
ANALİZ
Dr. Ersin Sünbül
(Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik)
Mayıs 2026
Kaynak: Bu analiz, “Sunbul.E, ABD/İsrail–İran Eksenli Jeopolitik Şok Senaryosunda Türkiye Tedarik Zinciri Yeniden Yapılanmasındaki Stratejik Rolü” başlıklı akademik çalışmaya dayanmaktadır.
Krizden Fırsata:
Türkiye Tedarik Zincirlerinin Neresinde Duruyor?
Tedarik zinciri yeniden yapılanması, dış politika kadar stratejik bir mesele haline geldiğinde — Türkiye için ne ifade ediyor?
Bu Analiz Kısaca Ne Söylüyor?
Küresel tedarik zincirleri kırılıyor. Salgın, savaş ve siyasi gerilimler, dünyanın dört bir yanındaki fabrikaların ve lojistik hatların birbirine ne kadar bağımlı — ve ne kadar kırılgan — olduğunu gözler önüne serdi. Bu kırılma, aynı zamanda yeni bir rekabet sahası açtı: hangi ülkeler, bu yeniden yapılanmadan kazançlı çıkacak?
Bu analiz, bu soruyu Türkiye özelinde yanıtlamaya çalışan güncel bir akademik çalışmaya dayanıyor. Araştırmacılar yaklaşık beş yıllık ticaret verisini inceleyerek şunu soruyor: Rusya–Ukrayna savaşı gibi büyük bir jeopolitik şok yaşandığında, Avrupa’daki alıcılar nereden mal almaya başlıyor? Ve daha ileri bir soru: İran üzerinden geçen enerji ve ticaret yollarını tehdit eden bir kriz senaryosunda ne olur?
Bulgular şunu gösteriyor: Türkiye, coğrafi konumu ve AB ile kurduğu ticaret çerçevesi sayesinde bu yeniden yapılanmadan kazançlı çıkabilecek ender ülkeler arasında.
Ama potansiyel, kendi kendine gerçeğe dönüşmez. Analizin ikinci yarısı tam da bunu soruyor: Bu fırsatı değerlendirmek için ne lazım?
Bölüm 1 — Dünya Değişiyor: Tedarik Zincirleri Neden Kısalıyor?
Bir iPhone’un içindeki çip Tayvan’da üretilir, kasası Çin’de monte edilir, yazılımı Amerika’da yazılır. 1990’lardan bu yana küreselleşme bu modeli mükemmelleştirdi: her şeyi, en ucuza üreten neredeyse üret.
2020 bu mantığı sarstı.
Neler Oldu?
Salgın: Kırılganlığın keşfi
COVID-19 döneminde fabrikalar kapandı, konteyner taşımacılığı aksadı, limanlarda kuyruklar oluştu. Bir otomobil fabrikası, tek bir yarı iletken bileşen bulamadığı için haftalar boyunca durdu. Tedarik zincirindeki tek bir halka kopunca zincirin tamamı işlevsiz kalabiliyordu.
Rusya–Ukrayna Savaşı: Güvenin sarsılması
Savaş, enerji fiyatlarını değil aynı zamanda ticaret güzergahlarını da alt üst etti. Avrupa, onlarca yıldır Rusya’ya bağımlı olduğunu geç fark etti; benzer bir bağımlılığın başka noktalarda da yaşanabileceğini hesaplamaya başladı. ‘En ucuz tedarikçi’ mantığının yerini ‘güvenilir tedarikçi’ mantığı almaya başladı.
ABD–Çin Rekabeti: Ekonominin jeopolitikleşmesi
Ticaret kısıtlamaları, teknoloji ambargoları, Tayvan Boğazı’ndaki gerilim… Artık bir şirketin tedarik kararları sadece maliyet hesaplamalarıyla değil, hükümetlerin jeopolitik tercihlerinden de etkileniyor.
Temel kavram: Near-shoring — üretimi tüketim merkezine yakınlaştırma stratejisi. ‘Uzak ama ucuz’ yerine ‘yakın ve güvenilir.’ Avrupa için bu, Asya’dan Akdeniz’e, Doğu Avrupa’ya ve Orta Doğu sınırlarına doğru bir kayış anlamına geliyor.
Bölüm 2 — Türkiye Nerede Duruyor?
Bu dönüşümün ortasında Türkiye hem coğrafi hem de ekonomik açıdan ilginç bir konumda. Üç kıtanın birleştiği noktada, Avrupa’nın en büyük ekonomileriyle kara sınırı veya deniz bağlantısı mesafesinde, 85 milyonluk bir iç pazarla.
Coğrafya: Bir Tesadüf mü, Strateji mi?
İstanbul’dan Berlin’e karayolu ile ortalama dört ila yedi gün. Şangay’dan Rotterdam’a en az yirmi beş gün — ve bu güzergâh büyük ölçüde Hürmüz Boğazı ya da Süveyş Kanalı üzerinden geçiyor. Bugün ‘normal’ bir dünyada bu fark görece önemsiz. Ama bir kriz anında — bir boğaz kapandığında, bir çatışma deniz yolunu engellediğinde — bu fark belirleyici hale geliyor.
Araştırma şunu ölçtü: Kriz dönemlerinde Avrupa alıcıları, Asya tedarikçilerinden uzaklaşıp Türkiye de dahil Akdeniz havzasına yöneliyor.
Bulgu soyut değil. Rusya–Ukrayna savaşı sırasında toplanan veriler, şu tabloyu ortaya koyuyor:
- Tekstil ve hazır giyimde Türkiye ve Akdeniz komşularının AB ihracat payı ortalama yüzde 8 arttı.
- Otomotiv yan sanayiinde artış yüzde 5 civarında.
- Beyaz eşyada ise yaklaşık yüzde 6.
Bu rakamlar çok büyük görünmeyebilir. Ama kısa bir sürede, herhangi bir ek yatırım olmaksızın oluşan kaymalardır. Üstelik Türkiye’nin Gümrük Birliği üyeliği, onu Akdeniz ortalamasının da yaklaşık yüzde 2 üzerine taşıyor.
Gümrük Birliği: Sessiz Avantaj
Türkiye, 1996’dan bu yana AB ile Gümrük Birliği içinde. Bu ne anlama geliyor? Türkiye’den AB’ye giden sanayi malları için gümrük vergisi yok, kota yok. Türk üreticiler, aynı oyun alanında Avrupalı rakipleriyle rekabet ediyor.
Bu çerçeve, karar anında bir Alman firmasının Türkiye’den mi yoksa Vietnam’dan mı alım yapacağını düşündüğünde ciddi bir fark yaratıyor: Türkiye’den gelen ürün hem daha hızlı geliyor hem de ek gümrük maliyeti doğurmuyor.
Araştırmacılar bu etkiyi modellerine dahil etti ve şunu buldu: Gümrük Birliği, kriz dönemlerinde Türkiye’ye ölçülebilir bir prim sağlıyor. Kağıt üzerinde bir avantaj değil — veride görünen bir fark.
Bölüm 3 — Hürmüz Senaryosu: En Kötüsünde Ne Olur?
Araştırmanın en çarpıcı bölümü, olası bir ABD/İsrail–İran çatışması ve bunun sonucunda Hürmüz Boğazı’nın kapanması senaryosunu inceliyor. Bu hipotetik bir alıştırma, ama verilere dayalı.
Hürmüz Boğazı neden önemli? Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisi bu dar boğazdan geçiyor. Günde 20 milyonun üzerinde varil. Aynı hat, Asya–Avrupa konteyner trafiğinin önemli bir bölümünü de taşıyor.
Senaryo Şunu Söylüyor:
- Hürmüz kapandığında Asya–Avrupa tedarik süresi yüzde 45’e kadar uzuyor. Normalde 25 günlük bir yol 35–40 güne çıkabiliyor.
- Bu süre uzaması, fiyatları değil aynı zamanda teslimat güvenilirliğini de etkiliyor. Fabrikalar ‘just in time’ üretim yaparken stok tutmak yerine tam zamanında teslimata güveniyor. Gecikme, üretim durmalarına neden olabiliyor.
- Avrupa’daki alıcılar için Türkiye’nin önemi bu senaryoda dramatik biçimde artıyor: Karayolu bağlantısı kesintisiz, süre tahmin edilebilir, gümrük prosedürleri Gümrük Birliği sayesinde basit.
İstanbul–Münih güzergahı 4–7 gün. Bu, bir kriz senaryosunda ‘yakın’ olmanın somut değeri.
Risk de Var: Enerji Faturası
Ama Türkiye bu senaryoda yalnızca kazanan tarafta değil. Enerji ithalatçısı olan Türkiye, Hürmüz krizinde yükselen petrol fiyatlarından doğrudan etkilenecek. Döviz kuru oynaklığı bu maliyet baskısını daha da derinleştirebilir.
Yani tablo şu: Türkiye hem kırılgan hem de avantajlı. Bu çift yönlü dinamiği görmezden gelen bir strateji, gerçeklikten kopuk kalır.
Bölüm 4 — Rakipler ve Türkiye’nin Önündeki Pencere
Türkiye bu potansiyeli yalnızca Türkiye sahip değil. Fas, Vietnam, Hindistan ve Polonya da ‘near-shoring’ yarışında önemli aktörler. Peki Türkiye’yi ayırt eden ne?
Üç Farklılaştırıcı Etken
1. Sanayi derinliği
Fas tekstilde güçlü ama otomotivde henüz gelişme aşamasında. Vietnam elektronik için tercih ediliyor ama Avrupa pazarına mesafesi dezavantaj. Türkiye ise tekstil, otomotiv yan sanayi, beyaz eşya ve makine üretiminde eş zamanlı güç. Bu çeşitlilik, tek bir şoka bağımlılığı azaltıyor.
2. Altyapı olgunluğu
Araştırmanın yapay öğrenme modelinin belirlediği en kritik üç değişkenden biri ‘lojistik altyapı kalitesi.’ Türkiye’nin karayolu ağı, liman kapasitesi ve demiryolu bağlantıları, Akdeniz havzasındaki birçok rakibinin önünde.
3. Kurumsal hafıza
Türk ihracatçılar, Avrupa standartlarını ve beklentilerini yıllardır tanıyor. Bu örtük bilgi — müşteri ilişkileri, sertifikasyon süreçleri, teslimat kültürü — kısa sürede taklit edilemiyor.
Ama Bu Yeterli mi?
Araştırma, Türkiye’nin bu potansiyeli hayata geçirmesi için iki temel yapısal sorunun çözülmesi gerektiğini söylüyor:
Sorun 1: Döviz oynaklığı. Yabancı yatırımcıların Türkiye’de uzun vadeli üretim kararı almasının önündeki en büyük engel, döviz kuru riski. Teslimat fiyatlaması, hammadde maliyetleri ve çalışan ücretleri aynı anda dalgalandığında uzun vadeli sözleşme yapmak zorlaşıyor.
Sorun 2: Vasıflı işgücü göçü. Özellikle mühendislik ve teknoloji alanlarında yaşanan beyin göçü, Türkiye’nin değer zincirinde yukarı çıkma hedefini zorlaştırıyor. Taşeronluktan tasarıma geçmek, insana yatırım gerektiriyor.
Bölüm 5 — Uluslararası İlişkiler Boyutu: Sadece Ekonomi Değil
Tedarik zinciri konuşmak, artık sadece maliyetler ve teslimat süreleri konuşmak demek değil. Bu kararların arkasında jeopolitik tercihler yatıyor.
AB–Türkiye İlişkisinin Stratejik Boyutu
Gümrük Birliği, Türkiye’yi AB’nin ekonomik yörüngesinde tutuyor. Bu bağın somut bir değeri var — yukarıda verilerle gösterildiği gibi. Ama Gümrük Birliği, hizmet ticaretini, kamu alımlarını ve tarım ürünlerini kapsamıyor. Modernizasyon, AB–Türkiye gündeminde yıllardır bekleyen bir dosya.
Bu analiz, o tartışmayı soyut bir ‘Avrupa perspektifi meselesi’ olmaktan çıkarıp ekonomik kanıta dayandırıyor: Gümrük Birliği işliyor, genişletilmesi her iki taraf için de değer üretiyor.
Orta Koridor: Kuzeyin Cevabı
Araştırmanın öne çıkardığı politika önerilerinden biri, Bakü–Tiflis–Kars demiryolu hattının kapasitesini artırmak. Bu yalnızca bir lojistik yatırım değil — Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’ı birbirine bağlayan ve Orta Asya ile Avrupa’yı kara yoluyla entegre eden bir diplomasi projesi. Çin’in İpek Yolu girişimine alternatif ya da tamamlayıcı bu güzergâh, Türkiye’nin jeopolitik konumlanmasını kuzeydoğu ekseninde somutlaştırıyor. Ama bu, elimizdeki tek koridor değil.
Bölüm 5B — Güneyin Koridoru: Basra’dan Yumurtalık’a, Oradan Avrupa’ya
Orta Koridor Orta Asya’yı Avrupa’ya bağlıyorsa, Basra–Bağdat–Yumurtalık güzergahı Körfez’i bağlıyor. İki koridor, Türkiye’nin farklı yönlerden gelen küresel ticaret akışını üzerinde taşıyabileceği tamamlayıcı bir altyapı çerçevesi kuruyor. Ve bu ikinci koridor, tam da Hürmüz senaryosunun kalbine yerleşiyor.
Kerkük–Yumurtalık: Yarım Asırlık Altyapı, Yeni Bir Fırsat
Türkiye ile Irak arasında 1976’dan bu yana faaliyet gösteren Kerkük–Yumurtalık Petrol Boru Hattı, günde 1,5 milyon varil kapasitesiyle köklü bir altyapı. Ama Mart 2023’ten bu yana hat kapalı: Bağdat ile Erbil arasındaki anlaşmazlık akışı durdurdu, iki yıl içinde yaklaşık 20 milyar dolarlık zarar oluştu.
Şimdi yeni bir müzakere süreci başlıyor. Türkiye ile Irak hattı yeniden formatlamak üzere çalışıyor: mevcut kapasitenin daha etkin kullanımı ve günlük akışın 500 bin varilden 1,5 milyon varile çıkarılması hedefleniyor. Ama daha büyük adım şu: hattın Basra’ya uzatılması.
Neden Basra önemli? Irak’ın petrol üretiminin yaklaşık yüzde 60’ı Basra Havzası’ndan geliyor. Savaş öncesinde günde 3,3 milyon varile kadar üretim gerçekleşen bu havza, dünyanın en zengin rezervleri arasında. Bu petrol bugün Hürmüz üzerinden geçiyor. Hattın Basra’ya uzanması, Körfez petrolünün Hürmüz’e muhtaç kalmaksızın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması demek.
Bu, Hürmüz senaryosunun tam merkezine yerleşen bir cevap. Bir çatışmada boğaz kapandığında, petrol akışının tek yolu kaybedilmiyor — alternatif güzergah zaten hazır.
Kalkınma Yolu: Petrolün Ötesinde Bir Vizyon
Boru hattı meselesinin yanına çok daha kapsamlı bir proje ekleniyor: Irak’ın Kalkınma Yolu. Fikir şu: Basra kıyısındaki Büyük Faw Limanı’nı Bağdat üzerinden Türkiye sınırına bağlayan 1.176 kilometre uzunluğunda yüksek hızlı demiryolu ve 1.190 kilometre otoyol inşa edilecek. Buna enerji boru hatları ve fiber optik altyapı da ekleniyor. Türkiye sınırından Mersin Limanı ve İstanbul üzerinden zincir Avrupa’ya uzanıyor.
Projenin ölçeği: Yaklaşık 17 milyar dolarlık yatırım, üç aşamalı takvim (2028–2033–2050). Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında 4’lü mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye 5 milyar dolar taahhüdünü teyit etti. Irak Ulaştırma Bakanlığı 2026 itibarıyla uygulamaya geçileceğini duyurdu.
Kalkınma Yolu’nun hedefi petrolün ötesine geçiyor. Şangay–Rotterdam hattında yük taşıma süresinin 33 günden 15 güne inmesi öngörülüyor. Konteyner trafiği de bu güzergahtan geçebilecek. Yani Basra fiilen Avrupa’ya açılıyor — hem enerji hem ticaret lojistiği açısından.
Türkiye’nin elinde artık iki koridor var: Kuzeyden Orta Asya’yı, güneyden Körfez’i Avrupa’ya bağlayan ikili bir ağ. Bu tamamlayıcılık, jeopolitik şok karşısında esnekliği büyük ölçüde artırıyor.
Bu İnisiyatifi Farklı Kılan Nedir?
Kalkınma Yolu’nun özgün boyutları şunlar:
- Çok taraflı sahiplenme: Irak, Türkiye, Katar ve BAE’nin ortak imzası projeyi tek taraflı bir Türk girişiminden çıkarıp bölgesel bir konsorsiyuma dönüştürüyor. AB’nin de bu mimariye ilgisini çekmek artık çok daha gerçekçi.
- Enerji güvenliği ve lojistik tek çatıda: Yalnızca petrol değil, gaz hatları, demiryolu ve dijital altyapı aynı güzergahı paylaşıyor. Bu bütünleşik yapı, tek bir şoka karşı direnci artırıyor.
- Hürmüz’e doğrudan alternatif: Basra petrolünün güzergahı Hürmüz’ü devre dışı bırakıyor. Kriz anında bu, fiyatı değil tedarik güvenilirliğini koruyor.
Riskler ve Açık Sorular
Kalkınma Yolu henüz tamamlanmamış bir proje. Gerçekçi değerlendirme için riskler de masada:
- Irak’ın iç siyasi dengeleri: Bağdat–Erbil anlaşmazlığı güzergahın kuzey kısmının güvenliğini doğrudan etkiliyor. İran yanlısı aktörlerin ağırlık kazanması projeyi yavaşlatabilir.
- Kerkük–Yumurtalık hâlâ kapalı: Hat yeniden müzakere aşamasında. Ne zaman ve hangi koşullarda açılacağı belirsiz.
- Finansman ve uygulama kapasitesi: 17 milyar dolarlık yatırımın zamanında hayata geçirilmesi, Irak’ın kurumsal kapasitesi ve siyasi istikrarıyla doğrudan bağlantılı.
Bu riskler projeyi değersizleştirmiyor — ama dış politika gündemini şekillendiriyor. Türkiye ve AB için asıl soru şu: Bu inisiyatifi pasif bekleyişle izlemek mi, yoksa aktif bir diplomatik çerçeveye oturtmak mı daha akıllıca?
Güvenilirlik: Görünmez Ama Belirleyici
Bir Alman firması uzun vadeli tedarik ortağı ararken sadece fiyat ve mesafeye bakmıyor. Hukuki güvenlik, makroekonomik istikrar ve siyasi öngörülebilirlik de hesaba giriyor. Bu değişkenler, nicel modellere tam anlamıyla girmiyor — ama yatırım kararlarında belirleyici oluyor.
Bu gerçek, Türkiye’nin tedarik zinciri stratejisini dış politikadan bağımsız düşünemeyeceğini gösteriyor.
Bölüm 6 — Sivil Toplum İçin Gündem
Bu analiz, politika yapıcılar ya da iş dünyası için hazırlanmış akademik bir rapor değil. Uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir STK olarak bizim için bu tartışmanın neyi ifade ettiğini de sormak gerekiyor.
Dört Somut Alan
1. Gümrük Birliği modernizasyonunu kamuoyu gündemine taşımak
Veriler, bu tartışmanın lehine konuşuyor. Hem Türkiye hem de AB için somut ekonomik kazanımlar var. Sivil toplumun rolü, bu kanıtları dolaşıma sokmak, müzakereyi kolaylaştırmak ve kamuoyu baskısını sürdürülebilir kılmak.
2. Orta Koridor diyaloğunu güçlendirmek
Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasındaki çok taraflı işbirliği, hükümetler arası müzakereye indirgenmemeli. STK’lar bu süreçte bağımsız izleme, paydaş diyalogu ve şeffaflık işlevi üstlenebilir.
3. Kalkınma Yolu ve Basra–Yumurtalık hattını AB gündemine taşımak
Körfezi Avrupa’ya bağlayan güney koridoru, Irak–Türkiye ikili müzakeresinin ötesinde AB’nin de ilgisini gerektiriyor. Enerji güvenliği, lojistik çeşitlendirme ve Körfez ülkeleriyle derinleşen ekonomik ilişkiler açısından AB için de kritik önem taşıyan bu proje, Brüksel gündeminde hâlâ yeterince yer almıyor. Sivil toplumun buradaki rolü: köprü kurmak, tartışmayı görünür kılmak.
4. Jeopolitik riski iş dünyasına anlatmak
‘Tedarik zinciri jeopolitiği’ Türkiye’de henüz geniş bir kitleye ulaşmış bir kavram değil. Araştırma bulgularını, iş dünyası temsilcilerine, yerel yönetimlere ve kamuoyuna erişilebilir bir dille aktarmak — bu analizin tam da yaptığı şey — güçlü bir savunuculuk zemini oluşturuyor.
Sonuç: İki Koridor, Bir Fırsat — Tercih Henüz Yapılmadı
Bu analiz boyunca ortaya çıkan tablo, ne saf iyimser ne de karamser. Türkiye, küresel tedarik zinciri yeniden yapılanmasından kazançlı çıkabilecek ender ülkelerden biri. Coğrafyası, sanayi altyapısı ve Gümrük Birliği üyeliği bunu olanaklı kılıyor. Akademik veriler bunu destekliyor.
Bu analize eklediğimiz güney koridoru — Basra’dan Bağdat üzerinden Yumurtalık’a, oradan Avrupa’ya uzanan Kalkınma Yolu ve Kerkük–Yumurtalık hattının genişlemesi — Türkiye’nin elindeki kozu ikiye katlıyor. Artık söz konusu olan yalnızca Orta Asya’yı değil, aynı zamanda Körfez’i Avrupa’ya bağlayan bir ülke. Hürmüz kapandığında hem enerji hem ticaret akışı için alternatif güzergâh Türkiye üzerinden geçiyor.
Ama potansiyel, kaçınılmaz bir kader değil. Döviz oynaklığı, vasıflı işgücü göçü, Irak’ın iç siyasi kırılganlıkları ve siyasi belirsizlik bu fırsatı buharlaştırabilir. Yarış da durmuyor: Fas, Vietnam, Hindistan aynı fırsata göz kırpıyor.
İki koridor, pencereyi daha geniş açıyor. Ne kadar süre açık kalacağını ise bugün alınacak kararlar belirleyecek.
Sivil toplum olarak bizim görevimiz, bu tartışmayı canlı tutmak, kanıta dayalı savunuculuk yapmak ve çok taraflı diyalogu — hem kuzeyde hem güneyde — beslemektir.