mihail Bakunin”, Der. Sam Dolgoff, Bakunin Hayatı, Mücadelesi, Düşünceleri, Çev. Cemal Atila, Kaos Yayınları: İstanbul.
Gürsoy, Zehra. (2015). “Klasik Düşünürler ve Tartışmalar: Mutlak Savaş ve Stratejik Düşünce”, Savaş Kuramları, Editör: Erhan Büyükakıncı, Adres Yayınları: Ankara.
Güvenç, Bozkurt. (2010). Japon Kültürü, Boyut Yayınları: İstanbul.
Hall Gary&Birchall Clare. (2006). Yeni Kültürel Çalışmalar, Kuramsal Serüvenler, İngilizceden Çeviren Onur Kartal, Say Yayınları: İstanbul.
Hoffer, Eric. (2007). Kesin İnaçlılar (The True Believer), Çev. Erkil Günur, Plato Yayınları: İstanbul.
Huntington, P. Samuel. (1996). The Clash of Civilization and Remarking of the World Order, Simon & Schuster: USA.
İbn Batuta. (2004). İbn Batuta Seyahatnamesi, Çev. A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.
İyiat, Bora. (2010). Türk Gizli Servisinin Kısa Tarihi, Kripto Kitaplar: Ankara.
Karpat, Kemal. (1986). Yeni Bir Milli Kültür Oluşuyor, Tercüman Gazetesi 16 Ekim 1986.
Kutlutürk, Cemil. (2019). Hint Düşüncesinde İslam Algısı, Dergâh Yayınları: İstanbul.
Krech David&Crutchfield Richard. (1970). Sosyal Psikoloji, Çev. Erol Güngör, İstanbul.
Lay, Tradescant George. (2022). Bütün Yönleriyle Çin Kültürü, Çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Maya Yayınları: İstanbul.
Lebra, Sugiyama Takiye. (2013). Japonlar ve Davranış Biçimleri, Çeviren: Oğuz Baykara, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi: İstanbul.
Mazrui A. Ali. (2016). Dünya Siyasetinde Kültürel Etkenler, (Cultural Forces in World Politics. Published in 1990 by James Curreey Publishers), Çev. Çağla Taşkın, Hece Yayınları: Ankara.
Michail, Alan. (2022). God’s Shadow: Sultan Selim, His Ottoman Empire, and the Making of the Modern World, Çev. Yeşim Öksüzoğlu, Epsilon Yayınları: İstanbul.
Nye, S. Joseph. (2005). Yumuşak Güç, Çev. Reyhan İnan Aydın, Elips Kitap: Ankara.
Ögel, Bahattin. (2016). Türklerde Devlet Anlayışı-13. Yüzyıl Sonlarına Kadar, 2. Basım, Ötüken Neşriyat: İstanbul.
Özdemir, Haluk. (2008). Uluslararası İlişkilerde Güç: Çok Boyutlu Bir Değerlendirme, Ankara Üniversitesi, SBF Dergisi, Cilt 63 Sayı: 03: Ankara.
Powers, Thomas. (2005). İstihbarat Savaşları, Çev. Sultan Şahin, Güncel Yayıncılık: İstanbul.
Renatus Flavius Vegetius. (2019). Roma Savaş Sanatı, Kronik Kitap: İstanbul.
Şahin, Yakup. (2020). Uluslararası İlişkilerde Güce Farklı Yaklaşımlar ve Türkiye’nin Gücü, Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Dergisi/Journal of International Relations and Diplomacy Cilt/Volume: 3 Sayı/Issue: 2 Ekim/October 2020 ss./pp.1-22.
TDK Sözlük, Güç Maddesi.
Toffler, Alvin. (1992). Yeni Güçler, Yeni Şoklar, Çev. Belkıs Çoraklı, Altın Kitaplar: İstanbul.
Touraine, Alain. (2005). Bugünün Dünyasını Anlamak İçin Yeni Bir Paradigma, Çev. Olcay Kunal, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.
Win, Hermann. (2019). Felsefi Antropoloji, Çev. İsmail Tunalı, Ayrıntı Basımevi: Ankara.
Wösnerr, (1979). Soziologie, Wien- Köln-Graz.
Yalçın, Murat. (2007). Geçmişten Günümüze İstihbarat Örgütleri, Nokta Kitap: İstanbul.
Yılmaz, Sait. (2007). 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat, Milenyum Yayınları: İstanbul.