ANALİZ: HİNT-PASİFİKTEN, ASYA-PASİFİK’E TEKRAR GEÇİŞ OLACAK MI?
DOÇ. DR. GÜRAY ALPAR
Bundan sonraki dönemde Asya-Pasifik (Hint-Pasifik Bölgesinde neler yaşanabilir?
Asya-Pasifik, değişmekle birlikte, genelde; Doğu Asya, Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Okyanusya bölgelerini içeren bir tanım olarak, 1980’lerin sonundan itibaren siyasi ve ekonomik alanda popüler hale gelmiş bir tanımlamadır. Hint Pasifik ise daha sonraları güç merkezli bir anlayışla kullanılmaya başlanan bir tanımlama olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölge dünya nüfusunun yarısından fazlasına, dünya ekonomisinin 2/3’sine ve en büyük yedi ordusuna ev sahipliği yapıyor. Dünyada nükleer güç sahibi ülkelerin çoğunluğu da burada.
Hint Okyanusunu, Pasifik Okyanusuna bağlayan oldukça geniş bir coğrafyanın tek bir jeopolitik bölge olarak tanımlanması, ilk olarak 1924 yılında Alman jeopolitikçi General Karl Haushofer tarafından yapılmıştı (Haushofer, 1924: 551-553). Günümüzde ise “Hint-Pasifik” terimi, daha çok Hindistan’a vurgu yapılarak, Çin’in artan siyasi ve ekonomik etkisini önleme maksatlı kullanılmakta ve “Hint-Pasifik” kavramı, “Asya-Pasifik” kavramının yerini almaktadır (Heiduk, Wacker, 2020). Çin ve Rusya ise bu tanımı genelde tercih etmemektedir.
Genel olarak jeopolitik kavramlar, güç merkezlerinin tahakküm etme çabalarının bir yansımasıdır. Hint Pasifik tanımı da bu anlamda karşımıza çıkmaktadır. Yani her iki kavram büyük oranda kesişen coğrafi alanları kapsamakla birlikte, jeopolitik olarak oldukça farklı alanları ifade etmektedir.
ABD 2016 yılında Obama döneminde “Asya’yı Yeniden Dengeleme” politikası üzerinden Hindistan’a “Büyük Savunma Ortağı” statüsü vermişti ve Hindistan, QUAD ülkeleri (ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan) içinde Çin ile kara sınırı bulunan tek ülke konumundaydı.
Güvenlik strateji belgelerinin hazırlanmasında en önemli unsur, tehditlerin belirlenmesi ve buna göre alınacak tedbirlerin ortaya konulmasıdır. Bu belgeler üst yönetim tarafından hazırlanıp yayınlanır. Bu belgeyi alan alt unsurlar aşağıya doğru kendilerini ilgilendiren hususları alır ve detaylandırarak yapmaları gereken hususları alanda sırası geldiğinde uygulamaya geçirir.
ABD tarafından ilk “Hint-Pasifik Strateji Belgesi”, 2019 yılında zamanın Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan imzasıyla yayınlanmıştı. Bu belgede Çin, en büyük düşman olarak tanımlanırken, Çin’i dengelemek için Hindistan müttefik olarak belirlenmişti (Indo-Pasific- Strategy-Report-June-2019). Bu raporda, 89 kez Çin adı geçerken, Rusya, Çin’den sonra en fazla adı geçen ülkedir.
Trump’ın ilk döneminde ABD, bölgede kendisine karşı olan Rusya ve Çin’i dengelemek için bu ülkeleri çevreleyen Japonya, Hindistan, Avustralya ve Kore gibi ülkeleri bir araya getirmeyi planlamış ve bu nedenle de Özgür ve Açık Hint-Pasifik” terimini kullanmaya başlamıştı.
Daha sonrasında ise iş başına gelen Başkan Biden, Hint-Pasifik tabirini kullanmaya başladı. Buradaki esas amaç ise Asya-Pasifik bölgesini tamamen Çin karşıtı bir alan haline getirme düşüncesiydi ve Hindistan bu alanın kullanılabilecek en önemli ülkesi konumundaydı.
Aslında Biden, 2021 yılı NATO Zirvesinde Çin ve Rusya’nın konumu tekrarlanırken, Asya Pasifik bölgesindeki ülkelerle daha yakın işbirliğine gidilmesi konusunu da gündeme getirmişti. Bu safhada ABD’nin NATO’yu kullanarak, Çin ve Rusya’ya karşı, Baltık’tan başlayarak Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Hint Okyanusu üzerinden Çin’in güneyine ve Güney Kore ve Japonya’ya uzanan ülkeleri kapsayacak şekilde yeni bir cephe inşa etme isteği de açıkça görülüyordu. Nitekim Biden yönetimi bu doğrultuda epeyce adım attı ve plan belli oranlarda gerçekleşti.
Bölgedeki jeopolitik hareketlilik daha 2020 yılında başlamıştı. Üst düzey Amerikalı yetkililerin Hindistan’ı ziyareti ertesinde, 2020 yılı Haziran ve Eylül aylarında; Hindistan, Avustralya ve Japonya ile lojistik anlaşmalar imzalanmış ve savunma işbirliği, bir sonraki safhaya taşınmıştı. Hindistan ayrıca, Batı Hint Okyanusunda; Japonya, ABD ve Avustralya ile geniş çaplı tatbikatlar da yapmıştı. “Asya’nın NATO’su” olarak nitelendirilen QUAD (ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan)’da bu planda önemli bir role sahipti ancak QUAD içinde Hindistan bir şekilde tarafını tam olarak kesinleştirmemiş gözükmektedir. Oysa Hindistan’ın Çin’e karşı açık bir tavır alması bu stratejinin en önemli parçasıydı.
Trump Döneminin ardından görevi devralan ABD Başkanı Biden, vakit geçirmeden göreve gelmesinden 45 gün sonra yayınladığı “ABD Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”nde, dünyada gelişen durumlara karşı stratejilerini genel olarak ortaya koymuştu.
Biden, “Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”ne yazdığı önsözde, dinamiklerin değiştiği uluslararası ortamda yeni meydan okumalarla karşı karşıya olduklarını, bu tehditleri kendilerini yenileyerek ve ittifaklar oluşturarak bertaraf edeceklerini beyan etmişti. Biden’ın, 24 Eylül 2021 tarihinde QUAD Liderler Zirvesinde söylemiş olduğu “Hepimizin ve dünyanın geleceği Hint Pasifik bölgesinde şekillenmektedir” sözü, ABD Hint-Pasifik Strateji Belgesinin giriş sözü olarak da belgede yerini almıştı.
Belgede müttefiklik ve işbirliği anlamında vurgulanan devletler ise Avrupa’daki NATO müttefikleri ile Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Tayvan olarak gösteriliyordu. Hindistan ile ortaklığın derinleştirilmesi ve Yeni Zelanda yanında; Singapur, Vietnam ve bazı ASEAN ülkeleri ile ortak hedefler için birlikte çalışmak da belirlenen hedefler arasındaydı.
Belgeyi iyice incelemekte fayda vardır. ABD açısından bölgede bugüne kadar gerçekleşen ve Trump aksine politikalar geliştirmezse, bundan sonra devam edecek faaliyetleri özetle şu şekilde incelememizde fayda olduğu değerlendirilmektedir.
- Amerika Birleşik Devletleri bir Hint-Pasifik gücüdür. Bu bölge ABD için güvenlik ve refah bakımından hayati önemdedir. Hint-Pasifik’teki milyarlarca insan, gelecek on yılda küresel orta sınıfa katılacaktır. Sıradan Amerikalıların refahı Hint-Pasifik ile bağlantılıdır.
- Hedeflerimizi tek başımıza başaramayız. Çıkarlarımızı müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte savunacağız. Kendi gücümüzü; yatırımlar yaparak, yaklaşımlarımızı müttefiklerimizle uyumlu hale getirerek ve uluslararası sistemi güçlendirerek artıracağız.
- ABD, ancak Asya’nın da güvende olması durumunda güvenliğini sağlayabilir.
- Başkan Biden döneminde, Hint-Pasifik bölgesinde uzun vadeli konumumuzu ve bağlarımızı kuvvetlendirmeye kararlıyız. Avustralya, Japonya ve Güney Afrika Cumhuriyeti ile sağlam ittifak antlaşmaları yaparak bölge ile bağlarımızı kuvvetlendirdik. Kuzeydoğu Asya ve Güneydoğu Asya’dan başlayarak, Pasifik dahil Güney Asya ve Okyanusya’ya kadar bölgenin her köşesine odaklanacağız.
- Bölgede Çin Halk Cumhuriyeti (CHC) kaynaklı zorluklarla karşı karşıyayız. Önümüzdeki on yılı bu ülke belirleyecek. Çin askeri, ekonomik ve teknolojik olarak etkili bir güç. Amacımız Çin’i değiştirmek değil, stratejik ortamı şekillendirmektir.
- Bölge vaat ve engelleri barındıran belirleyici bir on yıla girerken, Amerikan gücü her zamankinden daha etkili ve kalıcı olmalıdır.
- Bölgesel vizyonda ortak olarak güçlü bir Hindistan’ı desteklemeliyiz.
- Birleşik Devletler olarak bölgede, müttefiklerimizle birlikte beş hedefi gerçekleştirmeye çalışacağız. Bunlar; Açık bir Hint-Pasifik geliştirmek, Bölge içi ve dışı bağlantılar oluşturmak, Bölgesel refah cazibe merkezleri oluşturmak, bölgede güvenliği ve tehditlere karşı dayanıklılığı artırmaktır.
- Açık toplumu destekleyeceğiz. Bölgede bilgi ve ifade özgürlüğüne önem verilecek, internet yaygınlaştırılacak, araştırmacı gazetecilik desteklenecek, medya okuryazarlığı geliştirilecektir.
- Avustralya, Japonya, Hindistan’daki lisansüstü çalışmalar ve “insandan insana bağlantılı nesil” desteklenecektir. Gençlik liderleri desteklenecek, eğitimsel ve profesyonel değişimler ve durağan hale gelen İngilizce eğitim programları canlandırılacaktır.
- Yeni ticari yaklaşımlar geliştireceğiz. Sınır ötesi veri akışlarını artıracağız. Esnek ve güvenli tedarik zincirleri geliştirmek için ortaklarımızla birlikte çalışacağız. Serbest ticareti teşvik edeceğiz. G7 ortaklarımızla gelişmekte olan ekonomileri donatacağız. G7, G20, APEC ve Pasifik Adaları Forumu (PIF) ile koordinasyon içinde dayanıklılık çabalarımızı geliştireceğiz.
- Müttefik ve ortaklarımızla saldırıları caydırmak için yeteneklerimizi geliştireceğiz. Sınırların zorla değiştirilmesine engel olacağız, denizlerde egemen güç oluşumuna izin vermeyeceğiz. Ortak tatbikatları artıracağız. Esnek komuta kontrol sistemleri oluşturacağız. Siber, uzay ve asimetrik güce önem vereceğiz.
- Avustralya, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayland ile ittifaklar kuracağız. Hindistan ile Savunma Ortaklığını geliştireceğiz. Güney ve Güneydoğu Asya ile Pasifik Adalarındaki ortaklarımızla birlikte çalışacağız. Tayvan Boğazındaki barış ve istikrarı korumak için tedbirler geliştireceğiz.
- Hint-Pasifik bölgesi ve ötesindeki müttefiklerimiz ve ortaklarımız arasındaki güvenlik bağlarını güçlendireceğiz.
- AUKUS ortaklığı da dahil olmak üzere Hint-Pasifik ve Avrupalı ortaklarımızı yeni yollarla bir araya getireceğiz.
- Japonya’yı Kuzey Kore’yi caydıracak ve gerekirse yenilgiye uğratacak seviyeye getireceğiz. Güney Kore ile genişletilmiş caydırıcılık ve koordinasyonu güçlendireceğiz.
- Teröre, biyolojik tehditlere, aşırı akımlara ve siber saldırılara karşı işbirliği yapacağız.
- Önümüzdeki 12 ila 24 ay içinde; Ortak kapasite oluşturacak, yeni yatırımlar yapacak, Güneydoğu Asya ve Pasifik Adalarında büyükelçilikler ve konsolosluklar kuracak, bölgede danışmanlık, eğitim ve kapasiteyi geliştirecek, güvenliği artıracak, dijital bağlantı kuracak ve altyapıyı geliştireceğiz.
- AUKUS ortaklığı aracılığıyla, nükleer enerjili denizaltılarını Avustralya Kraliyet Donanması’na mümkün olan en erken tarihte teslim etmek için en uygun yolu belirleyecek; ek olarak kapasiteleri derinleştireceğiz (siber, yapay zekâ, kuantum teknolojileri ve denizaltı yetenekleri dahil).
- Diplomasi, güvenlik, ekonomi, iklim, pandemik müdahale ve teknoloji konularında liderlik görevi üsleneceğiz.
- Eğer ortaklarımızla birlikte bölgeyi güçlendirebilirsek, Hint-Pasifik Bölgesi, Birleşik Devletleri güçlendirerek, geliştirecektir. Önemli stratejik hedeflerimiz, “hiçbir bölgenin bizim için bundan daha önemli olmayacağı” inancından kaynaklanmaktadır. Paylaşılan bu strateji ve bunları gerçekleştirme kapasitesini güçlendiren bir ABD, ortaklarıyla birlikte özgür ve açık, bağlantılı, müreffeh, güvenli ve gelecek nesiller için dirençli bir Hint-Pasifik’e doğru yol alabilir.
Görüldüğü gibi bu belgede Hindistan, ABD’nin Çin’e karşı kullanabileceği en önemli ülke olarak gözükmektedir. Ancak Hindistan yönetimi, zaman zaman bazı sorunlarının çözümünde bu durumunu kullanma eğilimini gösterse de genel olarak açık bir şekilde kullanılmaya ve Çin gibi bir ülke ile doğrudan karşı karşıya gelmemeye de dikkat etmektedir. Bu Hindistan’ın geçmişindeki bağlantısızlık tecrübesi yanında, yine geçmişte yaşadığı sömürge tecrübesi nedeniyle Batılı ülkelere karşı ihtiyatlı olma birikiminden de kaynaklanıyor.
Yine Hindistan 1971 yılındaki olaylarda ABD’nin, Hint Okyanusu’na 7. Filosunu göndererek Hindistan’a karşı aldığı tavrı da unutamamaktadır. Son olarak ABD’nin Keşmir konusunda arabuluculuk teklifi Hindistan tarafından reddedilmiştir çünkü Hindistan bu konunun uluslararası bir sorun haline gelmesini istemiyor. Hindistan’ın Rusya ile iyi ilişkileri artarak devam etmesine rağmen, ABD ve Hindistan arasındaki ilişkiler iyi bir şekilde devam ediyor gözükmesi Hindistan’ı memnun ediyor. Denge politikası kurmaya çalışıyor ve Hindistan, Çin merkezli bir Asya-Pasifik tanımlamasından olabildiğince uzak durmak istiyor. Görünüşte ABD ve Hindistan politikaları birbirine uyuşuyor gözükse de çıkarlar söz konusu olduğunda, bunun hiç de öyle olmadığı bir durum ortaya çıkıyor. Hindistan bölgeye yönelik güç merkezli yaklaşımları çok iyi okuyor ve Ukrayna’nın düştüğü duruma düşmekten kaçınacak denge politikaları oluşturuyor.
Ekonomik, askeri ve siyasi olarak her geçen gün önem kazanan Hint-Pasifik bölgesinin, giderek daha fazla ilgi çektiği ve önemli bir rekabet alanı haline geldiği görülüyor. Halen bölgede gerçekleşen birçok karışıklığın, sorunun ya da müttefiklik oluşumlarının temelinde de bu rekabet ilişkileri ve kurgular rol oynuyor. Strateji Belgesinde belirtilen hususların uygulanmaya başlamasının bölgede bazı değişiklik, karışıklık ve kırılmalar yaratmaya başardığını da tahmin etmek zor değil.
ABD hazırlamış olduğu strateji belgeleri ile tıpkı Rusya-Ukrayna Krizinde, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, ülkeleri yanına aldığı gibi benzer bir şekilde Hint-Pasifik bölgesinde de ittifaklar oluşturarak, çok daha az bir gayretle Çin üzerinde de baskı oluşturmak istiyor gibi görünüyor. Yani bir anlamda Rusya-Çin merkezli bir bölge oluşumunu Hindistan aracılığıyla kırmak istiyor. Ancak hiçbir şey düşünüldüğü şekilde gerçekleşmiyor, gerçek hayatta planlar nadiren beklendiği şekilde uygulanabiliyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın nisanda imzaladığı toplam 95 milyar dolarlık dış yardım paketine göre, 8,1 milyar dolar Hint-Pasifik bölgesine (Tayvan) destek amacıyla tahsis ediliyordu. 2025 bütçesine de teklifinde ilk kez Tayvan’ın öz savunmasını desteklemek üzere özel ödenek talebinde bulunmuştu. Yine Biden yönetimi Tayvan merkezli yarı iletken şirketi TSMC’ye de CHIPS Yasası kapsamında 6,6 milyar dolara kadar doğrudan finansman ve 5 milyar dolara kadar kredi sağlanacağı açıklanmıştı. Şimdi Trump geldi ve Tayvan’ın ABD’deki yarı iletken endüstrisinin “neredeyse tamamını” ele geçirdiğini ileri sürerek, “Tüm çip işimizi aldılar, çok zenginler.” diyerek yeni dönemin işaretlerini verdi: “Çin’e karşı korumamız için Tayvan’ın ABD’ye ödeme yapması gerekiyor.” (www.aa.com.tr/tr/dunya). Zaten Trump, Biden yönetimini önleyebileceği savaşları durdurmak yerine, kışkırtmakla suçluyor. Peki bu dönemde savaşlar önlenebilecek mi?
Bölge dışı müdahalelerin her zaman huzur getirmediği görülmüştür. Üstelik her dış müdahalenin; karışıklığı, etnik çatışmaları ve sorunları yarattığı da ortadadır. Ne şekilde olursa olsun, aşırı hırsların ve rekabetçi çatışmaların bölgedeki barış ve güvenlik ortamını bozması durumunda, bundan da en fazla bölgedeki ülkeler ve bu ülkelerin halklarının zarar görüyor. Bölge yeni yeni kalkınmanın, huzurun ve gelişmenin emarelerini görüyor ve insanlar savaşı ve çatışmaları değil, huzuru ve barışı arzuluyor.
Şimdi asıl soru şu: Trump, yeni döneminde Biden tarafından hazırlanan belgeyi uygulamaya devam edecek mi? Trump vazgeçse bile ABD içinde Biden yanlıları ve kurulan sistemden beslenenler bu politikalardan vazgeçecekler mi?
Trump’ın söylemlerini biliyoruz. Çin’e karşı savaştan ziyade ticari anlamda baskı kuracak gözüküyor. Hatta “Çin, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı durdurmamıza yardım edebilir” bile dedi. Trump, “Çin ile çok iyi şeyler yapmayı ve onlarla iyi geçinmeyi dört gözle bekliyoruz. Çin, özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı durdurmamıza yardım edebilir diye umut ediyorum çünkü bu durum üzerinde büyük bir etkileri var. Onlarla çalışacağız ve bu konuyu Başkan Xi ile gerçekleştirdiğimiz telefon görüşmesinde de dile getirdim. Umarım birlikte çalışır ve bunu durdurabiliriz” ifadelerini kullanmıştı. Trump bir şekilde Rusya-Çin ittifakını kırmaya çalışacaktır. Tıpkı 1972 yılında zamanın ABD başkanı Nixon’un Çin-Sovyet ayrışmasının ardından Çin’i ziyareti gibi.
Peki bu durum önceki planlamaları değiştirecek mi? Yoksa bu plan devam ederken mi Trump diğer hususları Çin ile müzakere edecek? Trump bölgesel savaşlarda bedel ödemek istemiyor. Peki bu durumda Çin ile savaşın maliyetini kim karşılayacak? Biden stratejisinin Avrupa ayağında, Ukrayna ve Rusya askerleri büyük kayıplar vermişti. Peki gönüllü olarak bu bölgede, ABD askeri yerine hangi ülkenin askerleri feda edecek?
Biden’ın soğuk savaş dönemindeki “rimland” benzeri yeni kenar kuşak bölgeleri oluşturma stratejisinde, Arktik ve Baltık Denizinden başlayan hat Akdeniz ve Kızıldeniz’e kadar uzatılmaya çalışılmıştı. Bundan sonraki aşamada ise Güney Çin Denizi’ne geçmeden son hat Pakistan ve Hindistan’ın bulunduğu bölgeydi ki burası Hint-Pasifik Stratejisinde en kritik alan konumundadır. Bu planın bir parçası olduğundan mıdır tartışılabilir ancak bu bölgede (Pakistan-Afganistan-Hindistan-Bangladeş) de son dönemde birtakım olayların, patlamaların ve karışıklık çıkarma girişimlerinin meydana geldiğini biliyoruz (2021 yılından itibaren Pakistan’a yönelik terör saldırılarında büyük bir artışın meydana geldiği ve Pakistan’ın Haziran 2024’te, “Azm-e-istehkam Operasyonu” başlatılmasına kadar, mezhepsel olanlar dahil bu saldırıların sürekli devam ettiğini biliyoruz. Bu kapsamda sadece Ocak 2024 ayında 130’dan fazla terör saldırısı gerçekleştirilmiştir) (Pakistan Ulusal Eylem Planı: Niceliksel Bir Analiz: Bu bölgedeki dengeler çok önemlidir. İran, Ocak, 11, 2025). Birilerinin bu bölge üzerinde tehlikeli oyunlar oynamak istediği açıkça ortada.
Pakistan, Afganistan, Bangladeş ve Hindistan’ın yer aldığı bölgede meydana gelen ve gelişebilecek bir karışıklık bütün bölgeyi etkileyecek ve bu durumdan bu ülkelerin hepsi büyük zarar görecektir. Nükleer bir silahın kullanılması durumunda ise kim kullanırsa kullansın bölgenin geleceği uzun yıllar geri dönülemez bir şekilde heba olacaktır. Bu bölgede hassas dengeleri değiştirecek herhangi bir hareket sıkıntılar yaratır. Hele dışarıdan müdahale, kışkırtma ve herhangi bir ülkeyi diğerine karşı destekleme, kısa vadede belli bir ülkeye faydalı olacakmış gibi gözükse de orta ve uzun vadede onarılmaz yaralar açacaktır. Bu anlamda en fazla olumsuz etkilenecek ülkenin de Hindistan olacağı değerlendirilmektedir. Sorunların barışçıl yollarla çözümü, dış kışkırmaların ve geçici desteklerin etkisinde kalmamak, ekonomik işbirliği ve kalkınmaya odaklanmak, insan haklarını ön planda tutmak, diplomatik yolları sonuna kadar kullanmak ve en önemlisi hislerle değil aklı kullanarak hareket etmek gerekmektedir. Bölgenin huzur, refah ve kalkınması da ancak bu şekilde ve işbirliği yöntemi ile gerçekleşebilir.
Bölgede bir risk ortamı hala devam etmektedir. Ancak oluşmuş ya da oluşacak riskler, risk yönetim stratejileri ile aşılabilir. Ancak bu bazı kritik yetenekleri gerektirir. Bu yetenekler esas itibarıyla; durumsal farkındalık ve jeopolitik alana yönelik öngörü, alanında uzmanlık ve analiz yapabilme yeteneği ile bilgi altyapısına dayalı kararlılık ve esnek düşünce kabiliyeti olacaktır. Şüphesiz bütün bunlar aynı zamanda bilge siyasetçilere, akıllı diplomatlara ve düşün insanlarına gereksinim gösterir.
Kaynakça:
www.aa.com.tr/tr/dunya/trump-abdnin-tayvani-korumasi-icin-odeme-yapmasi-gerektigini-soyledi/3277741.
Haushofer, Karl. (1924). Pasifik Okyanusu Jeopolitiği – Coğrafya ve Tarih Arasındaki İlişkilere Yönelik Çalışmalar, Kurt Vowinckel Basımevi: Berlin, Almanya.
Heiduk Felix, Wacker Gudrun. (2020). From Asia-Pacific to Indo-Pacific: significance, implementation and challenges. Research Report. From Asia-Pacific to Indo-Pacific: significance, implementation and challenges (ssoar.info).
Indo-Pasific- Strategy-Report-June-2019.
Indo-Pacific Strategy of the United States (Washington, DC: The White House, 11 February 2022.