İçeriğe geç
Değerlendirme ve Analizler Haziran 11, 2026 11 dk okuma

ANALİZ: HİCAZ DEMİRYOLUNUN ENGELLEYİCİ GÜÇLERİ

ANALİZ: HİCAZ DEMİRYOLUNUN ENGELLEYİCİ GÜÇLERİ
Haziran 11, 2026 11 dk okuma

HİCAZ DEMİRYOLUNUN ENGELLEYİCİ GÜÇLERİ

Doç. Dr. Güray ALPAR

Tümgeneral (E)

GFI Başkanı

“1908 sonbaharında raylar üzerinde ilerleyen bir tren, umudu ve heyecanı üzerinde taşıyordu. Bu sesler ümidin kesildiği bir coğrafya için yeniden doğuşu simgeler gibiydi. Hat bitmiş ancak sadece ülke içinden değil; tüm kıtalardan, Afrika’dan, Fas, Cezayir, Tunus, mısır yanında Türkistan coğrafyasından ve Hindistan Müslümanlarından yardımlar bütün engellemelere rağmen gelmeye devam ediyordu.”

Stratejinin tanımlarından birisi de tarihi olayları birbirine ve geçmişi geleceğe bağlama bilimidir. Bu ise derin bir bilgi derinliğine ve sağlam bir jeopolitik değerlendirmeye ihtiyaç gösterir. Diğer yandan ulaşım yolları kullanılarak da bir ülkenin kuşatılabileceğini tarih bizlere göstermiştir.

Buradan hareketle bazı projelerin unutulmaz bir şekilde tarihe mal olduğunu söyleyebiliriz.

Bunlardan birisi de 1900-1908 yılları arasında Şam ile Medine arasında inşa edilen “Hicaz” ya da “Hamidiye Hicaz Demiryolu” ismi ile anılan stratejik projedir (Özyüksel:2002). Proje için yurtiçi ve dışında bağış kampanyaları yapılmış, halk yoğun ilgi göstermiş, belli bir miktarın üzerinde bağış yapan kişilere Hicaz Demiryolu madalyası ve berat belgesi verilmiştir.

Eğitim camiasının ve öğrencilerin harçlıklarından biriktirerek yaptıkları bağışlar dikkat çekicidir. Ayrıca Fas, Hint Müslümanları, Cezayir, Tunus, Mısır, Libya, İran ve Kırım gibi bölgelerin yanı sıra, gayrı müslim Osmanlı vatandaşlarının da projeye bağış yaptıkları bilinmektedir. Bu proje sadece Osmanlı coğrafyasında değil tüm İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırmış ve gazete ve dergiler her gün hattı inşasındaki gelişmeleri büyük bir coşku doğuracak şekilde yayınlamaya başlamışlardır (İkdam: 3 Mayıs 1900 ve Sabah 30 Nisan 1900). Tamamen Müslüman dünyasından toplanan bağışlar ve devlet bütçesiyle hayata geçirilmiş olması, projeyi Osmanlı’daki diğer imtiyazlı demiryollarından ayıran en önemli özelliktir.

Ancak Proje Mekke ve oradan Cidde’ye kadar planlanmasına rağmen yapılan saldırılar nedeniyle ancak Medine’ye kadar tamamlanabilmiştir. Zaten bu makale incelendiğinde, buna dair bilgiler yanında kimlerin bu projeyi ve bölgenin gelişmesini istemediği yanında kimlerin buna bilerek ya da bilmeden engel olduğu da açıkça görülecektir.

Örneğin daha proje Medine’ye ulaşır ulaşmaz, Şubat 1909 tarihinde dışarıdan finanse edilen ve yönlendirilen yerel eşkıyalar, Medine hattına saldırı ve sabotajlar düzenlemeye başlamış, görevli askerleri şehit etmiş, demiryolunu tamir ile görevli olanlara saldırarak işlerini yapmalarına engel olmak istemişlerdir (Tanin: 07 Mart 1909).

Tarih bilinci, kişilere ve topluma kimlik kazandıran ve onları bir araya getiren güçlü bir nirengi noktasıdır. Diğer taraftan tarihi ve gerçeklerini tam olarak bilmek, benzer hatalara tekrar düşmeyi önlediği gibi kişi ve toplumun geleceğe daha sağlam adımlar atmasına vesile olacaktır. Başlangıçta, proje gerçekleşirse, bölge halkı geleneklerini yaşayamayacaklar, hayatları altüst olacak söylemleri ve kışkırtmalar bilinçli bir şekilde hızla yayıldı. Bu projenin gerçekleşmesini istemeyenler ve engel olanlar ile sonrasında bölge halklarını birbirine düşman edecek; “bölgenin kalkınmasını istemediler, geri bıraktılar” ve “bizi arkadan vurdular” gibi klişe “motto”ları oluşturanların aynı odaklar olduğu açıkça ortadaydı.

Her ne kadar bu demiryolunun inşası dini ziyaretleri kolaylaştırmakla birlikte, proje ile ilerleyen dönemde siyasi, askeri ve ekonomik faydaların sağlanacağı görülüyordu. Bu bağlantı aynı zamanda bölge ile İmparatorluk merkezi arasında bağlantılar kuvvetlenecek, bölge halkı ekonomik yönden güçlenecekti. Zaten daha projenin başından itibaren faydaları bir bir görülmeye başlanmıştı. İnsanlar bir araya gelmiş, yardımlaşmış, bölgeyi ele geçirme sevdasında olanlar için bunlar istenilmeyen durumlardı. Oysa şimdi olduğu gibi o dönemde de bölge ile ilgili planları olanlar vardı. Proje öncelikle bunları endişelendirmiş ve var güçleriyle engellemeye çalışmışlardı. Engel olmak zaten onların işiydi. Zaten sonraki dönemde bölgenin başına gelmeyen kalmadı. Acılar çekildi ve çekilmeye devam ediyor. Diğer taraftan oyunu oynayanlar memnun. Bölge ve civarındaki 100 trilyonu aşan kaynaklar, bu oluşumu planlayan başkaları tarafından kullanılmaya devam ediyor.

O dönemde birçok devlet bu projenin uygulanmaması için çalışıyor ve karşı çıkıyordu. Bunların başında İngilizler vardı. Onlara göre Almanlar, Osmanlı üzerinden İngilizlerin bu bölgede yerleşmelerine ve Süveyş Kanalını kullanmalarına engel olacaktı. Yine İngilizlerin, bölgede bir Yahudi devleti kurdurma fikri vardı ve bu maksatla birlikte çalışıyorlardı. Bu nedenle hemen propaganda faaliyetlerine başladılar. Onca iyi niyet ve demiryolu projesi için insanların bir araya gelmesi bir beraberlik duygusu yarattığı için öncelikle bunun halka yansımasını önlemek maksadıyla, “toplanan paralar demiryolu için harcanmıyor, paralar hazineye aktarılıyor” gibi yalan haberleri yaydılar. Proje bölgenin kalkınmasını sağlamaya başladığında ise kalkınmayı sağlayacak projeyi kendileri engellemelerine rağmen “Türkler bu bölgeyi geri bırakıyor” demeye başladılar. Ayrıca para karşılığı destekledikleri haydutlarla demiryolunun yapımı engellenmeye çalışılmış, yapılan hatlar tahrip edilmiş, hac kafilelerine saldırılar ve soygunlar düzenlenmiştir. Sadece 1908 yılında demiryolu ve telgraf tellerine yapılan sabotaj ve saldırı sayısı 130’lara ulaşmıştı. Yine 1908 yılı temmuz ayında bir gece baskınıyla 300’e yakın Osmanlı askeri katledildi.

I. Dünya Savası sırasında ise bu saldırılar daha da acımasızlaştırılmış gerek İngilizlerin gerekse desteklediği çeteleri tarafından demiryolu kullanılamaz hale getirilmiştir. Sonuçta ise Sevr Anlaşması ile Osmanlı Devleti demiryolu üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda bırakılmıştır. Bu hattın ülkeler arasındaki ticarete ve ekonomik ilişkilerin gelişmesini büyük katkı sağlayacağı bilinmesine rağmen, sırf “coğrafyalar bir araya gelmesin” diye yüzyılı aşan bir süre yapılmasının akla dahi getirilmesinin engellendiği de biliniyor. Demiryolunun faal hale getirilmesi için 1948 yılında Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye bir komisyon oluşturmak istedi ancak İsrail ile çıkan savaş buna engel oldu. İsrail buralarda insanları birbirine yakınlaştıracak bağlantılar istemiyordu ve İngilizler de daha proje başlamadan maksatlı olarak bakım faaliyetlerini üslenmişti.

Kimler neden istemedi? Lawrence’ın ve tren ve köprülerin uçurulmasında ve Osmanlı’nın bölgeyi ile irtibatının kesilmesindeki payı ne idi? Sonrasında insanlar ve coğrafyalar neden birbirinden uzak tutulmaya çalışıldı? İsrail bugün fikrini değiştirdi mi?

İçerisi siviller ve Osmanlı askerleriyle dolu trenin, pusuda bekleyen Lawrence tarafından havaya uçurulduğu biliniyor. Sadece taktik düzeyde değil, stratejik seviyede de bağlantıları koparmayı hedefleyen Trenin, yan yatmış bir şekilde hala aynı yerde durduğunu ve bunun ne anlama geldiğini şüphesiz açıkça biliyoruz.

Ancak günümüzde tarihin ve bağlantıların unutmadığı bu proje tekrar ortada.

Türkiye-Suriye ve Ürdün arasında üç ay önce imzalanan üçlü anlaşma sonrasında bu sefer Türkiye ve Suudi Arabistan, Hicaz Demiryolunu tekrar canlandıracak proje için imzaları attı. Amaç Arap Yarımadası ile Avrupa arasında bir ticaret koridoru oluşturmak. İlk aşamada Türkiye-Suriye ve Ürdün sonrasında ise Suudi Arabistan üzerinden Riyad ve oradan Hint Okyanusuna uzanılacak. Hürmüz Boğazında çıkan gerilimin dünya ekonomisi üzerinde yarattığı tahripkâr etki göz önünde bulundurulduğunda bu projenin bölge ve dünya barışı yanında güvenliği ve geleceği için ne kadar önemli olduğu ilk anda anlaşılıyor.

Ama geçtiğimiz yüzyılda olduğu gibi günümüzde de refah ve gelişmeyi istemeyenlerde yine ağrılar başlamış gözüküyor. Özellikle İsrailli yöneticilerin saldırgan beyanları ve Türkiye’yi hedef gösteren açıklamaları yanında, basında çıkan haberleri inanılmaz bir telaşı ve kışkırtmayı açıkça göz önüne seriyor. Bu geçmişte olduğu gibi yeni yöntemlerle oyunların başlayacağına işaret ediyor.

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, “Suudi Arabistan, Suriye ve Erdoğan’ın yeni Osmanlı ticaret imparatorluğu” gibi hemen kendilerince korkutucu bir başlıkla yaptığı analizde, eski ABD Başkanı Biden tarafından 2023 yılında Yeni Delhi’deki G-20 zirvesinde gündeme getirilen ve Hindistan limanlarından BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden Avrupa’ya yük taşımacılığı yapmak üzerine kurgulanmış, gerçekte uygulanması son derece zor olan projenin çöküşüne işaret ederek, projenin dikkatle takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Bunun ne anlama geleceğini ve buna yönelik engelleyici, sabote edici faaliyetlerin yapılacağını İsrail’in uygulamalarından zaten hatırlıyoruz.

Diğer taraftan Haaretz gazetesindeki analiz de bununla aynı düşünceleri gündeme getiriyor. Bunun Türkiye merkezli yeni bir merkez olacağı ve Türkiye’nin “kardeşlik coğrafyası” söyleminin Kafkaslardan, Orta Doğu’ya uzanan alanda, siyasi ve güvenlik ve diplomatik ilişkilerini kapsayan bir etki alanı hedefini taşıdığı belirtilerek “buna karşı dikkatli olunmalı” yorumu yapılıyor.

Srugim Gazetesi’nin ise dünyada iletişimin giderek geliştiği bir ortamda sadece bir demiryolu bağlantısı için attığı başlık ise inanılmaz bir şekilde ve düşmanca görünüyor: Türkiye-Suudi Arabistan imzası ölümcül darbeyi vurdu! Bu okuyanlar o anda İsrail’in çevresindeki ülkelere gerçekleştirdiği korkunç saldırılardaki bomba ve uçak seslerini duymaya devam ediyor. Zaten sorun da burada gibi gözüküyor: Ne yaptığının ve başkalarının farkında olmamak… Her zaman ifade ettiğimiz gibi İsrail, güvenlik politikalarını doğru oluşturamıyor ve herkesi öldürerek ve her yeri yıkarak güvenliğini her geçen gün daha da tehlikeye atıyor.

Kısacası kurduğu sahte düzenle bulunduğu coğrafya ve civarında herkese kan kusturan ve güçle her şeye hükmedebileceğini sananlar, barıştan, kalkınmadan, refahtan, kardeşlikten ürküyor ve bir araya gelmeyi, gelişmeyi refahı önlemek için geçmişteki yöntemlerini daha da geliştirerek, şimdiden senaryolar oluşturmanın peşinde…

Türkiye’nin kimseye peşinen bir düşmanlığı yok. Kimsenin bir karış toprağında da gözü yok. Ancak, şurası açıkça ortada; Türkiye’nin geçtiğimiz yüzyıllardan başlayarak, Ermeniler kullanılarak, Kafkasya ve Türkistan coğrafyası ile irtibatının kesilmesi, Hicaz Demiryolu ile Güneydeki coğrafi bağlantılarından koparılmak istenilmesi ve Adalar Denizi, Kıbrıs yanında Sevil gibi sahte haritalarla, en uzun kıyısı olan devlet olmasına rağmen Doğu Akdeniz’den kuşatılarak uzaklaştırılmaya çalışılmasının arkasındaki güçleri de bu bağlamda dikkatli bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Çölün ortasında yüzyılı aşkın öylece duran yan yatmış tren ise bizleri her zamankinden daha dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatıyor.

KAYNAKÇA:

Erkin, Osman. (1948). “Türk Demiryolu Tarihçesinden: Hicaz Demiryolu”, Demiryolu Dergisi.

Hülagü, Metin. (2008). Bir Umudun İnşası Hicaz Demiryolu, Yitik Hazine Yayınları: İstanbul.

Murat Özyüksel, Murat. (2002). “Hicaz Demiryolu”, Türkler, c. XIV, Tarih Vakfı Yurt Yayınları: Ankara.

Sabah Gazetesi: 30 Nisan 1900.

İkdam Gazetesi: 3 Mayıs 1900.

Tanin Gazetesi: 07 Mart 1909

PAYLAŞ: