
DEĞİŞEN VE ISINAN DÜNYADA SU JEOPOLİTİĞİ
Şimdi bunca önemli olay arasında sırası mı? diyebilirsiniz, ama belki de tam sırası. Bunu anlamak için bir gün size su verilmemesi yeterli olacaktır sanırız.
Jeopolitik, devletlerin coğrafi özellikleriyle, siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir. Coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları konu alır. Bu özellikle soğuk savaş döneminde ve sonrasında önem kazanmış ve uygulama alanına konulmuştur. Bu anlamda Brzezinski, 21. Yüzyılda ekonomik ve siyasi küresel üstünlüğü sürdürebilmenin jeostratejik gereklerini kavramlaştırmıştır (Demiray: 2006:142,143).
Su jeopolitiği ise sahip olunan veya olunamayan su kaynaklarının ve buna dayalı varlıkların devletlere sağladığı veya kaybettirdikleri ve bunun siyasi alana yansıtılması ile ilgilidir. Jeopolitik ortam değişirken iklim ve coğrafyadan farklı olarak şüphesiz bu alanda da bir değişimi yaşıyoruz ki bunun geleceğimiz açısından birçok önemli etkisi olacaktır.
Tüm dünyanın giderek etkisi artan bir ısınmanın etkisinde olduğu artık herkes tarafından biliniyor. Peki bu ısınmanın etkisi jeopolitik alanda nasıl hissedilecek? Bundan maksadımız stratejiler, ekonomik ve kültürel politikalar nasıl değişecek? Şunu daha başlangıçta ifade edelim ki bazıları bu konuda çalışmalara yıllar önce zaten başladı. Diğer bazıları bir şeyler biliyor, belki söylüyor, konuşuyor ancak hiçbir şey yapmadan bekliyor. Büyük bir çoğunluğun ise gündelik koşuşturmaca ya da kontrollü uğraştırmadan dolayı olanlardan haberi bile olmuyor!
Dünya ve ülkeler için suyun artık jeopolitik ve jeostratejik bir öneme sahip olduğu yadsınamaz. Yaşam kaynağı olan suyun yerini şimdilik hiçbir içecek maddesi alamaz. Bir yaşam gerekliliği olan suyun küresel ısınma ve yanlış kullanım nedeniyle azalması yanında diğer taraftan bir güvenlik tehdidi olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
2050 yılında dünya nüfusunun 9,7 milyar olacağı ve bu nüfusun %52’sinin ise su stresi yaşayan bölgelerde yaşayacağı tahmin edilmektedir (Water Stress to Affect 52% of World’s Population by 2050, 2021). Su sorunu dünya üzerinde 3 milyardan fazla nüfusu etkileyen bir sorun haline gelmiştir (Pflieger G, De. Pryck K., 2023).
2020 Küresel Su Raporu verilerine göre, kişi başına düşen tatlı su miktarı 25 yılda %20’den fazla azalmıştır. Yakın bir gelecekte dünyadaki insanların yarısı bu yaşam kaynağından mahrum kalma riski ile karşı karşıyadır (Laimé, 2006:16).
Tedbir alınmadığı takdirde dünya su sorunlarından giderek daha fazla etkilenecektir. Yakın bir gelecekte dünya nüfusunun en az yarısı bu yaşam kaynağından mahrum olma riski ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sorunların çoğunun, 1960’lı yıllardaki Suriye ve Irak, 1970’li yıllardaki Mısır ve Etiyopya ve 1990 yılındaki Ürdün ve İsrail arasındaki sorunlar gibi çatışmaya dönüşme riski de bulunmaktadır (Dinar, 2007:22-23).Hindistan, Pakistan, Tacikistan, İran, İsrail, Mısır, Etiyopya ve Afghanistan gibi ülkeler bu bakımdan aynı riskleri taşımaktadır.Arctic Denizinin ısınmasıyla oluşacak yeni ortamın jeopolitik ortama nasıl bir jeopolitik mücadele olarak yansımaya başladığı ise zaten ortadadır. İsrail’de Netenyahu’nun Süveyş Kanalını devre dışı bırakacak Akabe Körfezi-Akdeniz açılım projesi ile Panama Kanalı üzerindeki ABD istekleri de buna katılabilir.
Dünya ülkelerinin %70’inde içme suyu kokusu ve sudaki klor oranı, tüketicileri şişelenmiş su kullanımına itmektedir (Paulich, 2013). Bu suyun metalaşmasına neden olmaktadır. Karayipler’in bazı adalarında suyun metre küp fiyatı yaklaşık 12 Euro’yu bulurken, Avrupa’da tüketicilerin su için ödedikleri bedel yıllık bir aylık asgari ücrete eş değerde bir tutar olarak sorgulanmaktadır (Paulich, 2013).
Ekonomik açıdan ele alındığında suyun değeri zaman zaman petrol gibi bir enerji kaynağı ile karşılaştırılmaktadır. 2016’da bir galon petrol fiyatının sudan ucuz bir değere düşmesi piyasaları tedirgin etmiştir (Morgan, 2016).
Aynı şekilde 2020 başlarında küresel Covid-19 salgını ve Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki petrol fiyat savaşı, petrol fiyatlarını yeniden sudan ucuz bir fiyata düşürmüştür. Avrupa Su Dayanışma (SEE) platformu, suyu yaşamın, kültürel çeşitliğinin ve etik değerlerin sürdürülmesine katkı sağlayan bütün medeniyetlerin temel bileşeni olarak tanımlamaktadır.
Gelecekte su alanlarına sahip ülkelerin, su problemi çeken ülkeler nezdinde “suyun uluslararası ortak kullanım hakkı” adı altında bir siyasi baskıya maruz kalma ihtimalini beraberinde taşımaktadır.
Endüstrinin ve tarım alanlarının ölçüsüz su çekimleri bu şekilde devam ederken, evsel su kullanımı da 1960 yılından beri son 50 yılda %600 oranında artış göstermiştir (Otto & Schleifer, 2020). Susuzluk probleminin insanlığın çözüm üretilmesi gereken en önemli temel sorunlarından birisi olduğu konusu, siyasi, ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve hatta kültürel açılardan yadsınamaz.
UNICEF’in araştırmalarına göre, her gün milyonlarca kadın ve çocuk 8,3 milyon gün ve 22.800 yıla eşit olan 200 milyon saatlik bir zamanı evlerine su taşımak için harcamaktadırlar (UNICEF: Collecting Water Is Often a Colossal Waste of Time for Women and Girls, 2016).
Güncel verilere göre kirli sudan kaynaklı ölüm sayısı yılda 3,5 milyon civarındadır. Bu ölüm oranının %61,5’ini ise çocuklar oluşturmaktadır (Deaths from Dirty Water, 2020).
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre 2025 yılında dünya nüfusunun yarısı su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşayacaktır.
Kirlenmiş su kaynakları ishal, kolera, dizanteri, tifo ve çocuk felci gibi hastalıkların yayılmasına neden olmaktadır.
Kirli içme suyuna bağlı her yıl 500.000’e yakın ishale bağlı ölüm olduğu tahmin edilmektedir.
Dünyada en azından 2 milyar insan, dışkı ile kirlenmiş bir içme suyu kaynağı kullanmaktadır.
Gereken radikal tedbirler alınmadığı takdirde; insan, endüstrileşme, modernleşme, kentleşme ve küresel ısınma faktörlerine bağlı kısır döngünün, küresel su stresi sorununun tüm dünyayı etkileyecek bir şekilde gelecek yıllar içinde etkisini sürdüreceği öngörülmektedir.
Tartışmalı sınır veya ortak bölgelerde bulunan su rezerv kaynaklarının yeni bölgesel çatışmaları artırma riski suyun küresel değerinin artması ile birlikte çoğalacaktır.
Ülkeler açısından su havzalarına sahip olmak bir avantaj olarak görülse de ülkelerin sahip olduğu su rezervlerinin küresel bir ortak payda sayılması belli çatışma risklerini de beraberinde taşımaktadır.
Küresel boyutta, su havzalarına doğru bölgesel coğrafi göçlerin yaşanması ve nüfus dengelerinin etkilenmesi sorunu suya bağlı bir küresel sorun olma riskini taşımaktadır. Özetle, küresel düzeyde bir işbirliği ile su sorunlarının çözümüne yönelik acil önlemlerin alınması gerekmektedir. İnsanlık altın olmadan da yaşayabilir, ama susuz asla yaşayamaz.
Şimdi de su konusu üzerinden Avrasya Jeopolitiğinde son dönemde yaşanan gelişmeleri anlamlandıralım.
Bilindiği üzere su yollarını ve bu yollar üzerindeki boğaz ve kanalları kontrol etmek jeopolitik açıdan bir üstünlüğü ifade eder.
Geçtiğimiz yüzyılda ABD, Hint Okyanusu ve Pasifik üzerindeki boğaz ve geçitleri kontrol ederek, Avrasya coğrafyasındaki deniz hakimiyetini sağlamayı başarmıştı. İkinci Dünya Savaşı esnasında ABD, bu yolları kontrol ettiğinden, ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarına ulaşamayan Japonya yenilgiye uğratılmıştı.
Günümüzde ise ekonomik alanda hızlı bir gelişme gösteren Çin, aynı duruma düşmemek için çemberi Pakistan ile ulaşım alanında geliştirdiği işbirliği ve eski İpek Yolunu tekrar canlandıracak “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi ile aşmaya çalıştı.
Ancak 21’inci yüzyılın başında Avrasya jeopolitiğini etkileyen önemli bir husus ortaya çıktı: Arktik Denizi. Burası Kuzey Kutbu’nu da içeren, buzlarla kaplı bir denizdir.
İklim değişikliği ve küresel ısınma nedeniyle bu denizdeki buzullar erimeye başlamıştır. Bu nedenle daha önce sadece özel yapım gemilerle geçilebilen bu alan, günümüzde Temmuz ve Ekim aylarında kısmen kullanılmaya başladı. Üstelik Arktik’deki buzullar her 10 yılda bir %15’e yakın bir oranda azalmaya devam ediyor. Muhtemelen 2050’li yıllarda bu alanda buzlar tamamen erimiş olacak. Bu da alanı giderek stratejik bir ticaret rotası haline getiriyor. Ancak bu ticaret yolunun çoğu, Rus ekonomik bölgesine bitişik sulardan geçiyor ve burayı kullanacak gemilerin Rus yetkililerden izin alması gerekiyor. Diğer taraftan bu ticaret yolu, tedbir alınmadığı takdirde, ABD donanması tarafından kontrol edilen yolların bypass edilmesi anlamına geliyor. Rekabet de bu noktalarda başlıyor.
Bu yol; Çin, Japonya ve Kore gibi bölgelerden Avrupa’ya ulaşım süresini ve ulaşım maliyetlerini önemli ölçüde azaltıyor. Örneğin, Güney Kore’den çıkan bir gemi Süveyş Kanalı güzergahını kullanarak 45-46 günde Almanya’daki bir limana ulaşabiliyorken, Kuzeyden Arktik Denizi üzerinden bu süre neredeyse 15-20 güne düşebiliyor.
2014 yılında, Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinden sonra ABD, Rusya’nın Arktik Bölgesi ile birlikte diğer bölgelerdeki enerji hakimiyetini kırmak için somut adımlar atmaya başladı. Bu alanlara Doğu Akdeniz’deki potansiyel kaynaklar da dahildi. ABD bu bölgeyi Rusların kontrolüne bırakmak istemiyor. Bu da ABD’nin, Arktik Bölgesinden Hint Okyanusuna kendi kontrolünde bir hat oluşturma girişimini açıklamaya yetiyor. ABD Başkanı Trump’ın Grönland, Kanada ve Panama üzerindeki taleplerini de. Böylece sadece enerji alanında değil, ekonomik olarak da AB ile Rusya ve Çin arasında bir ABD egemenlik alanı yaratılarak, Rusya ve Çin’inde kontrol edilmesi mümkün olabilecektir.
Sonuç olarak; Arktik-Hint Okyanusu bağlantısının, ABD açısından jeopolitik bir gereklilik olarak ortaya çıktığı görülüyor. Bu hattın kontrol altına alınması ise Tüm Avrasya coğrafyasının kontrol altına alınması anlamına geliyor. Hat, Finlandiya’nın ve İsveç’in NATO üyeliği ile tamamlandı.
Bu anlaşılmadan; Sudan’daki olaylar tam olarak anlaşılamıyor, Doğu Akdeniz’de ve Yunanistan’da ABD faaliyetleri anlamlandırılamıyor, Ukrayna’daki çatışmalar ve Finlandiya’nın ve İsveç’in neden ısrarla NATO’ya üye yapılmaya çalışıldığı üzerine ilgisiz yorumlar yapılmaya devam ediliyor.
Kısaca, su ve suya bağlı jeopolitik giderek daha fazla önem kazanıyor, kişisel olduğu kadar, ülkeleri ve hatta ittifakların geleceğini etkiliyor ve bu alanın daha ayrıntılı çalışılması gerekiyor.
Kaynakça:
Aqueduct Water Risk Atlas. (2019). “2040, Pessimistic, Water Stress”, World Resources Institute. Future. 2040 https://www.wri.org/applications/aqueduct/water-risk
DeathsfromDirtyWater.(2020).TheWorldCounts.https://www.theworldcounts.com/challenges/planetearth/freshwater/deaths-from-dirty-water/story.
Demiray, Muhittin. (2006), “Soğuk Savaş Sonrası Değişen Güvenlik Stratejileri”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 11. Sayı: 2.
Dinar, S. (2007). Water a source of conflict or cooperation? In Velma I.Grover (Ed.), Journal of Chemical Information and Modeling (Vol. 53). (pp. 21-38), Science Publishers.
Laimé, M. (2006). Quand l’eau devient une denrée rare. Ed. A. Gresh, J. Radvany, P. Rekacewicz, C. Samary, ve D. Vidal (Eds.), LAtlas du Monde diplomatique (pp. 16–17). Armand Colin.
Laimé, M. (2006). La planète en danger: Quand l’eau devient une denrée rare . Le Monde Diplomatique ( L’Atlas Géopolitique).
Morgan, R. (2016, January 7). Oil is now cheaper than water. https://nypost.com/2016/01/07/oil-is-now-cheaper-thanwater/
Otto, B., & Schleifer, L. (2020, February 10). Domestic Water Use Grew 600% Over the Past 50 Years. World Resources Institute. https://www.wri.org/blog/2020/02/growth-domestic-water-use.
Paulich, P. (2013, April 25). Nouvelles solutions pour la crise de l’eau. Le Monde Diplomatique.
Pflieger G., De Pryck K. (2023). Contextualizing discourses of climate delay: a response to Lamb et al. (2020). Institute for Environmental Sciences, University of Geneva, Geneve, Switzerland, Global Sustainability 6, e20, 1–2.
UNICEF: Collecting Water Is Often a Colossal Waste of Time for Women and Girls, 2016.
Water Stress to Affect 52% of World’s Population by 2050, 2021.
